Köşe Yazarları

Yeşim Özsoy / Tiyatronun Uzuvları

Tiyatronun dinamikleri üzerine bir düşünsek şimdi, şu zamanda…
Yönetmenlik dersinde yönetmenliğin ilk çıkışının üzerinden ilerleyen bir tarih okuması ve çalışması yapıyorum. Önce oyuncu/yöneticiler, oyun yazarı/yöneticiler üzerine konuştuk. Yönetmenlik mesleğinin ortaya çıkışı Avrupa ekseninde özellikle Almanya’da düzenli bir yapıya kavuşuyor. Düzenli bir oyuncu kadrosunun olduğu, oyuncuların star olarak ön plana çıkmadığı, prova mevhumunun ortaya çıktığı; Meiningen Oyuncuları özellikle bir mihenk taşı. Düzenli prova yapıldığı dönemler sahnede koreografik sahnelemelerin dışarıdan bakan bir gözle şekillendiği zamanlar… Aynı paralelde kendi Osmanlı kültürümüzde ortaoyununda yine oyuncunun, yani Pişekar’ın oyunun içinden oyunu yönlendirdiği bir gelenek söz konusu. Yönetmen, oyuncu, yazar ayrımının geçmişinin ne kadar kısa bir döneme denk geldiğini buradan da anlıyoruz ki; bu durum bizim için Cumhuriyet dönemine kadar iç içe ve hocamız Özdemir Nutku’nun da tarihselleştirdiği tiyatromuzda bildiğimiz anlamda yönetmen, oyuncu ve yazar ayrımının olmadığı bir durum teşkil ediyor. Özdemir Nutku da zaten bu tarih yazımında sürekli ilk Türk oyuncu, yönetmen ve yazarı arıyor; bu sorulara cevap vererek ilerliyor. Cumhuriyet öncesi tiyatro yapısının “disiplinden uzak”, “batılı anlamda tiyatro” olmadığı konusundan bahsediyor, ki bana göre epey problematik bir yorum bu. Ama bu apayrı bir yazının konusu olabilir. Tüm bunları düşünerek geçmişe bakınca aslında yönetmenin konumunun aslında ne kadar da girift olduğunu anlıyoruz.
01-grand-center-black-box-theater
Günümüzde çağdaş tiyatroda ise bir geri dönüş var bu ekole. Yazar, yönetmen ve oyuncunun iç içe çalıştığı, metinlerin farklı bir şekilde ortaya çıktığı, güncel sahneleme yöntemlerinin aslında neredeyse anca 200 senelik bir geçmişe sahip yönetmenlik pozisyonunu tekrar değerlendirdiği bir zamana geliyoruz. 70’lerde Peter Brook, Grotowski, Barba gibi yönetmenler ritüel üzerinden tiyatroya yeni bir anlam katmaya çalışırken de aynı iç içelik, hatta seyir alanı ve sahne alanı üzerinden de yeniden yorumlanıyor. Günümüzde Beckett’den hareketle Robert Wilson’a, Warlikowski’ye, Ostermeier’e kadar bu hikaye uzar da gider. Dünya tiyatrosunda Lehmann’ın yorumladığı “Post Dramatik Tiyatro” kitabı tamamen bu pozisyonlamanın yeniden kurgulanması, metnin konumu, dramatik olanın yeniden tasarlanması, farklılaşması üzerine yazılmıştır. Ayrıca ‘80 sonrası İngiltere ekseninde çıkan dramatik metnin farklı yorumlandığı yeni yazım (new writing) akımının tüm dünyaya sirayet eden bakış açısı ise oyun yazarını farklı bir yere koyuyor çağdaş sahnelemede. Metinler masa başında çıkmıyor; masa başında çıksa bile sahneleme aşamasında dönüşüyor, farklılaşıyor ve yönetmenle, oyuncuyla, yeri geldiğinde tasarımcıyla konuşan, etkileşen bir tarz ediniyor. Royal Court, Traverse Theatre gibi tiyatrolardan çıkan çağdaş yazarlar atölye mantığıyla oyunlarını yazıyorlar. “Rewrite” (yeniden yazma) konusu atölye geleneğine yerleşiyor. Şu an dünyada isim sahibi olan pek çok yazarın çıktığı Royal Court atölye geleneğinde özellikle oyun yazarıyla dramaturgların, başka usta yazarların, yönetmenlerin bir arada çalıştığı metinlerin tekrar tekrar yazılıp güncel haline getirilmesi söz konusu.
Seneler önce bizim ‘Yeni Metin Yeni Tiyatro’ atölyelerine gelen ve Fransa’da Ensatt tiyatro okulunda Oyun Yazarlığı Bölüm Başkanı olan Enzo Cormann’ın söyledikleri akla geliyor: “Tiyatro metinleri masa başında yazılıp bitmez, tiyatro bir ekip işidir ve metinler sahnede üç boyutluluğa kavuşmak durumundadır. Bu sebeple de kağıt üzerinde kalmazlar. Kağıt üzerinden sahneye geçiş aşamasında yönetmen, oyuncu, tasarımcı ekseninde yoğrulur ve şekillenir. Bu sebeple kağıt için yazmayın ete kana bürünecek halini düşünerek sahne için yazın” demişti. Çünkü tiyatro metni kağıt üstünde kalması için yazılmaz.
‘Yeni Metin Yeni Tiyatro’ atölyelerini sadece yazar yetiştirmek ya da desteklemek için yapmıyoruz. Özellikle son dönemde bir bakış açısını yerleştirmek, tiyatromuzda yerleşen kemikleşmiş yapıyı dönüştürmek istiyoruz. Bu durum da özellikle her sene yaptığımız festivalimizde ortaya çıkıyor. Yeni metinler yazılsa bile onları değerlendirecek, doğru şekilde sahneleyecek, kafasında ekol ve disiplin ayrımı olmayan doğru yorumlayabilecek yönetmenlere çok ihtiyaç var. Oyun yazarının ayrıştırıldığı, yeni yazım biçimlerine izin vermeyen, kolektif çalışmadan anlamayan, klasik anlamda şakayla karışık “en iyi yazar ölü yazardır” mantığını silen bir bakış açısının tiyatromuz için çok önemli olduğunu düşünüyoruz.
Şimdi şimdi anlıyorum ki bu değişim sadece yazarlarla olacak gibi değil. “Yeni Tiyatro” kavramının altını dolduracak yönetmenlere ihtiyaç var ve tabii oyunculara da. Çünkü tiyatro bir ekip işi. Ekipte bir kişi dans etmek isterken diğerleri durup bakar ya da dalga geçerse; özetle durumu anlayamaz, kavrayamazsa hiç bir sonuç elde edemezsiniz. Tek ayakla da dans edilmez. Tüm vücudunuzla dansa vermelisiniz kendinizi.
Tüm vücudumuzla dans edebileceğimiz zamanlara özlemle…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu