Gidenlerden Kalanlar

Zeki Göker / Gidenlerden Kalanlar No:3

ZEKİ GÖKER TİYATRO ANILARI 3
1 (625)Adana Şehir Tiyatrosu’nda “Leylek Sultan” ve “Köşebaşı” devam ediyordu.
Bir gün, lise birinci sınıfta, Orumbay ile konuşurken aklıma bir şey geldi: “Biz, kendimiz bir topluluk kurup, oyun oynayamaz mıyız?” dedim; “Bir derneğin temsil kolu olmak lazım” dedi. O gün, teneffüste ve derslerde hep bu konuyu konuştuk. Derste hocanın anlattığı, bir kulağımızdan giriyor, diğerinden çıkıyordu. Aklımız fikrimiz, kuracağımız toplulukta idi. Orumbay’ın aklına, babasının üye olduğu “Türkiye Kuvay-i Milliye Mücahit ve Gazileri Cemiyeti Türkistanlılar Şubesi” geldi. Orumbay, Türkistan göçmeniydi. Onların temsil kolu olarak ve onların yararına oynayabilirdik. Orumbay, yarın görüşeceğini söyledi. İki gün sonra, Orumbay neşeyle yanıma geldi ve müjdeyi verdi. Dernek, teklifimizi kabul etmişti. Şimdi iki mesele kalmıştı; topluluğu kurmak ve eser seçmek…
Her gün kütüphaneleri dolaşıyor, eser arıyordum. Fakat istediğimiz gibi bir eser bulamıyordum. Önceleri Haydar Edusku’nun “Duygusuzlar” adlı eserini oynayalım dedik; fakat bu eser bize çok güçsüz geldi. Hem elimizde kız eleman yoktu. Seçeceğimiz eserin ‘kız’sız olması şarttı.
Bir gün, her hafta okuduğumuz Artist Mecmuası’nı karıştırırken bir ilan gördüm. “Amatörlerin her yerde oynayabileceği ‘kız’sız bir oyun: Kamp 17”. İlanı Orumbay’a gösterdim, “Hemen isteyelim” dedi. İlanı Dormen Tiyatrosu vermişti. Hemen mektup yazıp, eseri istedik. Bir hafta sonra “Kamp 17” ödemeli olarak adresimize geldi. Heyecanla okuduk. Biraz ağır bir eserdi ama hoşumuza gitmişti. Şimdi mesele, topluluğu kurup rol dağılımını yapmaktı. Eser de aksi gibi hayli kalabalıktı.
Çocuk tiyatrosunda sevdiğimiz ve “İbrahim Ağabey” dediğimiz bir genç vardı; durumu anlattık. Bizimle çalışmayı kabul etti. Çocuk tiyatromuzdan birkaç eleman daha aldık; bazıları da dışarıdan bulunup, roller dağıtıldı. Adana Şehir Tiyatrosu’ndaki yönetmenimiz Osman Daloğlu’na eserin reisini yapmasını rica ettik. Kabul etti. Bir ay kadar çalıştık fakat bu çalışmalar verimli olmadı. Çünkü oyuncuların çoğu provalara düzenli gelmiyordu. 1961 yılının 15-16-17 Nisan günleri Şehir Tiyatrosu salonu “Kamp 17”yi oynamamız için bize tahsis edilmişti. Oyuncuların disiplinsizliği yüzünden Osman Bey rejiyi bıraktı. Eserin oynanmasına üç gün kalmıştı. İbrahim Ağabey, yönetici olarak başımıza geçti. Üç gün, gece gündüz prova yaptık. Birinci perde zaten çıkmıştı, daha çok ikinci ve üçüncü perdeyi çalıştık. Ama ezberlerimiz çok zayıftı.
Bir ay önce, oyunun provalarına başladığımız günden itibaren her gece, provadan sonra elimizde boyalar sokaklara, caddelere, yerlere “Kamp 17”, “K.17” yazıyorduk. Şehirde, “K.17” herkesin dilindeydi. Yine bir gün yazılamaya çıkmıştı,; grup halinde caddelere yazıyorduk. Ben kendi bölgemi yazıp eve döndüm.
Ertesi gün gazetelerde bir haber: “KAMP 17 ESRARI AYDINLANDI!”
“Günlerden beri, şehrimiz halkını telaşa düşüren, yerlerde ve duvarlarda yazılı ‘Kamp 17’nin ne olduğu anlaşılmıştır. Dün gece duvarlara yazıyı yazan iki liseli öğrenci Bünyamin Satanoğlu ve Atilla Sezici, gece bekçileri tarafından yakalanmış ve karakola götürülmüştür. Gençler, ‘Kamp 17’nin, yakında Şehir Tiyatrosu’nda oynayacakları oyunun adı olduğunu açıklamışlardır.”
Adana Emniyet Teşkilatı, günlerdir bizi yani “Kamp 17”yi yazanları arıyormuş. Bir sene evvel yapılan ihtilalde, üniversitelilerin parolası K.555’ti; bundan ötürü “K.17” herkesi telaşlandırmış.
15 Nisan 1961 de “Kamp 17”yi, Şehir Tiyatrosu’nda oynadık. Bunu, 16 ve 17’si takip etti. Oyunun birinci perdesi mükemmel oynanıyor ancak ikinci ve üçüncü perdede ezber zafiyeti ve mizansen yokluğundan, aksıyordu.
O günler, ikinci ve üçüncü perdeyi nasıl oynadığımıza hâlâ şaşarım… Oyundan çıkıp eve geldiğim zaman, tir tir titriyordum. Ve şunu öğrenmiştim; tiyatro bir disiplin işiydi; bütün oyuncular büyük bir ciddiyetle provalara katılmak zorundaydı, yeterince hazır olmadan sahneye çıkmak çok yorucuydu. Özel bir tiyatroyu yönetmek çok zordu…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu