HaberlerYurttan

Yücel Erten: İzBBŞT Kuruluş Sürecinde Düşünce ve Gözlemler

İzmir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın kadro sınavında elenen sanatçılar, elemelerin adil bir biçimde yapılmadığını savundu. Sıvana katılan çok sayıda sanatçı duruma sosyal medya hesapları üzerinden tepki gösterdi. İzBBŞT Genel Sanat Yönetmeni Yücel Erten, oyuncu seçme sınavlarına dair açıklamalarını “İzBBŞT’nın kuruluş sürecinde düşünce ve gözlemler” başlığı altında yayımladı.

Erten’in, sosyal medya hesabından iki bölüm halinde yayımladığı açıklamalarının tamamı ise şöyle:

İzBBŞT Kuruluş Sürecinde Düşünce ve Gözlemler (I)

Tiyatro çok alımlı, çekici bir alandır. Bilir-bilmez, yakın-uzak, deneyimli-deneyimsiz, başarılı-başarısız pek çok insan, tiyatronun her alanında fikir beyan etmeye, eleştirmeye, yargı koymaya bayılır. Bunda bir kötülük yok tabii. Alanın çekiciliğini arttırır, daha renkli kılar.

Bu bağlamda benim tiyatro cephesindeki yürüyüşümü, siyasal tercihlerimi, kurumsal yaklaşımlarımı, düşünce ve savlarımı, üretimimi beğenmeyenler, eleştirenler olacaktır, doğaldır. Ben de vilayet binası önünde asker mektubu yazmadığım için, sadece önemsediğim konuları yanıtlarım. Şu sıralar çok önemli bir yanılgı var, onu yazmalıyım.

Görüyorum ki, tiyatro dünyamız bir gelişmeyi kavramakta zorlanıyor. Belki inanmayacaksınız ama, kuruluş çalışmalarını sürdürdüğümüz İzBBŞT (İzmir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları) sanatsal anlamda özerk bir yapıdır. Bu konu, Türkiye’de ödenekli bir yerel yönetim tiyatrosunun yönetmeliğinde ilk kez güvence altına alınmıştır. Daha önce basında bunu dile getirmiştim ama, dikkatlerden kaçmış sanırım. Bu, ülkenin tiyatro pratiğinde dev bir adımdır. Hani biz tiyatrocular “Sanat özgür olmalı” diyoruz, “Vesayet altına alınmamalı” diyoruz, “Tiyatroyu tiyatrocular yönetir” diyoruz ya; işte bu özlemler doğrultusunda büyük bir hamledir. Demokrat ve sanatsever Sayın Başkan Soyer ve çalışma arkadaşları, bu ülkede ilk kez böyle cesur bir adımın atılmasını desteklediler. Kabul etmek gerekir ki, bu tür ilerici ve demokrat adımlar, salt tiyatro sanatının esenliği için yararlı olmakla kalmaz, toplumun geleceği için de referans oluşturur, ilerleme sağlar. “Merdiven basak basak” der o türkü…

Tiyatro sanatını bir kurum olarak öz erkine kavuşturmaktan çekinmeyen bu cesur adımın değerini, en azından tiyatrocularımızın anlaması beklenirdi. Ama alışkanlıklar insanların yakasını kolay bırakmıyor. İzBBŞT oyuncu seçmelerine yönetmelik gereği kabul edilmeyen veya seçmelerde elenen kimi tiyatrocular, Sayın Başkan’a başvuruyor ve kurumun tuttuğu yolu şikayet ediyorlar. Bence eleştirmelerinde ya da şikayet etmelerinde de bir sorun yok. Ama Sayın Başkan’ın talimatla işe el koyması, yönetmeliği değiştirmesi, birilerini tiyatroya alması, sınavları iptal etmesi gibi talepler ortaya dökülüyor. Telefonlar, mesajlar, imza toplama aracılığı ile kamuoyu baskısı oluşturarak, Sayın Başkan’dan bu yönde davranması isteniyor.

Sohbetimizi şöyle bir tesbitle sürdürelim: Yeni kurulan bir tiyatronun kadrolu sanatçılarını hangi yöntemle ve nasıl bir süreçte seçeceği, tümüyle sanatsal bir tercihtir. Beğenirsin, beğenmezsin, eleştirirsin ama; bir usulsüzlük yoksa ne siyasal erkin, ne bürokratların, ne de adayların ve yakınlarının konuya müdahalesi söz konusu olabilir.

İşte bu tesbit ve yukarda sıraladığım davranışlarla, tiyatro dünyamızın karşısına çok yakıcı ve temel bir soru çıkıyor: Tiyatroya gönül vermiş bu sevgili ve değerli arkadaşlar, bir kurumun sanatsal tercihlerinin, siyasi müdahelelere açık olmasını mı savunuyorlar? Olağanüstü bir duyarlılıkla bundan kaçınmayı seçmiş ve tiyatro sanatına bir özgürlük alanı açmış olan saygıdeğer Tunç Soyer’den, bu soylu davranışını çiğnemesini mi istiyorlar? İyi ama, nerede kaldı bir sanat kurumunun sanatsal özerkliği? Hani ödenekli sanat kurumları siyasal erkin vesayeti altında olmasın istiyorduk? Hani tiyatroyu tiyatrocular yönetsin diyorduk? Bu ne yaman bir çelişki şimdi? Mantık nereye kaçtı? Aydın sorumluluğu nereye saklandı acaba?…

İşin kötüsü, sadece sonuçtan hoşnutsuz bireylerin değil, artık belli bir bilince ulaşmış olmasını beklediğimiz kurumsal yapılar ve toplulukların bile bu gaflete sürüklendiğini gözlemliyoruz. Oysa tiyatro dünyamızın özerklik özlemlerine yüreklilikle alan açan siyasal erki, müdahaleci bir tutum takınması için manevî baskı altına almaya çalışmak, tiyatromuzun esenliği açısından fevkalade tutarsız bir davranış.

Sanatınızın özgürlüğüne gerçekten düşkünseniz, vazgeçin bundan. Bakın, ben Kurucu Genel Sanat Yönetmeniyim. Oklarınızı bana çevirin, ben göğüslemeye hazırım. Ama siz de artık aydınlık görüşlü sanatçılar olarak, siyasetin sanat kurumları üzerinde vesayet kurmasını istemekten vazgeçin lütfen.

Anlaştık mı?…

İzBBŞT Kuruluş Sürecinde Düşünce ve Gözlemler (II)

İzBBŞT’nun sanatçı kadrosunu belirlemek için, sınav kurulundaki meslekdaşlarımla, eleme-seçme-sınav konusuna günde 8-10 saat arası doğrudan mesai harcamaktayım. Bugün aralıksız dokuzuncu gündü. Sadece oyunculuk kısmı daha 2 gün sürecek. Bu temponun içinde sosyal medyaya boca edilen anlamlı-anlamsız, akıllı-akılsız bütün sorulara cevap vermem düşünülemez. Ama ben yine de geriye kalan zamanda, elimden geldiğince, önemsediğim bazı konulara bireylerden bağımsız olarak değinmeyi sürdüreceğim. Tarihe kayıt düşülmüş olsun. Merak etmeyin, “Neden öyle bir eleme yöntemi?” sorusunu da yanıtlayacağım. Ama önce ahlâki bir soruna değinmem gerekiyor. Çünkü akıl, soru ve sorunlarda önem sıralamasını önerir. Önce önemli bazı noktalarda anlaşıp, onları bir kenara koyabilmeliyiz ki; tartışma demagoji patinajına, boş bir lâf yarıştırmaya dönüşmesin.

Sorunu açıklamak için İzBBŞT Oyunculuk sınavının ilan edildiği tarihe dönelim. Sınava ilişkin bilgiler, son başvuru tarihinden 16 gün önce, yani 4 Haziran 2021’de şu şekilde ilan edilmişti:

“OYUNCULUK SINAVI Adaylarda aranan nitelikler: Üniversitelerin, konservatuvarların Oyunculuk Anasanat Dalını veya yurt dışında denkliği Milli Eğitim Bakanlığınca kabul edilmiş okulları bitirmiş olmak, tercihan ödenekli veya özel tiyatrolarda kendini kanıtlamış, deneyim kazanmış olmak.

Sınav bilgisi: Oyuncu sınavı ‘İlk Eleme’: Adayın kulak, ritm ve ses niteliğine bakılacak; hareket, dans ve bedensel esnekliği sınanacaktır.

Oyuncu sınavı ‘İkinci Eleme’: Mevcut sağlık koşulları nedeniyle, adaylar sınavın bu bölümünde performanslarını tek başlarına sunacaklardır.

Yabancı ya da yerli oyunlardan seçilmiş (klasik-modern), bir dram, bir komedi parçanın oynanması istenecek ve oyunculuk performansı bu parçalar eşliğinde tüm yönleriyle değerlendirilecektir.

Oyuncu sınavı ‘Son Değerlendirme’: Bu aşamada gerekli görülürse ilk ve ikinci elemede istenen performansların tekrarı istenebilecek; jüri üyeleri tarafından mülakat niteliğinde gerekli sorular sorulabilecek ve eğer varsa adayların sunmak-söylemek istedikleri mesleki anlamda farklı yetenek ve özellikleri uygun görülürse izlenecektir.

”Elenmiş olan bazı adaylar, sınav tarihinin çok geç ilan edildiğini bir bahane ya da eksiklik olarak öne sürüyorlar ama bu haklı bir eleştiri değil; çünkü aynı ilanda şu ifade de yer alıyor: “Sınav tarihleri, pandemi koşullarına ve aday sayısına göre, son başvuru tarihinden sonra ayrıca ilan edilecektir. Haziran ayının ortasında yapılacak olan bu ikinci duyuruda adaylara branşlara göre sınav tarihleri ile sınav yer ve mekânlarına ilişkin bilgi verilecektir.” Yani o sınavlara girmeye karar vermiş olan bütün adayların, hazırlanmak için sınav tarihlerinin açıklandığı 22 Haziran tarihine kadar 18 gün, sonrasında da 4 gün olmak üzere toplam 3 hafta süresi vardı. Orada bir yumurta-kapı meselesi yaşandıysa, bunun sorumlusu kurum olamaz.

Peki, daha 4 Haziranda, ilk elemede “Adayın kulak, ritm ve ses niteliğine bakılacak; hareket, dans ve bedensel esnekliği sınanacaktır.” denilmiş mi? Denilmiş.

1000’i aşkın başvurudan 855 kişinin ilanda belirtilen kriterlere uyduğu görülmüş. Bir önemli ayrıntı daha verelim: Şikayet hummasına yakalanan bazı kişilerin iddia ettikleri gibi, ilk elemede 700-800 kişi falan elenmiş değil. Negatif şehir efsaneleri uydurmanın gereği yok. İlk elemeye ya da seçmeye 541 kişi katılmış. Bu adaylar 5 gün boyunca 8-10 saat süren ilk eleme sürecinde sınanmış, 158 kişiye ikinci aşamaya katılma hakkı tanınmıştır. Onu izleyen 4 günlük ikinci aşamada bu sayı yarıya indirilecek, 2 gün sürecek son aşamada da İzBBŞT’nin 36 kişilik oyuncu kadrosu seçilmiş olacaktır. Sınav ilanını okumuş herkesin bunun bir yöntem olduğunu kavramış olması beklenir.

Şimdi artık herkesin yüzleşmek zorunda olduğu ahlâki sorunumuzun adını koyabiliriz: Eleme-seçme sürecinin nasıl işleyeceğini adayların belirlemesi gibi bir ihtimal bulunmadığına göre; kurumun belirlediği yöntemin güvenilir olup olmadığına aday kendisi karar verecektir. İlandaki bilgiye sahip olarak sınava girmek ya da girmemek her bireyin özgür iradesine kalmıştır. Bu yöntemi kamuoyu önünde eleştirmesinin, tartışmasının, reddetmesinin önünde de hiç bir engel yoktur. Demek ki 16 gün boyunca düşünüp değerlendirebilir, böyle bir yöntemi uygun bulmuyorsa başvurmayabilir, bu yarışa girmeyebilir. Ama sınava girmişse; uygulanacak yöntemi de kabullenmiş sayılır. Doğal ki her sınavdan başarılı çıkanlar da olacaktır, başaramayanlar da. Ama başarısız sayıldığını öğrendiği zaman, objektiviteden yoksun ifadelerle bu yönteme veryansın etmeye başlıyorsa, orada ahlâki bir sorun vardır. “Kazanırsam süper; kazanamazsam bu sınav, bu yöntem, bu jüri skandal!”…

Başlangıçta dediğim gibi, eleme ve seçme yönteminin gerekçelerini de açıklayacağım, diploma konusuna da döneceğim. Ama bence siz de bu saptamayı üstünkörü okuyup geçmeyin, hemen unutuvermeyin, konuyu başka sorunlara kaydırmayın; üstünde biraz durun: ‘Ahlâki bir sorun’…

Başa dön tuşu