Gidenlerden KalanlarKöşe Yazarları

Zeki Göker / Gidenlerden Kalanlar No:4

ZEKİ GÖKER TİYATRO ANILARI 4
Kitap sarayının üzerindeki boş kitap sarayında çalışıyorduk. Niyetimiz, yeni bir amatör tiyatro kurmaktı. Kamp 17’den tanıyıp arkadaş olduğum Atilla Sezici ve Orumbay Torumtay (Türkistanlı arkadaşım) ile birlikte, topluluğa alacağımız oyuncuları seçtik. İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu’nun “Andaval Palas” adlı oyununu oynayacaktık. Yeni topluluğumuzun ismi hazırdı: “Gençlik Amatör Tiyatro Topluluğu”
Kamp 17’den tanıdığımız Bünyamin Satanoğlu da aramıza katılmıştı, çalışmalara başladık. Rejiyi ben yapıyordum. Oyunu hazırladık. Tek sorun, yararına oynayabileceğimiz bir dernek bulmaktı. Günlerce aradık böyle bir derneği. Nihayet, Adana Karaay Cemiyeti kabul etti. Bize maddi bir yardım yapamıyor, sadece tiyatro salonunu almayı taahhüt ediyordu. Hasılatın yüzde kırkını da onlara verecektik.
Elimizde dekoru yapmak için paramız yoktu, kereste parasını aramızda topladık. Dekorun iskeleti meydana çıktı. Bez parası bulamadık. Sonunda oyuna bir gün kala Bünyamin, saatini rehine koyup, kaput bezi aldı. Böylece dekor tamamlandı.
20 Kasım 1961 Pazartesi gecesi, saat 20.30’da Şehir Tiyatrosu’nda oynadık. Oyun çok beğenilmişti. Bir gün, Adana Şehir Tiyatrosu’ndan Zeki Dinçsoy gelip, tiyatroda oynanacak yeni oyuna figüran ihtiyacı olduğunu söyledi. Tuncay ve beni seçti. Şehir Tiyatrosu’na yeniden dönüş yapıyorduk. Kendi tiyatromda rejisördüm ama Şehir Tiyatrosu’nda figüran! Olsun, orası benim ilk yuvamdı…
adanaTam saatinde tiyatroda, provadaydık. Müsahipzade Celal’in “Bir Kavuk Devrildi” adlı oyunu hazırlanıyordu. Provalar sonrasında, 26 Aralık 1961 günü oyunun galası yapıldı. Oyun oynanırken, Adana Şehir Tiyatrosu’nun çocuk tiyatrosu yeniden faaliyete geçti. Beni çağırdılar, gittim. Oyunun adı “Ağlayan Çocukla Gülen Kız”dı. Bana iki tane rol verdiler: Çoban ve Mareşal. Otuz, otuz beş kişilik kadrosu vardı. Sahne çalışmalarına başladık, sahneye marke dekor konuyor ve sırası gelince değiştiriliyordu. Şehir Tiyatrosu dekorcuları, çocuk oyunuyla hiç ilgilenmiyordu. Oynayanların hepsi, kendi havasındaydı. Bu yüzden, rejisörümüz Osman Daloğlu, marke dekoru bile kendisi kurup, kaldırıyordu. Bu, birkaç gün böyle devam etti. Ben her seferinde ona yardım etmek istiyor ama böyle bir durumda, arkadaşlar arasında yanlış anlaşılıp “YAĞCI” konumuna düşmek istemiyordum.
Sonunda dayanamadım ve Osman Bey’e hiç olmazsa dekor kurma konusunda yardım etmeye başladım. Böylece, aradan bir hafta geçti.
Bir gün bir panoyu kaldırırken “Zeki” dedi Osman Daloğlu; “Buyurun abi” dedim, “Seni, kendime, bu oyunun asistanı seçtim” dedi. İçim sevinçle doldu. Teşekkür ettim. Bu görevi, layıkıyla yerine getirmeye çalışacağımı söyledim.
Bir taraftan çocuk tiyatrosunda var gücümle çalışıyor, diğer taraftan da kendi topluluğumuzdaki amatör çalışmalarımızı da sürdürüyordum. 31 Ocak 1961’de, “Yeni Yıla Girerken” diye bir program düzenledik. Ve o gece “Ayıkla Pirincin Taşını” isimli oyunu sergiledik. Şehir Tiyatrosu’nda “Bir Kavuk Devrildi”den sonra oynanmak üzere, Orhan Asena’nın “Kocaoğlan” adlı eseri seçilmişti. Rol dağılımı yapıldı. Tuncay’a, İbrahim’e ve bana çok güzel roller verildi. Gazozcu, kolluk memuru, kuruyemişçi…
Devlet Tiyatrosu’ndan gelen Coşkun Orhon, Kocaoğlan’ı iki gün çalıştırdı ve gitti. Üç gün sonra, onun yerine Şeref Gürsoy geldi. Oyunu sahneye koydu ve Kocaoğlan rolünü de büyük bir başarıyla oynadı. 7 Şubat 1962’de, Kocaoğlan’ın ilk gösteriminde Adana seyircisi, oyunu ayakta alkışlıyordu.
Bir gün Şeref Gürsoy, kuliste antresini beklerken, beni seyretmiş ve yanında duran figüranlara kim olduğumu sormuş, söylemişler; “Bu çocuk çok kabiliyetli, Türk tiyatrosu önemli bir aktör kazanacak” demiş.
Bunu duyduğumda, ayaklarım yerden kesildi. Yaptığım işe daha çok sarılır, sahiplenir oldum. Çalıştığım her rejisörden, yeni bir şey öğreniyor olmak ve her gece sahnede aynı oyunu oynarken bile yeni bir şey daha öğrendiğimi fark etmek paha biçilmezdi…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu