Gidenlerden Kalanlar

Zeki Göker / Gidenlerden Kalanlar No:5

Zeki Göker / Gidenlerden Kalanlar No:5

222104 Mart 1962’de, saat 14.00’te “Ağlayan Çocuk ile Gülen Kız”ın galası yapıldı.
Oyun, bir müddet devam etti; ta ki, kostümlere ait bir ayakkabı çalınıncaya kadar…
Ayakkabı kaybolduktan bir gün sonra sahne amiri Kemal Çiftdalöz, bütün çocuk tiyatrosu elemanlarını toplayıp, –HIRSIZSINIZ – diye bağırdı. Bu lafa çocukların hepsi kızdılar. Bir saat sonra oyun başladı; çocuklar Kemal Bey’den öç alırmışçasına, sahnede tuluat yapıyor, verilen mizansenlerin dışında hareketler yapıyorlar, kısacası sahnede bir hengâmedir gidiyordu. Rejisörümüz Osman Daloğlu, salonda oyunu seyrediyormuş. İkinci tabloda gelip perdeyi kapattı ve çocuk tiyatrosunun feshedildiğini söyledi. Ayrıca oyunun geri kalan kısmını, bu şekilde oynatmadı. Osman Bey, asistanı ile birlikte bana gelip, sahnede tuluat yapanları yazarak rapor etmemi istedi. Ben de, başta kendimi, sonra da otuz beş kişilik kadronun isimlerini alt alta yazdım. Raporu kendisine verdim, Osman Bey, kendi adımı rapora yazmama kızdı. –“Onlar tuluat yaptılar, bense asistan olarak, onlara müdahale etmem lüzum gelirken, etmedim. Bu yönden, ben de suçluyum; onun için kendimi de yazdım” dedim. Osman Daloğlu, şaşkınlıkla yüzüme baktı, yürüdü gitti…
Evet çocuk tiyatrosu birimi feshedilmişti. Çok üzgündüm. Ama arkadaşlarımı satmamıştım. Bu yüzden, içimde bir sevinç vardı yine de…

TURNE

Adana’da, her sene 1 Mayıs’ta tiyatro sezonu biter, yaz tatiline girilirdi. 1 Mayıs 1962’de de öyle oldu. Ziya Bey (Akelli) turneye çıkacaklarını, kendileriyle benim de gelmemi istediklerini söyledi. Kabul edip etmeyeceğimi sordu. Çok heyecanlandım; “Gelirim” dedim. “ Ne kadar yevmiye istersin?” diye sordu. “Siz ne kadar münasip görürseniz, ben kabul ederim” dedim. “Peki” dedi ve bir kişiye daha ihtiyaçları olduğunu söyleyerek, kimi tavsiye edebileceğimi sordu. İbrahim Kökten’i teklif ettim, kabul etti. Bir hafta prova yapıldı. Eser, “Ruhlar Gelirse”. Ben, oyunun reji asistanlığını yapıyordum. Bu sayede, bana ileride büyük yardımları dokunan Gündüz Aykut (Baba)’yı tanıdım. Eserin rejisini o yapıyordu.
İlk turnede, altı kentte oynayıp Adana’ya döndük. İbrahim, yevmiyesinin13 arttırılmasını istedi. Kabul etmediler. İbrahim, ekipten ayrıldı. 1 Haziran 1962’de büyük turne başladı. Yirmi bir kentte oyun başarıyla oynandı ve Adana’ya döndük.
Hayatımda ilk defa bir tiyatroyla Anadolu’yu gezmiş oldum; bu arada Gündüz Baba’dan, tiyatro ışıkçılığını öğrendim.
1962 – 63 SEZONU AÇILIRKEN

Yeni sezon için, Devlet Tiyatrosu sanatçılarından Gürbüz Bora getirilmiş ve ilk eser olarak da “Cengiz Han’ın Bisikleti” seçilmişti. Rolüm yoktu, onun için de tiyatroya eskisi kadar sık uğramıyordum.
26 Eylül 1962’de, Osman Bey beni çağırdı. Gittim. Beni Gürbüz Bey’in yanına götürüp tanıştırdı. Gürbüz Bey’in asistanı, Ziya Akelli idi. Elime bir tekst verdiler. “Cengiz Han’ın Bisikleti”nin suflör ve kondüvitliğini yapacaktım. Çalışmaya başladık. 16 Ekim 1962 günü, oyunun galası yapıldı. Ben, bu oyunda suflörlüğü ve kondüvitlik yapmayı öğrendim. “Cengiz Han” dan sonra, “Tuzak” adlı eserin çalışmasına başlandı. Benim de ufak bir rolüm vardı; ayrıca suflör ve kondüvit yine bendim…
O sezon, sahneye konacak üçüncü oyun “Gönül Avcısı” ydı… Distribüsyon da yine Zeki Göker = Suflör ve kondüvit… Allah Allah, bu hep böyle mi olacaktı? Ne zaman kurtulacaktım bu görevden?
Ve oyunun başrolünü, tiyatro kadrosuna o yıl alınan, “Nejat Uygur” oynayacaktı. Devlet Tiyatrosu’nun, klasik tiyatronun ustalarına hiç benzemeyen Nejat Uygur, acaba bu rolü başarabilecek miydi?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu