Köşe Yazarları

Yeşim Özsoy / Aynasız

58834 (1)Küçüldükçe küçülen bir sektörün içinde hapsolduk sanki. Köşe başındaki bakkalız. Hani şu süpermarkete kafa tutan… Yenilgiyi biliyoruz bilmesine de doyamıyoruz. Bir sarmalın içinde hapsolmuşuz bir de. Oyuncusuz tiyatro olmaz tabii. Ama parasız da oyuncu yaşayamaz. Hâl böyleyken dizi sektörüne karşı amansız bir savaş veriyoruz. Lakin elde ne doğru dürüst cephane var, ne de yeterli güç.
Her şey birbirinin içinde, evet içinde olmasına da insan isyan etmeden de yapamıyor. Oyunlar iptal oluyor, oyuncular oyunları ortada bırakabiliyor ve kimi zaman gerçekten diyeceğiniz bir laf yok söz konusu olan hayat gailesi olunca. Bir yandan devletin ya da herhangi bir fon ya da sektörün özel tiyatrolara özellikle orta ve küçük çapta olan ve gişe tiyatrosu yapmayan tiyatrolara desteği yok, mekanlara destek yok ve dolayısıyla da oyuncuyu ciddi anlamda ikame edecek hayatını destekleyecek bir sistem kurmak çok güç bu şartlar altında evet; ama insan isyan ediyor yine de. Kimi zaman oyuncunun oyunu varken 2 saatliğine bile bırakamayan ve bunu da hak bilen bir kapitalist sistemle burun buruna geliyorsunuz. Bu durum aslında sizi yok saymakla eşdeğer bir durum. Öte yandan inanılmaz sözleşmelerle oyuncuları köleleştiren bir sektör var karşınızda; öyle ki bir fabrikada ya da bir dükkanda çalışan işçinin haklarından daha ağır ve güç şartlarda çalıştırılıyor oyuncular ve bunun ciddi bir ahlaksızlık ve haksızlık olduğunu haykırmak istiyorsunuz ama memlekette herkesin boynu kıldan ince. Kula kul, efendiye köle olup duruyoruz sürekli. Sek sek oynuyoruz sistem karşısında.
Öte yandan başka bir bakkaliye durumu var ki, o da sizi ticaret alanından çarpıyor. Alt katınızda bulunan kebapçı ve elektrik dükkanıyla aynı vergilendirme prosedürüne maruz kalıyorsunuz ama bir bakkal kadar bile olamıyorsunuz kimi zaman. Elde satılacak mal aslında sizin kalbiniz, canınız, etiniz, kanınız ve tabii entelektüel birikiminiz olunca her şey laf-ı güzaf oluveriyor. Mekan ararken araştırırken de bu sefer mal sahiplerinin ticari güdülerine köle oluyorsunuz. Yeri geliyor ‘Tiyatro yapacaksanız ne diye kira indirimi yapayım; devlet sana yardım etsin ben uğraşamam’ diyor mal sahibi ya da her sektör sizden daha elverişli oluyor onun için.
Bir şikayet üzerine mekanlar kapatılabiliyor, emekler boşa çıkabiliyor. Tiyatrolar alışveriş merkezlerine, bodrumlara, apartman katlarına sıkışıyor. İşin kötüsü bir de bunlar size normal gelmeye başlıyor. Normalleşiyorsunuz… Bir bakıyorsunuz “yararlı dükkan” ruhsatı alabilecek yerler buluyorsunuz. Ne diyorsunuz bu “yararlı dükkan” mevhumu; bakkal, çakkal, eczane, kasap diyorlar. Açıkçası çoğu zaman bir bakkal kadar bile hükmünüz yok şu TC topraklarında.duvar
Bu noktada romantik savaşçılar gibi kalıyorsunuz. Her şeye herkese rağmen direnen, ön saflarda etini kanını vererek kendini her türlü tehlikeye atan. Bir oyundur gidiyor. Vazgeçemiyorsunuz. Düşüp tekrar kalkmak bir refleks sanki. Seneler içinde edindiğiniz ve artık hayat tarzınız haline gelen… Aşk gibi bir şey bir yandan da. Sevilmediğiniz, karşılıksız aşkları sürekli defaten yaşıyorsunuz. Tiyatro ancak sizin aşkınız olabilir; ancak bu şekilde bu ülkede var olabilirsiniz çünkü. Bir süre sonra her tek taraflı aşk gibi kendinize zarar veriyorsunuz, tükeniyorsunuz. Yine de vazgeçmiyorsunuz; belki bir insan olsa tiyatro çoktan vazgeçmiştiniz ama durum çok farklı. Bir insan değil karşınızdaki. Kendi izdüşümünüzün, hayat tanımınızın ta kendisi Aslında karşınızdaki aşk, tam kendinize duyduğunuz aşkın kendisi.
Aynada tekrar tekrar bakıyorsunuz kendinize. Geri dönüp elde ettikleriniz parlıyor tekrar tekrar gözünüzün önünde. O ayna gitmiyor. Gitmeyecek de. Sanırım bu bizimkisi arabesk bir aşk hikayesi… Sürekli ağladığımız, ağlarken kendimizi bulduğumuz ve seneler boyunca bitmeyecek.
Şu son birkaç aydır bir perde kalktı. Bir bir aradalık hissi, birlik kurdu geldi tiyatrolara. Şiddetin ve acının karşısında bir arada durmak lazım dedik bu sefer daha güçlü bir şekilde. Herkes için de bu söz konusu olmalı. Sanırım aşkımızın son evresindeyiz. Hani şu ellerin sıkıca birbirini kenetlediği anda. Son kez. Umut için var olabilmek için… Aynasız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu