Köşe Yazarları

Ufuk Tan Altunkaya / Dünden Bugüne Koltuk Alanlar

Bazı şeyler ne yazık ki değişmiyor. Bugün sahneler hâlâ bireysel çabalarla kurulurken, geçmişte de aynı çabalarla ve zorluklarla kuruldular. Devletin kültür politikaları en “iyi” döneminde bile sahnelerin açılmasına destek sağlamadı – sağlamak istemedi. 19 Aralık’ta Mekan Artı yeniden açılıyor; ancak açılırken hiçbir sponsorluk veya devlet desteğinden faydalanmadan, tamamen bireysel desteklerle kuruluyor. Bu durum, bugün var olan çoğu sahne için de ne yazık ki geçerli. O zaman biraz geçmişi irdelemek için yeni bir neden doğdu ve desteklerle sahne kurmanın en güzel örneklerinden birini anlatmak düştü: Kenter Tiyatrosu.
Neredeyse 50 yıl önce; Karaca Tiyatrosu’nda, Site Tiyatrosu’nda, Dormen Tiyatrosu’nda konuk tiyatro olarak faaliyet gösteren Kent Oyuncuları, en sonunda kendi tiyatrolarına sahip olma arzusuyla yola koyulurlar. Ancak ne yazık ki bir tiyatro kuracak para yoktur ellerinde. Ünlü mimar Orhan Pekin’in önerisiyle Harbiye’de mimarın kuracağı yeni binanın alt katını satın alma önerisi, düşün gerçeğe dönüşmesi için ilk adımdır. Ancak binanın olanakları yeterli değildir. Bunun üzerine binanın arkasında kalan evler de borç harç satın alınır ve uygun alan sağlanır. Ancak tiyatronun kurulması için hâlâ yeterli para yoktur. Bu noktada Talat Halman’ın önerisi Yıldız Kenter’in aklına yatar: “Koltuk Satma” önerisi. Bu, bireysel destek modelinin Türkiye’deki ilk uygulamalarından biridir ve kollar sıvanır. Hürriyet Gazetesi’nin sahibi Erol Simavi’nin birden 10 koltuk alıp dönemin parasıyla 30.000 ödemesiyle umutlar büyür. Ancak herkes Simavi kadar cömert değildir.
Bir sürü insan destek olur ve bir mucize olur. Tam 278 koltuk satılır. Kimler yoktur ki koltuk alanlar arasında: Erol Simavi’den Orhan Pekin’e; Adalet Cimcoz’dan Akbank’a; Selahattin Beyazıt’tan Sait Çiftçi’ye; Müzeyyen Senar’dan Zeki Müren’e tam 278 koltuk.
Hayal kırıkları da olur. Saatlerce dil dökülen şirketler beş kuruş bile vermezler; Kenter’ler şirket görüşmelerinde sinir bozukluğundan gülme krizlerine girerler. Ne umutlarla görüşmeye gittikleri Vehbi Koç sadece 2 koltuk satın alır. İsmet İnönü ise koltuk satın almak istemez.
Her şey bir yana; sanatı ayakta tutan, sahnelerin kapılarını açan, bugün olduğu gibi dün de yine sanatseverler olur. O sanatseverler sistemin / kültür politikalarının yapması gerektiğini iş başa düşünce kendileri yaparlar.
1968’de Kent Oyuncuları Aylık Dergisi’nde Yıldız Kenter şu satırları yazar:
(…) Kendi gücümüz, kendi alın terimiz ancak bir yere kadar getirmişti bizi.“Oraya geldikten sonra gerisi kolay” deniyordu dost meclislerinde. Değildi kolay. Onca çabamızın sonucu, sabır tüketici bir beton halinde gözlerinizin önünde yıllar yılı kaldı. Ve sonra erişememişliğin kırıklığı, ümitsizliği içinde bizleri epeyce üzdü. Şimdiye kadar çalışmalarımızdan kalana bunca borcu ekleyerek

çıktığımız bu yeni ve çetin yolculukta amacımız ne? Neden böyle bir yükün altına girdik? Seyircimiz, oyuncumuz, işçimiz için dün olandan iyisine kavuşmak için.

Türkiye’de herkesin kendi alanında, kendine düşenden fazlasını yapmaya çalışması gerektiğine inandığımız için. Biz sekiz yıldır, bize düşenden fazlasıyla başa çıkmaya çalışmaktayız. Bu gayretlerimizin verdiği güvendir ki, sizlerde bu kültür yuvasına yardım isteyin uyandırdı. Güven duygularınızı her zaman taze ve tam tutabilmek için bütün enerjimizle yine iş başındayız.
(Kaynakça: GÜRÜN, Dikmen; Tiyatro Benim Hayatım; Yapı Kredi Yayınları, 2015)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu