Gidenlerden KalanlarKöşe Yazarları

Zeki Göker / Adana Şehir Tiyatrosunda Huzursuzluk!

“Gönül Avcısı” başladıktan sonra, tiyatroda saat 15.00 matineleri de başladı. Bu matinelerde, “Cephede Piknik” ve “Pusuda” adlı tek perdelik iki oyun hazırlandı. “Cephede Piknik”te rolüm vardı; iki eserin de kondüvit ve süflorü bendim.
Öte yandan, kendi amatör topluluğumuzda da “Ayıkla Pirincin Taşını” adlı oyunu hazırlıyorduk. Oyunu, Bünyamin Satanoğlu ve ben yönetiyorduk; tiyatromuzun adı ise, “Gençlik Amatör Tiyatro Topluluğu” idi.
Amatör tiyatromuzda oyunları çıkarmayı başardık. Ceyhan Öğretmenler Derneği ile anlaşıp, 3 Şubat 1963 günü, Ceyhan’ın Yiğit Sineması’nda, üç matine üst üste oynadık. “Pusuda”, amatörlük günlerimin en başarılı oyunlarından biri olmuştu. ‘Bostancı Dursun’u severek, isteyerek oynadım. Ceyhanlıların, oyun boyunca süren alkışlarının sesi, hiç kulaklarımdan gitmeyecekti…
adana zeki gökerBir şey daha öğrenmiştim; bir oyuncu, kendini aklıyla yönettiği zaman, sahnede neyi, nasıl yapması gerektiğini daha doğru kavrıyor. Ben de, belki de gerçek aktörlüğün duygusunu, tadını Ceyhanlılarla kavramıştım. Ceyhan’da, ilk matinede oynarken bir kaza oldu. “Pusuda” oyununda, ‘Yaşar’ rolünü oynayan Ayhan Yaratkantürk, yanlışlıkla elindeki çifteyi ateşledi. İçindeki barut, olduğu gibi gözlerime geldi. Çok korkmuştum ve gözlerim çok acımıştı. Fakat hiçbir şey olmamış gibi, oyuna devam etmek zorundaydık. Akşam son oyundan sonra Ceyhan’ın, çoğunluğu avukat ve doktorlardan oluşan kalabalık bir grubu, sahne arkasına gelip, bizleri tebrik ettiler.
Tiyatroda, sezon başından beri rejiyi, Gürbüz Bora yapıyordu. Çok iyi bir insan ve değerli bir rejisördü. Ondan çok şey öğreniyordum. Herkese karşı sıcak ve sevecendi. Ancak, oyuncular arasındaki anlaşmazlıklar yüzünden, son zamanlarda tiyatronun içinde üzücü olaylar peş peşe yaşanmaya başlamıştı. Dalkavukların da etkisiyle, Gürbüz Bey de bu olaylara karışmıştı.
Son olarak “Ağaçlar Ayakta Ölür” adlı oyunu sahneye koydu. Bu oyunda, yine suflör ve kondüvitlik yapmakla birlikte, ‘Hırsızların hırsızı’ adlı bir rolüm de vardı. 2 Mart 1963 günü, altmış beş günlük yevmiyem olan altı yüz elli lirayı almak üzere, tiyatronun muhasebesine başvurdum. Fakat muhasebeci Suavi Aydoğmuş, ‘mali yıl geçti’ gerekçesiyle, paramı vermedi. Tiyatrodan para istemek beni çok utandırdığı için, herkesten sonra muhasebeye gitmiş ve paramı alamamıştım. Hiçbir şey söyleyemedim, oradan çıktım çünkü zaten para istemeye utanıyordum…
Tiyatrodaki huzursuzluklar, Gürbüz Bey’i çok tedirgin etmişti. Elinden geldiğince ortalığı yatıştırmaya ve huzuru sağlamaya çalışıyordu. Fakat maalesef işler iyice çığırından çıktı.
Muhasebeden düş kırıklığı içinde çıkıp, tiyatroya girerken, merdivenlerde Gürbüz ağabeye rastladım: “Eh, artık gidiyorum Zeki, hadi vedalaşalım.” dedi. Elini sıktım. Yanaklarından öpmekte tereddüt ettim. O, bana sarılarak yanağını uzattı, öpüştük… O, benim‘Ustam’ dı… Her şeyi bırakarak gidiyordu. Gözlerim dolu dolu, içim isyanla  dolmuştu. “Çalış Zeki! Çalış… Başaracaksın!” dedi ve yürüdü. Tekrar döndü ve kapıdan bağırdı. “Çalış Zeki, çalış ve yılma!”
Bu sözler, kulağımdan günlerce gitmedi. Evet, bu meslekte başarılı olabilmem için, çalışmalıydım ve adana zeki göker2yılmamalıydım… Çalışmak ve yılmamak mümkündü ama entrikalar, Ali Cengiz oyunları, cadı kazanları… Bunlara katlanmak zordu…
Bir şey daha öğrenmiştim, Gürbüz Ağabey o gün giderken, yalnız dekorcu Ali Ateş ve aktör Güneri Kocatepe onu uğurlamaya gelmişti. Ona dalkavukluk yapanlardan hiç kimse yoktu. Ne çabuk satmışlardı onu…
Gözlerim dolu dolu, içimden ona söz verdim: ‘Sana söz veriyorum Gürbüz Ağabey, çok çalışacağım, yılmayacağım ve başaracağım! Ama tiyatroda kimseyi satmayacağım…’

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu