Köşe Yazarları

Ufuk Tan Altunkaya / İktidar ve Sansür

censureİktidarlar aykırı veya aykırı olabileceğini düşündüğü her türlü fikre her zaman korkuyla yaklaşmış ve işi kökünden halletme arzusuyla sansür yoluna gitmiştir.
Asurlu Kral Banipal döneminde halkın durumu iyice kötüleşmiş, fakirleşmiş, isyan etme noktasına gelmişti.Bu noktada kral, askerlerine yazılı tüm tabletleri toplatma kararı vermişti. M.Ö. 5. Yüzyıl’da da Spartalılar kendilerinden kültür-sanat alanında daha gelişmiş olan Atinalılar’ın eserlerinin ülkelerine girmesine yasak koymuşlardı. M.Ö. 220 Yıllarında Çin kralı Şih-Huang, halkın gelişimini ve bilgilenmesini engellemek için Konfiçyüs’ün kitapları dahil binlerce kitabı meydanlarda yaktırmıştı. 391 yılında Piskopos Theophilius’un öncülüğünde İskenderiye Kütüphanesi yakıldı.
M.S. 5. Yüzyıl’da Papa I. Teo’nun emriyle kitaplar toplatılarak yine meydanlarda yaktırıldı. Moğollar Bağdat’ı işgal ettiklerinde yirmi kütüphaneyi yerle bir etti. 19. Yüzyıl’da Çarlık Rusya Kralı I. Nikola: “Benim eğitimli insanlara ihtiyacım yoktur. Bana sadık (bağlı) insanlar gereklidir” diyor, mevcut kitapları toplatarak meydanlarda yaktırıyordu.
Osmanlı döneminde de durum farklı değildi. Osmanlı’ya matbaa 285 yıl sonra gelmesine rağmen sadece belirli eserlerin basımına izin verilmişti. Dönemin sansür uygulamaları o kadar çoktur ki, hepsini aktarmak imkansızdır. Ali Suavi, çıkardığı Muhbir Gazetesinde hükümetin politikasını ve uygulamalarını eleştirdiği için gazete kapatıldı. Teodor Kasap, 24 Ocak 1870’de “Diyojen” adıyla bir mizah dergisi çıkarttı, çok geçmeden kapatıldı. 1870’de İbret Gazetesi yayın hayatına girdi. Namık Kemal “Vatan Yahut Silistre”yi yazmış, İbret’te yayınlamıştı. Bu yazı üzerine İbret süresiz kapatıldı. Gazetenin yazarları tutuklandılar. Sonrasında ise acı bir şekilde Osmanlı’da sansür kurumsallaştı. 15 Şubat 1857’de çıkarılan nizamname ile her türlü yayın, yetkili mevkilerin izni olmadan basılamayacaktı ve onay almak gerekiyordu.
Sansür, elbette ki Cumhuriyet döneminde de devam etti. Atatürk döneminde devrim karşıtı yayınlar kapatılma veya ceza alma durumları ile karşı karşıya kaldılar. Sonrasında da her türlü muhalif ses sansür ile karşı karşıya kaldı.
1939-1945 tarihleri arasında toplatılan, kapatılan gazetelerin ve dergilerin sayısı oldukça kabarık. Bilgi için bir örnek şöyle:
Cumhuriyet Gazetesi 5 kez (5 ay 9 gün) kapatıldı.             Mana-Neyestani-©-Iran-OWNI-clé-e13283636047151
Tan 7 kez (iki ay 13 gün);
Vatan 9 kez (7 ay 24 gün);
Tasvir-i Efkar 8 kez (3 ay, daha sonra süresiz kapatıldı);
Vakif 2 kez (12 gün);
Yeni Sabah 3 kez (6 gün);
Akbaba 4 kez (47 gün);
Son Posta 4 kez (11 gün);
Haber 2 kez (10 gün) süreyle kapatıldılar.
Bu çervevede basın ile beraber çıkan kanunlar ve yönetmeliklerle hem tiyatro, hem de sinema nasibini aldı. Çeşitli kurullarla onaylanan eserler sayısız sansür yedi, onay alamadı, gösterimler yasaklandı. Filmler imha edildi.
İşin ilginç yanı, kurumsallaşmanın yanında bir yan sansür öğesi olarak yıllarca farklı aktörler tarafından gerçekleştirilen tehdit etme, hedef gösterme, gayri meşrulaştırma, cesaretini kırma gibi yöntemler de aktif bir biçimde var oldu ve iktidarlar yüzyıllardır aynı yolu izlemeye devam etti.
İktidarlar, iktidarlarını korumak için aykırı bir ses istemez ve onları yok etme yolunu tercih ederler; ama unutmamalıdır ki sanat ve düşünce yok olmaz ve her dönem yaşamaya devam eder. Bu gerçeklik, iktidarların var oluşundan beri vardır. Muhalif ama doğru ses susturulmaya çalışılır; ama o ses her zaman duyulmaya devam eder.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı