Ayın KonuğuKöşe Yazarları

Sevinç Erbulak / Serkan Keskin; "Daha Çok Bir Arada Olmalıyız!"

Sevgili Müstehak’çılar, bir varmış bir yokmuş, çooook da eski olmayan enteresan zamanlardan birinde, dünyamızda çok güzel adamlar varmış. Bunlar o kadar güzel adamlarmış ki bu kadar olur yani….Bu güzel adamlardan birinin adı Hasan Zengin’miş. Tiyatro yapmak isteyen 4 tane çocuğa inanmış, sahip olduğu mülklerden birini onlara vermiş ve demiş ki, sizden bir yıl boyunca sembolik olarak ayda 1 lira kira alacağım, haydi kurun şimdi tiyatronuzu bakalım demiş…Çocuklar acaip sevinmişler, Hürriyet gazetesine bir ilan vermişler, demişler ki, ‘duyduk duymadık demeyin, biz bir tiyatro kuruyoruz ve size ihtiyacımız var, bize destek olun. Mesela bize 1 lira yollayın, yollayın ki; birlikte bir tiyatro kurabilelim demişler..Tabelasında ‘‘Çevre Tiyatrosu” yazan bu bebek tiyatroya zarf içlerinde bir liralar yağmış; anneme az evvel yine sordum; yanlış yazmayayım diye, herhalde şu an tam da sahnenin ortasına denk gelen yere kocaman bir nazar boncuğu koyduk inşaat sırasında dedi. Ben ne zaman Semaver Kumpanya’da bir oyun izlesem aklıma hep o kocaman nazar boncuğu gelir. Çok sevgili Metin Serezli usta ve canım babam da gözümün önüne gelir ve burnum sızlar. Bugün ben, onlar için en az o nazar boncuğu kadar değerli olan biriyle buluştum. Semaver Kumpanya’nın yepyeni halinde karşıladı beni. O öyle biri ki, onu seyretmek her zaman şahane hissettirir ama söylediklerini dinlemek de en az seyretmek kadar iyi geldi bana. Serkan Keskin hem o büyük yüreğini hem de yeni Semaver’ini açtı bugün bana, ondan öğreneceğimiz çok şey var. Belki bir gün denize açıldığında bize gittiği yerlerden mektuplar yollar. Günlerce kumsalda oturup ondan gelecek satırları bekleyebiliriz….Evet, mektup yazarsa şişelere koyup denize atacağına eminim…Artık kim sabırla beklerse okusun diye…
Bütün düşlerinin gerçek olmasını istediğim Serkan Keskin karşınızda.
23 (2)B- İstediğin sorudan başlayabilirsin. Benim için bir sıralaması yok. Sana 15 tane soru hazırladım.
S- Numara mı söyleyeyim şimdi ? 3.
B- Işıl Kasapoğlu, İzmit Şehir Tiyatrosu’nda bir kurs açmış 97’de. Sen de tiyatroya böyle başlamışsın. 
S- Hıhım, evet….:)
B- Bugün o kursa kayıt olduğun güne dönsek, kapıdaki Serkan’a ne söylemek istersin ?Daha doğrusu ona söylemek istediğin bir şey var mı ? O Serkan’a ?
S- Çok güzel soru. (Çok uzun olmasa da biraz durduk, içeriden müzisyenlerin sesi geliyordu odaya, Serkan o kadar güzel düşündü ki sessizce onu beklemişim, şimdi sessizliği dinlerken hatırlıyorum o anı….) Evet, şey derdim…Yani…Korkaktım ve sadece ne hissettiğimi bilmeden çok istediğim bir şey vardı. Bir oyun görmüştüm, Işıl hocanın yaptığı ‘Hamlet’ ti, 6 saatlik; orada olmak istemiştim ve o gün orada olmam bununla ilgiliydi. Eğer kendimi bugün görseydim orada, süreklilikle ilgili bir şey söylerdim herhalde. Yani, şu anki Serkan o Serkan’a, şu anki aklımla ‘daha çok çalış‘ derdim. ‘Benden daha çok çalış tamam mı ?‘ Yani, şu an 37 yaşındayım, pişman olduğum çok şey var; kaçırdığımı düşündüğüm….‘Yeteneğinle ilgili hiçbir şeyi kaçırma, hiçbir sanat dalı kimsenin tekelinde değil, kimsenin sahibi yok. Bu, dünyaya ait bir şey ve bunu yapmak istiyorsan, yetenekli olduğun, donanımlı olduğun her şeyi yapabilirsin, kimseden korkma’ derdim.
B- Daha çok çalış ve kimseden korkma….
S- Ama saygı duy.
B- Aileni merak ediyorum. Nasıl bir ailen var ? 97 yılında o kursa gitmene ne dediler mesela ?
S- Benim ağabeyim müzisyen, Erkan. Belediye Konservatuarı’nda çalışıyordu. Aslında ben ilk, o klavye çalıyor ve piyano kursu vardı…Evde sürekli bir org olduğu için ve ağabeyim onunla ilgilendiği için, ben de böyle ufakken klavyeye, piyanoya merakım vardı. Ben aslında konservatuara piyano kursu ile başladım. Belediye Konservatuarı’na. Ağabeyim sayesinde. Bir de bale bölümü vardı. Bale bölümünün hocası Hülya hanım, biz bir gün böyle arkadaşımla çalışırken piyano odasında, gitar çalıyordu Mert, Hülya hanım bize geldi, o zamanlar kaset vardı, yahu kaset sardı prova yapamıyoruz, bize çalar mısınız dediğinde ve biz bunu yaptığımızda, bir tane temsilde siz bize çalsanıza demişti; biz öyle gittik Hülya hanımın bale kursuna 🙂 Sonra ben Don Kişot adlı eserde buldum kendimi, gösteride…
B- Neeeee ?
S- Evet :)))) Sonra onu izleyen böyle konservatuardan hocalar ağabeyime, Serkan’ı piyanodan alalım, tiyatro bölümü açılıyor bu sene; tiyatro bölümü o sene açıldı; tiyatro bölümüne verelim, piyano değil; kesin tiyatro yapmalı bu çocuk falan diye, ağabeyimin zorlamasıyla ben belediye konservatuarının sınavına girdim.
B- Annenle baban ne yapıyordu o sırada ?
S- Annemle babam bana hiç karışmadılar. Hiçbir zaman bunu yap, bunu yapmalısın, bunu etmelisin gibi…Çok özgürdüm. Tiyatroya başladığım zaman da her zamanki gibi yine bir maymun iştahlılık yapacağımı düşündüler. Yani, piyano, futbol, basketbol, o zamana kadar yaptığım, sonra yarım bıraktığım her şey. Bu da onun gibi bir heves sandılar ama bir sene içinde çok şaşırdılar çünkü yani hiç beklemedikleri bir adam haline geldim. Her şeyi bırakıp sadece bunu yaptım o yüzden o günden itibaren ve hala, işte geçen hafta buradaydılar, tiyatroda, bana hep çok destek oldular. Hiç yalnız bırakmadılar. Hatta biz bir 99 depremi geçirdik İzmit’te. O zamanlar işte tam o ağustos eylül ayı,bizim konservatuar sınavları zamanıydı, mesela babam şöyle bir şey teklif etmişti bana; sınavlara o zaman girmek istememiştim. İyi değildim. Çünkü depremi yaşadım. Özel bir okulun sınavına gir, paralı oku, ben seni paralı okuturum tiyatroda demişti. Ben özel bir okulun sınavına girip burs kazandım, babama para ödetmedim ama o bana yeterli. O kadar inandı bana. Dört sene boyunca beni, dolar bazında ödeme yapılan bir okulda okutacağını söylemişti. O kadar desteklerdi. 13 senedir buradayım. İnandıkları şeyin bir sürekliliği var, artık tamamız yani. İyi ki bunu yapmışsın dediler. İyi ki tiyatro yapmışsın dediler.
B- 13 senedir burada olmanla ilgili bir sorum var. Semaver Kumpanya…2002 yılında Semaver Kumpanya’ya katılıyorsun ve bugün buradayız. Semaver Kumpanya’da bir sürü yeni şey var bu sene. Ben az evvel hepsine tanıklık ettim sayende. Bu değişime nasıl karar verildi ? Burası bambaşka bir yer olmuş. Bunlar nasıl oldu ?
S- 2002’de Işıl hoca, tamamen kendi imkanıyla; biz o zaman çok çocuktuk, aklımız çok ermiyordu nasıl bir yerde olduğumuza veya böyle bir oluşumun nasıl zorluklarla yapıldığını bilmiyorduk. Biz sadece oynamak istiyorduk. Işıl hocayla prova yapmak istiyorduk. O 13 sene içinde burada, çok çalıştık; gerçekten çok çalıştık. Sonra zaman geçtikçe ve büyüdükçe, mekanın bizim olduğunun…. Aslında şurayı şöyle yapsak burayı böyle yapsak gibi hayallerimiz vardı ama o zaman öyle bir gücümüz yoktu. Burası bize çok şey kazandırdı, buradan çok önemli aktörler çıktı. Sıra, şimdi bizde, bizim ona bakma zamanımız geldi çünkü biraz olsun büyüdük, biraz olsun maddi anlamda güçlendik veya ne bileyim seyirci anlamında..Artık evimiz 12 senedir bize baktı, bizi büyüttü. Şimdi artık biz evimizi birazcık toparlayalım, gelen seyircimize de artık biz büyüdük, biz değiştik diyelim istedik. Bu bana şunu hissettiriyor, burası bizim evimiz, evet her yerde tiyatro yapabiliriz ama biz burada kalmayı tercih ediyoruz. O zaman evimizi hem kendimiz hem de seyircimiz için daha konforlu bir hale çevirelim ve hep beraber burada devam edelim istiyoruz.
B- Bilmiyorum bu yoğunlukta seyredebildin mi ama en son kimi seyrederken ağzının suyu aktı ?
S- En son….Ben Bülent ağabeyden çok etkileniyorum. ( Emin Yarar ) Yani benim zaten okuldan ustam kendisi. Senin ustan kim dediklerinde, benim oyunculuk ustam Bülent ağabey, Işıl hoca, tiyatro.
Ben şeyden çok etkilenmiştim. Öykü’nün, ‘Güzel şeyler bizim tarafta’, Öykü Karayel. Tanımıyordum o zaman Öykü’yü, sonra çok yakın arkadaşım oldu. İnanılmaz etkilenmiştim ondan. İsterim ki o her sene bir şey yapsın. Aklıma gelince yine söylerim. Şey tabii ki, yine aynı, herkesin söylediği….Ama ben onu çok eskiden tanıyorum, o bahsettiğim Hamlet’te oynuyordu; Esra. ( Bezen Bilgin ) Bana ilham veren insanlar onlar.
B- Serdar da böyle söylemişti. Ne güzel bir şey bunu sürekli duyuyor olmaları…
S- Erdem’den de çok etkilendim. ( Şenocak) E Nadir keza, Yeraltından… ( Sarıbacak ) Böyle adamlara gerçekten hayranlık duyuyorum ve böyle nasıl diyeyim, kendi mesleğinle ilgili birinin sana böyle ilham vermesi durumu çok güzel ya, çok heyecanlı.
B- Her şey senin istediğin gibi şekillenecek olsaydı, nerede, ne yapıyor olarak bulurduk seni ?
S- Immmm…Evet denizle ilgili…Yani hala hayalim bu. O çünkü çok başka bir dünya. Yani bir tekneye sahip olup, denizleri öğrenip…Şu an mesela hani eğer bu işi yapmıyor olsaydım yaşım itibariyle ilk dünya turu denememe çıkmıştım, şu an o serüvenin içindeydim. Ne bileyim hani 5 sene sürecek bir serüvense herhalde onun ikinci yılı, daha böyle….
B- Tek başına mısın ?
S- Bilmiyorum :))) Aslında buna şöyle cevap verebilirim. Gerçekten böyle, ben çok fazla hayvan 23 (4)belgeseli izliyorum ve çok seviyorum. İnanılmaz şeyler görüyorum. Hala inanamadığım yaratıklar görüyorum. Sanıyorum öyle denizle ilgili, evet denizle ilgili bir adam olurdum. Dalmasından, tekneciliğinden, balıkçılığından, belki denizin üzerinde bir adada, öyle kabileler var ya, denizlerin üzerinde yaşayan insanlar. Hani kapıyı açtığı zaman direkt önüne deniz çıkıyor, öyle bir şey isterdim galiba. Şu an öyle bir donanımım yok, dünya turu yapabileceğim hani. Ama mesela önümdeki bir beş sene buna çalışıp, daha kendimi rahat hissettiğim zaman…Ama en azından uzunca bir zamandır dalışla ilgili bunu yapıyorum. Zaten hani, ben sadece tiyatro ve oyunculuk yapıyorum onun haricinde denizdeyim. Burası bittiği an ben kendimi Kaş’a atıyorum. Bu bahsettiğim, gitmek, gezmek, tanımak etmek bunların hepsinden ben çok etkileniyorum. Hiç görmediğim bir canlının nasıl yaşadığından, beslendiğinden ve yani o canlının, hiç beklemediğimiz kadar vahşi bir hayvanın tek eşli olması durumu gibi şeyler beni çok etkiliyor ve o yüzden bu yaptığım şeyi öğretmek üzerine, bir şeyi öğretmeyi çok seviyorum. Hakim olduğum bir şeyi. Hani keşke bunu bilsem ve başka birilerine öğretsem…Son dönem çok okuyorum, Sadun Boro’yu, yaptığı pupa yelken olsuni dünya turuyla ilgili, hepsinin işte kitapları var ve o bana mesela bir sürü ilham veriyor. Aynı o tiyatroda bana oyuncuların ilham verişi gibi…Sadun Boro da bana ilham veriyor. Ben de mesela bunu yaptıktan sonra, bununla ilgili birilerine bir şey bırakmak…. isterim.
B- Çabuk üzülür müsün ya da çabuk mutlu olur musun bilmiyorum, merak ediyorum. 
S- Evet çok çabuk…Bir yay burcuyum ben, çok çabuk üzülüp çok çabuk sevinebiliyorum.
B- Nelere ?
S- Immmm… Yani böyle ne bileyim yahu şu an ülkenin durumuna, halimize çok üzülüyorum ama umutsuz değilim. Bir araya gelememekten çok üzülüyorum. Paylaşamamaktan, bir şeyi paylaşamamaktan çok üzülüyorum. Çaresizlikten çok üzülüyorum. Aslında en çok bu, çaresizlik. Ama bu şu demek değil yani, gitmek; vazgeçmek değil. Bazen çok çabuk da sevinebiliyorum. Genel olarak umutluyum, devam ediyorum. Ama böyle, seninle ilgili, senin işinle veya düşüncenle ilgili bambaşka bir yerden bir baskı yiyip, onunla ilgili derdini anlatamamaktan çok üzülüyorum. Anlatamamalarından insanların, bir araya gelememekten.
B- Nelere seviniyorsun ?
S- Bir şey yaparsın ve iki ay üç ay çalışırsın , çok insan izlesin, çok insana ulaşsın…Ama şeye çok seviniyorum, mesela bu sene bizim tiyatroya ilk defa gelen 12-13 tane genç var. Türkiye’de ortalam her sene 400 kişi falan mezun oluyor okullardan. O 400 tane mezun olan insanın ne yaptığını çok merak ediyorum. Çok ciddi bir rakam. Hatta artık çok özel okul da var, belki bu rakam 600, belki 700 kişi mezun oluyor. 13 senedir biz buradayız. Mutlaka oradan 4-5 tane genç buraya geliyor, deniyor. Ama mesela bu sene Eskişehir’den Erzurum’dan, bir sürü konservatuardan mezun arkadaşlarımız geldi. Semaver’e adapte oldular ve şu an biz meslektaşız. Ben onlarla beraber oyun oynuyorum. Bu beni çok mutlu ediyor.
O deminki ezber yapmadığım, tiyatro yapmadığım zamanlarda yemek yapıyorum.
B- Tiyatroda yemek yapıyorsun, bildiğim ve yediğim kadarıyla…
S- Evet. Şey durumu, aynı şekilde Mustafa yapıyor, Sarp yapıyor yani bu beni mesela gene mutlu eden şeylerden biri. Bir şeyi yapıp, hep beraber oturup; bunu yemek. Bir de bir aile olma durumu galiba. Ben ailemden uzağım, onlar İzmit’te. 15-20 senedir buradayım. Ne bileyim, emek verdiğin, istediğin bir şeyi , beraber sahneye çıktığın insanlarla  oturup beraber yemek yemek ? İşte bu, istiyorum ki 60’ıma geldiğim zaman da eğer hala yalnız bir adamsam, işte ev burası yani.
B- Paylaşmak, bir arada olmak işte.
Pekiiii, sahneye çıkmak istediğin oyuncular kaldı mı ? Çok güzel insanlarla sahneyi paylaştın, kaldı mı birileri ?
S- Enteresan bir şey oldu, işte biz Beş Kardeş’te, Tansu ve Nadir’le. Yıllarca beraber oynadık sonra televizyonda beraber oynadık, filmde beraber oynadık. Büyüdük, değiştik, geliştik. 13 sene önce biz buraya 22-23 yaşımızda geldiğimizde başkaydık, şimdiki bu zekamızla, bu yaşımızda tekrar onlarla oynamak isterim. Çok isterim. Tansu, Nadir, onlarla….
B- Sana gelmeden önce Ekşi Sözlüğe baktım da biri demiş ki, ne zaman bir deniz kıyısına gitsem karşı kıyıya bakıp el salladığım adam… Çok soruluyordur ama bu İsmail abi neden bu kadar çok sevildi hiç düşündün mü ? Tabii düşünmüşsündür…
S- İsmail abi herhalde böyle hayatım boyunca bir daha oynayamayacağım, her oyuncunun oynamak isteyeceği; böyle birazcık, öyle bir şansım vardı hem Burak Aksak hem Onur ağabey, sadece yazım değil, yaratım sürecinde de bana çok fırsat verdiler. Sanıyorum hayalini kurduğum, olmak istediğim, yani böyle de olabilir, yani ben acaba eskiden böyle miydim yoksa  dediğim….Hayatın getirdiği koşullarda benim içimden böyle yapmak geömiyor, benim içimden gerçekten İsmail’in yaptığı gibi hani öyle ”salla” demek geçiyor. Şunu demek yani, Azrail’e; mahalleden arkadaşlarımı alma, almak zorunda mısın ? Ben geleyim seninle…demek gibi. Hayalini kurduğum, belki benim böyle çocukken, böyle kirlenmeden önce olduğum ama bildiğim, unutmadığım adam. Böyle bir adam var.
B- Bir tür anımsama olmuş olabilir o zaman.
S- Evet. Çünkü oyuncusun, çünkü sürekli insanlarla berabersin, çünkü sürekli insanların karşısındasın çünkü sürekli birileri sana bakıyor. Sürekli insanlara bir şey oynuyorsun ve bir şey anlatmaya çalışıyorsun. Evet bunu çok seviyorum ama bir taraftan da onu ( İsmail abi ) çok seviyorum yani.
B- İtirazım var, ikinci film geliyor demişsin. Henüz fikir aşamasında demişsin. 
S- Evet. Biz vallahi Onur ağabeyle, bu bir anda yaptığımız bir şeydi. O böyle bir manyak olduğu için. Biz çekerken çok severek çektik. Filmi de çok sevdik ve bunun devamında bu manyak böyle mi yapar öyle mi yapar derken aslında kaba bir şey çıktı. Kesin yapmak istiyoruz. Ama bu yaz gibi kesin bir şey söyleyemiyoruz ama…Selam Bulut’u çok sevdik. Güzel şeyler söyledi, gene öyle bir şeyler söyleyecek galiba. Onur mesela şey diyebilir yani, bir üç gün kaybolup, bir üç gün sonra şunu bir okusana diye yollayabilir bana. Sonra biz o sırada bir şey yapmıyorsak, mesela şu an dizimiz durduruldu. Mutlaka bizim başka bir şey yapacağımız anlamına geliyor. Çünkü, 3-4 ay çalıştık ve Kuşlar çıkardık işte iki hafta önce burada çıktı. Aynı anda set vardı, inşaat vardı, her şey vardı. Çok yorgundum ama mesela 3. oyunu oynadık ve ben şimdi haydi ne yapıyoruz demeye başladım. Süreçteyken, abi bitsin de hani yaz gelsin derken şimdi haydi ne yapıyoruz demeye başladım. Bir şey ama bir şey. Durmamak.
fotoğraf 3B- Çok oynamak istediğin bir rol kaldı mı ?
S- Çok var ya :)))))
Ben Cyrano’yu çok seviyorum. Bernard Marie Koltes’in batı Rıthımı’nda sevdiğim iki rol var, fark etmez; ikisindne birini çok oynamak isterim. Var, çok var. Richard oynamak isterim. Yani işte bakalım.
B- Sevdiğin yazarlar ?
S- Çok böyle deli gibi kitap okuyan biri değilim. Daha çok oyun okumak üzerinden gidiyorum. Oyun okumayı çok seviyorum. Ben gerçekten Shakespeare’i çok seviyorum, yapacak hiçbir şey yok :))) İbsen çok seviyorum.
B- Oynadın mı ?
S- İbsen oynamadım. Yani ,İşsanat’ta, bir çocuk oyunu, Tansu ile çocukların şarkı söylediği bir müzikalde beraber oynadık ama…Peer Gynt’te oynamayı çok isterdim. Belki Peer Gynt oynamak istemezdim ama Türkiye’de bir Peer Gynt yapılmalı ama gerçekten çok iyi yapılmalı. İçinde bir şey oynamak isterdim. Belki denizle ilgili bahsettiğim gibi, 5 sene Peer Gynt’e hazırlanıp falan, bence İbsen öyle bir şey. Şu an tekrar böyle Moliere’lere döndüm. Böyle Moliere okuyorum. İnanamıyorum yani hala böyle onların olmasına, bana çok imkansız geliyorlar. Shakespeare, Moliere, Cehov… bunlar çok önemli.
20 yaşımda okuduğumda da çok iyiydi, 35’imde de öyle, eminim 50 yaşımda da öyle olacak. Bitmiyor. Bitmiyor olmasından çok etkileniyorum. Bernard Marie Koltes bence, nasıl oluyor ben anlamıyorum. Bu ülkede olmadı yani. Muhteşem bir adam. Mesela gerçekten Koltes’in bütün oyunlarını oynamak isterim.
B- Arka arkaya, böyle festival gibi…
S- Benim görevim o olsun ve ben sadece Koltes oynayayım isterim. Olmuyor, olmadı bu ülkede, yani olmuyor dediğim yapıldı, mesela iki tane Koltes oynuyor şu an. Ama bence daha çok oynanmalı. Her sene başka Koltes’ler yapılmalı. Zaten çok fazla oyunu da yok ama…. Şeyi çok seviyorum, benim için burayla da ilgili başka bir şeyi var; Sait Faik. Öykülerini, hikayeleri çok seviyorum. Daha çok Orhan Kemal yapılmalı.
B- Çocukken kahramanların var mıydı ? Böyle posterlerin falan…
S- Flipper vardı, yunus balığı…
B- Gene deniz…
S- Evet. Annem.
B- Yaaa ?
S- Evet. Bilmem, aslında yokmuş çok fazla.
B- Niye ? Flipper ve annen çok güzel değil mi ?
S- Evet. İkisi. Onlar.
B- Niye annen ?
S- Bilmem, ben 3. çocuğum. En küçüğüm. Annem böyle 30ûndan sonra karar vermiş ve ben olmuşum. İstanbul’a gelene kadar çok yan yanaydık, yani onun yanındaydım. Ama sonra işte bir şekilde 20 senedir de ayrıyım. Bilmiyorum işte, tam da anne- erkek çocuk ilişkisi gibi bir şey herhalde. Annemi hep çok sevdim yani. O da…O kadar anne düşkünü olup da ilk terk eden de benim yani.
B- Belki de o yüzden hala kahramanın işte.
S- Evet.
B- Zaten seni nelerin mutsuz ettiğini söylerken anlattın ve hislerinde o kadar çok seninleyim ki…Çok zor zamanlardan geçiyoruz. Böyle düşünüyorum. Biz- siz kavramlarını çok duymaya başladık. Dünya ne zaman iyileşecek ? Biz ne yaparsak ?
S- Umutsuz bir cevap gibi gelebilir ama insan ımmmmm, yani belki bizim ülkemizde bitecek ama başka bir ülkede başlayacak, o ülkede bitecek başka birinde başlayacak.  Yani bütün tarih boyunca olduğu gibi. Şu an biz gerçekten, ne olduğunu da çok…. çok acaip bir şey yaşıyoruz gerçekten. Ben savaş görmedim yani bire bir anlamda…. Duyduk. Veya işte ihtilal zamanı bebektim bilmiyorum. Böyle çok ara bir dönemin çocuğuyum. Ama şu an olan şey böyle, ıııı yani; bilmem işte onun için galiba hala umutla çalışıp, ilham vermek, ilham almak veya bir şey söylemek, yapmaya çalışmak….Ne zaman işte bilmiyorum… Birbirimizi sevdiğimiz zaman diyeceğim ama gerçekten böyle.
B- Basit bir kelime gibi görünüyor ama değil…
S- Evet böyle söyleyince çok klişe ama böyle. Bu yani. Herkes birbirini sevip, özen gösterince….
B- Müstehak ve Tiyatro Hal hakkındaki düşüncelerin ?
S- Bu işte tam, bahsettiğim; birbirini sevmek ve bir araya gelmekle ilgili olan bir fotoğraf 1şey. Paylaşmak. Tiyatro Hal böyle bir şeyi dert ediyor. Böyle bir şey olduğunda ben onun içinde olmak istiyorum. Mesela şu an şeyi düşündüm, o kadar çok; o kadar çok herkes kendi derdinin peşine düştü ki, herkes var olabilmek ve yok olmamak için, çünkü zaten ekstra zor… bir dönem yaşıyor tiyatro veya bütün sanat dalları. Bu hep söylediğim bir şey, çok üzülüyorum, çok uzun zamandır sadece izleyerek insanlara veya tiyatrolara destek olabiliyorum. Ama istiyorum ki, içimde olan yani, bir araya gelelim, beceremediğimiz için çok üzülüyorum. Bu, uzun zamandır böyle yaşadığım bir tiyatro ile ilgili, çok güzrl bir şey. Bunu açık söyleyebilirim. Bir kaç tane ilişkim oldu, Tiyatro Adam, kardeş tiyatromuz. Nadir’lerinki…Bir bir araya gelememe durumumzu var umarım bu Sahne Hal’le bizi veya beni bir araya getirecek bir şeydir. Bununla ilgili de matbaacı ağabeyimize çok teşekkür ederim ( can bey ). Ve geröekten ne yapılması gerekiyorsa da ben de bunun içinde bir şekilde ne olursa olmak isterim.
B- Varsın zaten şu anda, tam ortasındasın Serkan.
S- Tamam. Daha çok bir araya gelmeliyiz. Daha çok paylaşmalıyız, daha çok konuşmalıyız.
B- Senin yemeklerini de….
S- Birbirimizi tabii ki eleştirmeliyiz, kavga etmeliyiz. Ama bu hiç kimsenin tekelinde, kendine ait bir şey değil tiyatro. Kendi başına bir şey tiyatro çünkü. Bir araya gelip her birlikte, birbirimize yardımcı olarak, birbirimize destek olarak; daha mutlu olmalıyız ya, olabiliriz.
B- Seyircilere söylemek istediğin bir şey var mı ? Böyle oyun çıkışlarında o büüyk masada, buluşmalar…
S- Evet, bu özellikle yakın çevremizin çok iyi bildiği bir şey. Bizde mutlaka oyundan önce biri yemek yapar, bütün ekip o yemeği yer sonra oyuna çıkılır. Ama seyircimiz katılmak istiyorsa bizimle yemek yiyebilir. Oyundan sonra da biz mutlaka, bu kendiliğinden oluşan bir şey; hiçbir şekilde, en az iki saat oturmadan buradan gidilmez. Bu son, üç yıldır özellikle, oyun bittikten sonra birinin çok acil bir işi varsa o da çok üzülerek  gider. Oyun bittikten sonrai aslında oyun da konuşulmaz hani ne olup ne bitti diye ama sadece aynı ekip muhabbet eder ve seyirci varsa seyirci de katılır. Yemeğimiz varsa seyirci de yemek yer ve sonra hep beraber tiyatro kapatılır ve çıkılır.
Demek ki Semaver Kumpanya’da oyun izlemeden önce erken gidip ekip yemeğine katılmanın mümkün olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Hasan Zengin mutlaka bir yerlerden Serkan’ı duyuyor olmalı. Eminim çok mutlu oluyordur. Babam ve Metin ağabey de öyle…
 Röportajın çıkacağı nisan ayında Semaver’in sahnesi dopdolu. Hepinize iyi seyirler, paylaşın, paylaştıkça çoğalacağız. Semaver Kumpanya’yı yakından tanımak isteyen tüm seyircilere duyurulur…
Sevgi ve dostlukla…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu