Köşe YazarlarıYurttan Haberler

Zeki Göker / Bir Oda Tiyatrosu Hikâyesi

1965 yılının, 27 Mart “Dünya Tiyatrolar Günü”nde, ‘Ziyapaşa Oda Tiyatrosu’nun açılışı yapıldı. Adana kenti ikinci bir tiyatro salonu kazanmıştı. Açılış gecesi “Tartuffe” oyunu büyük bir başarı ile oynandı ve oyun sonrasında bir açılış kokteyli verildi. Açılış gecesi, Belediye Başkanı ve diğer görevliler gittikten sonra Macit Flordun, Özkan Gürol ve tiyatrodan atılan diğer sanatçılardan birkaçı Ziyapaşa Oda Tiyatrosu’na geldiler ve Oğuz Bora’ya hakaret dolu sözler sarf ettiler. Çok tatsız bir olaydı fakat yaşam devam ediyordu.
Oda Tiyatrosu’nda “Tartuffe” ve Büyük Sahne’de “Hisse-i Şaiya” devam ederken, Recep Bilginer’in “İsyancılar” oyununun provaları başladı. Oyunun rejisini Fikret Tartan yapıyordu. Bana ‘Yüzbaşı’ rolünü vermişti. Okuma provalarındaydık… ‘Öğretmen’i oynayan Altay Tanur, her provaya geç geliyordu. Geç gelmeyi alışkanlık hâline getirmişti adeta. O gün yine geciktiği için Fikret Tartan, ‘Öğretmen’ rolünü Altay Tanur’dan aldı ve bana verdi. Benim oynadığım ‘Yüzbaşı’ rolünü de Gündüz Aykut’a. Provalar hızla ilerliyordu.
“İsyancılar”ın reklamının çok iyi bir şekilde yapılmasını istiyorduk. Oğuz Bey’e boya ile oyunun adının yollara yazılmasını teklif ettim; kabul etti. Bir şablon hazırladık. Şükrü Üstün ve ben 17 Nisan gecesi Adana’nın yollarına “İsyancılar” yazmaya başladık. Ancak şablon biraz küçüktü, yazı uzaktan belli olmuyordu. Bu yüzden, fırça ile büyük harflerle yazmaya başladık. O gece sabaha kadar yazdık. Bütün yollar, caddeler “İsyancılar” yazılarıyla dolmuştu. Son olarak, Küçük Saat’ten Çakmak Caddesi’ne inen yolun başına yazarken bir bekçi geldi. “Siz misiniz bunları yazan?” diye sordu. “Evet” dedik. Hemen düdük öttürdü. Etrafımız bekçiyle doldu. Aynı anda yıldırım ekibi geldi, bizi ciplerine atıp Emniyet Müdürlüğü binasındaki Birinci Şube’ye getirdiler. Birinci Şube Şefi, yeni bir örgüt ile karşı karşıya olduğunu düşünerek bizi sorguya çekti. Ancak Şehir Tiyatrosu sanatçıları olduğumuz ortaya çıktığında sıkı bir fırça yiyerek gözaltına alınmaktan kurtulmuştuk.
Ziyapaşa Oda Tiyatrosu, bir süre Adana Belediyesi’nin hizmetinde sürdü. Ancak bir süre sonra Büyük Salon’un gölgesinde kalarak oyun oynanamaz oldu ve bakımsız bir hâle dönüştü. Bunun üzerine bizler, Adana’daki genç tiyatrocular yoğun bir ısrar ile Ziyapaşa Oda Tiyatrosu’nu kullanmak üzere istedik; etkin kişilerin araya girmesi sonucu, Adana Belediyesi ‘Ziyapaşa Belediyesi Oda Tiyatrosu’nu bize tahsis etti. Artık bir tiyatro salonumuz vardı. Biz genç tiyatrocular için en büyük mutluluk kaynağıydı. “Adana Sanat Tiyatrosu”nu kurduk ve artık kendi özel tiyatromuzda, bu doksan kişilik salonda tiyatro yapacaktık. Ancak salon bir süre kapalı kaldığı için bakım istiyordu. Var gücümüzle salonu restore etmek için çalışıyorduk. Çevre il ve ilçelere turnelere gidiyor, turne geliriyle salonun giderlerini karşılıyorduk. Bu arada salonun açılışında oynayacağımız oyunun provaları sürüyordu. Cahit Atay’ın yazdığı “Ana Hanım Kız Hanım”.
Giderek çalışmalar tamamlandı ve tiyatronun açılış tarihini saptadık. 3 Şubat 1967 günü gala yapacaktık. Adana’ya yeni bir tiyatro kazandırmanın coşkusuyla geceli gündüzlü çalışıyorduk. İlân ettiğimiz gala gününden iki gün önce, Belediye Başkanı Ali Sepici’nin basın danışmanı Osman Yereşen, oynayacağımız oyunun metnini okumak istediklerini, bunun zaman alacağını, bu nedenle de gala gününü ertelememizi istedi… Anladık, etrafımızda bir şeyler dönüyordu; birileri bizimle oynamaya başlamıştı yine. Oyunun metnini verdik, aradan günler geçti ama Osman Yereşen’den bir yanıt gelmiyordu. Belediyenin içindeki dostlarımızdan bir türlü neden bekletildiğimize dair bilgi alamıyorduk. Bir şeyler tezgâhlanıyordu, bize olumlu yanıt verecek diye beklediğimiz Belediye Başkanı Ali Sepici, bir gece sabaha karşı Ziyapaşa Oda Tiyatrosu’nu ‘Komünistlerin salonu’ gerekçesiyle, Belediye’nin dozerlerine yıktırıyordu. Salonun önüne geldiğimizde bina yerle bir olmuştu. Gözyaşlarımızı tutamadık…
Tiyatroya yürek vermiş insanlar için tiyatro salonları çok değerliydi. Onun yobaz, hoyrat ellerce yerle bir edilmesi, biz genç tiyatrocular için unutulmaz bir anı olacaktı. Ne acıdır ki, ben bunu uzun yıllar boyu tiyatro yaşamımda birçok kez yaşayacaktım…

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı