Ayın KonuğuAyın Konuğu

Sevinç Erbulak / (Esra Bezen Bilgin) ''Gece ! Ben o kadar mutluyum ki, annen bu mutulukla sana geliyor''

Müstehak’çılar,
Benim serüven devam ediyor… Bugün Esra ile Kafka kafede buluştuk. Sermet’in buluşmamız için önerdiği mekandı Kafka kafe. Çok teşekkür ederim sana Sermet. Sanırım Müstehak röportajlarımın evi hep orası olacak. Saat 2’de buluşup, 4’e çeyrek kalaya kadar sohbet ettiğim Esra’ya, bence böyle devam edelim ama biraz da gazete için konuşalım mı dediğimde içim zaten onunla ve söyledikleriyle dopdoluydu da, bir de cevaplarını duyunca dışımdan dedim ki, bi dakka ben şanslıyım. Evet şanslıyım çünkü, Güney sayesinde; bayıldığım oyuncuları biraz daha yakından tanıma fırsatım var. Hiççç uzatmadan başlıyorum şimdi. Bayanlar baylar, karşınızda Gece’nin gün yüzlü annesi Esra Bezen Bilgin….
esra bezeen
S- Özen Yula’nın yazdığı ve yönettiği, Fazıl Say’ın bestelediği; ”Sait Faik”te Demet ve Songül’le beraber anlatıcıları oynadınız. Seyredemeyenler ne yapsın Esra ?
E- Sevinçççççç…..:)) Aslında bir sürü insan seyredebilecekti ama sonrası için yaptığımız planlar, Fazıl’ın projeleri teker teker iptal edildiği için iptal olmak zorunda kaldı. Bununla ilgili de çok üzgünüm çünkü nedenini bilmediğim bir şekilde çok önceden planlanmış Fazıl Say projeleri iptal ediliyor. Aslında daha bir sürü insana ulaşılması hedeflenildi. Benim için çok özel bir projeydi, çok güzeldi Sevinç. Özen var, ben Demet’i çok seviyorum oyuncu olara, bayağı bayılıyorum ve hep böyle uzaktan flörtleşiyorduk, acaip bir buluşma oldu. Sonra Songül’ü hiç tanımıyordum, iyi ki tanıdım.
Çok tatlı bir şey yakaladık, çok eğlendim, ikisine de çok güldüm. Birlikte olmaktan acaip haz duyduk. İlk zamanlar ne yapacağımızı şaşırdık. Çok şahane, çok iyi değil mi her şey ? Bu kadar şey bir araya geldi gibi.Ama dışarıdan nasıl göründüğünü değerlendiremiyorum. Bu tip disiplinler arası şeyler hep risklidir ya Sevinç ? Müzik var, bir öykü anlatıyoruz; birbiriyle örtüştü mü hiçbir fikrim yok gerçekten. Ben,içinde olarak çok çok mutluydum. Ruhu çok acaipti onu biliyorum. Serenad Bağcan vardı, sahnede böyle dizinin dibinde onu
dinlemek…Çok acaip bir deneyimdi. İki gece oynayabildik ve ikisinde de, yaptığımız her provada da birbirimize bakıp, çok şükür değil mi diyebildik. Hayatımdaki en güzel şeylerden biri olarak kalacak. O zaman 15. 🙂
S- Hımm, yeni bir oyunda oynamayı kabul etme nedenlerin ?
E- Ben kurum sanatçıyım Sevinç. Çok uzun bir süredir İzmit şehir tiyatrosundayım ve son 10 yılı, çok kötü giden bir tiyatro dolayısıyla ben bunu ne kadar yapmamaya çalışsam da, seyircinin hiç bir suçu yok ve ben görevimi yapmak için oradayım desem de; maalesef beni çok mutsuz eden projelerin içinde oldum son 10 yıldır. Sevmediğim tekstler, metazori bana asılmış oyunlar.. Buradan da, nefes almak için, dışarıda işler yaptım, çoğumuz gibi, hepimiz gibi…Mehmet’le yaptığım işler, Emre Koyuncuoğlu ile yaptığımız işler bunlar hep beni, tiyatroyu bana neden sevdiğimi hatırlattı. Yoksa ben şey kıyılarına geldim, niye yapıyorum ben bunu ? Şu anda da bazen bunu yaşıyorum, yani Gece olduktan sonra, Gece’den ayrı kalmamım sebebi ya olağanüstü bir para olmalı; onun geleceğini garanti edeceğim ya da zevkten ölmeliyim ki çocuğuma şey demeliyim Gece ben o kadar mutluyum ki, annen bu mutlulukla sana geliyor diyebilmeliyim. İkisi de olmayınca acaip bir yabancılaştırmaya ve mesleğine yabancılaşmaya başlıyorsun.
S- O zaman galiba sana bu cümleyi kurduracak bir yeni oyuna evet diyorsun, ”Gece, ben o kadar mutluyum ki !”….
E- Kesinlikle…Evet bunu önemsiyorum. Tabii ki tekst. O teksti çok seveceğim.En önemlisi tekst. Bu Mehmet’le beraber öğrendiğim bir şey
zaten. Tabii ki yönetmen, tabii ki ekip, tabii ki partnerim ama önce tekst.(İkimizde önceleri, yani bundan 10 sene önce filan, karakteri sevdiğimizde,metin kötü de olsa onu değiştirebileceğimizi, dönüştürebileceğimizi düşündüğümüzü birbirimize itiraf ediyoruz tam bu noktada… Esra’nın oğluna söylemeyi arzu ettiği şeyi o kadar iyi anlıyorum ki Allahım. Yani beni Gece’den,Mehmet’ten, ailemden uzak tutacak şeyin ne olduğu çok önemli. Ben orada mutluysam, beni öyle gören Gece de mutlu. Kavin de seni öyle görünce mutlu…Öbür türlü çok zule dönüşüyor Sevinç, gerçekten. Demin sohbet ederken çok güzel bir şey söyledin, biz artık seçebilmeliyiz, içimizin sindiği projelerde olabilmeliyiz, evet, evet yani. Bu sadece yaşımız geldiği için filan değil. 20 yaşındaki bir oyuncu da seçebilmeli çünkü o zaman seyirci için de izlediği şey daha güzel oluyor. Metazori olması, bu baskı, beni mesleğimden uzaklaştırıyor ve başka işler yapıyorum ki mesleğimden soğumayayım.(Memur olduğumuzu zannedenlere ne güzel anlatıyor Esra şu an)
S- Evettt, yaptığına şaşırdıkların ? Sermet’ sormuştum ama ‘var mı’ diye sormuştum; o da sadece ”evet var” demişti, sen anlat diye şimdi böyle soruyorum Esra 🙂
E- Ya var tabii. Gece yani. Çok şaşırdığım. Gerçekten şaşırıyorum. Uzun yıllar şey dedim, bütün arkadaşlarım da onu hatırlatır, sanki annem yaptı da Gece’yi bize verdi. Biz böyle bakıyoruz ona yani, annemin doğurduğu çocuğu büyütüyoruz. Bu çok acaip bir kafa. Çok şaşırıyorum hakikaten.
S- Sen gece deyince, ben de aynen Kavin’e bakıp bunları düşünüyorum Esra.
E- Biliyorum Sevinç… Ayyyy….:))) Peki, mmmm, 10.
S- Geri dönüp oynamak istediğin bir rolün var mı ? Ben onu şimdi bir oynasam dediğin…..
E- Yok. Gerçekten çok.Ya çünkü bende şey yok, bugün oynasam çok iyi oynardım gibi bir şey yok. Mutlaka hepsini başka oynardım Sevinç ama
bende şey bilgisi yok; kendime gerçekten dışarıdan bakıp, bunu şöyle yapabilirdim filan diyebildiğim…Yani bu tamamen güdüsel, yani ben zaten sezgisel bir insanım ve bu tamamen oradan çıkan bir şey olduğu için böyle bir tekrar bakıp da ben bunu daha iyi yapardım gibi bir güvenim yok benim, o yüzden de hepsi olduğu gibi kalsın. Geri gelmesinler….
S- Mesale ben senin Ofelia’nın seyredememiş bir seyirciyim ve çok üzgünüm. Şimdi gel Esra bir oyna deseler ?
E- Yok Sevinç, yapamazdım…:)))) O öyle güzeldi…
S- Geri dönüp oynamak istediğim bir rol yok çünkü güvenim yok :)) Başlık atacağım bunu.
E- Güzel başlık :)))
S- Valla Esra’nın cümlesi diyeceğim…
E- Lütfen de…Pekiii, 12.
esra bezen
S- Beraber sahneye çıkmak için beklediğin oyuncular ?
E- Çok var. Çok var Sevinç. Çok. Ama hani Bülent mesela ( Bülent Emin Yarar) artık kemikleşmiş, hani bin yıldır böyle her oyunda yani 20 yalındaki bir delikanlıda bile Bülent 20 olsa da oynasak gibi, hani şey olur ya; artık o rol hiç onun değil ama keşke Bülent olsa gibi…O derece var. Ama yani, beğendiğim, keşke karşısındaki ben olsaydım dediğim çok oyuncu var. Gerçekten. Bülent şey gibi, her yere onu koyarsın ya ? Yani kahveyi de onunla içeyim, partnerim de o olsun; eve de gelsin, derdimi de ona anlatayım, öyle bir şey olduğu için Bülent’i söylüyorum. Ha unutuyorum böyle sormayı, 3.
S- En kıyak özelliğin ? Sermet, çok kolay borç para veriyordu :)))
E- Evet, evet okudum onu :))) (Soru Esra ile yakınen ilgili olduğu için bir güzel düşünüyor ki o an karşımda, bu şahane kadın kendini anlatırken utanıyor, ama bu duygumu hatırlıyorum,bir oyununun çıkışında da aynen böyleydi işte…) Düşünüyorum…. Neşeliyimdir, bilmiyorum yani herhalde..Kolay düşmem yeni.Neşeliyimdir ve bunun insanlara iyi geldiğini düşünürüm.Sabrım ve neşem çabuk düşmez. Bilmiyorum; kıyağımdır yani, bilmiyorum oldu mu bu cevap…
S- Sayın okurlar…Esra Bezen Bilgin kendiyle ilgili güzel bir şey söyledi ama gene utanarak :))))Neşeliyim derken de elleriyle yüzünü kapatıyordu gülerek.
E- Ayyyy Sevinç… Hah, 1.
S- Ayyyy…Gece doğduktan sonra ne değişti ?
E- Her şey. Her şey… Neyi seçeceğimi bilemem yani. Sabrım değişti, farklıyım Sevinç. Bilmiyorum Sevinç…Daha mı insanım ? Daha mı gözüm açık ? Daha mı endişeliyim ? Hani negatif anlamda ?
S- Anlıyorum…Ah, anlıyorum…Hep ‘daha’ mıyız o zaman ?
E- Evet. Negatifin de daha’sıyız. Kaybetme korkusuyla dolu. Daha açık. kesinlikle. Daha sevgi dolu…Daha tahammülllü…
S- Tahammül, çok doğru bir kelime Esra ya !
E- Hayatta söyleyebileceğim üç tane cümle varsa, bir tanesi bu. Hiçbir kadın içinden ne çıkacağını bilmiyor. Gerçekten bilmiyorsun. Ne bileyim, yani şeye de inanmıyorum, hani kutsallaştım, anne oldum; ee oyuncu olarak değiştim, öyle bir şeyden bahsetmiyorum. Ama evet her şey değişti yani, negatif ya da pozitif. Çok güzel oldu. Dediğin gibi, ‘daha’ oldu Sevinç. Şimdiiii, 20.
S- Ya bu bir soru değil ama ben buna bayıldım. Ekşi sözlüğe girdim, sana yazılanları okudum. Hepsini çok sevdim ama bir tarif vardı ki onu bir başka sevdim. Şöyle demiş biri; ” Sahnede korkutucu bir azametle duruyor, onu izlerken oyuncu izlermiş gibi olmuyorsunuz, bir insanı izliyorsunuz”. Bir oyuncuya hayatında bundan daha güzel bir şey söyleneceğine inanmıyorum Esra…”Yönetmen için en büyük şans, onun gibi bir oyuncuyla çalışmak. Kusursuzlar filminde kusursuz oynamış”. Bu bir soru değil evet, ben çok sevdim bu tarifleri, üstelik ben kusursuzluğa inanmıyorum, senin de inanmadığını biliyorum; hatta kusur hayranı bir kadın olduğunu da hissediyorum…
esra bezen1
E- Ay çok teşekkür ederim, çok doğru Sevinç…
S- Ama bu ne demek Esra ? ”Oyuncu izlermiş gibi değil, bir insanı izlermiş gibi oluyorsunuz”…..
E- Bunu hak edecek ne yapmış olabilirim bilmiyorum. Bu çok kocaman bir şey. Sağol Sevinç, teşekkür ederim…
(Esra’nın ağzında kerpetenle ancak bunlar çıkıyor, buradan o cümleyi kuran ekşi sözlük yazarına selam yolluyorum, kelimelerine hece hece katılıyorum)
S- Ramin Matin’le ‘Kusursuzlar’ da çalıştın. O deneyimi nasıl hatırlıyorsun ?
E- Çok güzel. Benim için bir ilk olarak kalacak ‘Kusursuzlar’. Yaptığım bütün filmlerin içinde, onlarla tanıştığım andan itibaren; senarist ve yönetmenle; film bitene kadar çok acaip bir serüven yaşadım Sevinç. Onları o kadar sevdim ki ilk buluşmada, çok yapmak istedim o filmi. Ve çok güzel anıyorum. Benim için acaip bir tecrübeydi. Çok utandığım yerler var. Ramin beni nasıl uyarmadı ve ben nasıl yani rezil oldum dediğim şeyler var.
S- Gerçekten var mı ?
E- Ya deli misin Sevinç ? Önce biz bir bıçaklıyoruz ya kendimizi ? Kimsenin bir şey demesine gerek yok yani. Ama müthiş bir saygı ve sevgiyle anıyorum. Çok iyi bir yönetmen, çok genç bir yönetmen aslında. İkinci işi. Çok öngörülü, çok sakin, çok huzurlu biri. Çok sakin. Ben çok rahat ediyorum öyle yönetmenlerle Sevinç Çünkü dediğim gibi ben zaten kalbini yüz kere bıçaklayan, sete bunu yapamayacağım diye giden; panik, gergin; hani şeyce gergin, insanları geren değil ama kendine gergin biriyim. O huzur ve sakşnlik bana şey geliyor. Bir çocuk gibi yani. Ben öyle kırbaçlanarak, acıtılarak motive olmuyorum, tam tersine hani sen yapabilirsin dendikçe evet tama deneyeyim o zaman tadına, kanalına girebilen bir oyuncu olduğum için; o anlamda çok şeydi, sakin. Yengeç burcuyum ben, partnerim İpek, o da çok iyi bir oyuncu, o da yengeç burcu, biz ikimiz böyle ‘Ramin !…Ramin!…’…Çok güzeldi…İlk göz ağrım olarak kalacak o film.
S- Şimdi Kafka kafeden çıksan ve 20 sene önceki Esra’yı görsen,karşılaşsanız, ona ne söylersin ?
E- Oyunculukla ilgili bir kaç cümle söylerdim. Bize öğrenciyken, bu da benim son zamanlardaki dertlerimden biri ; hep şey öğretildi……Kulakları çınlasın Lemi hoca derdi ki ”Dolmuşa bindiğinizde öyle bir para isteyin ki bütün dolmuş dönüp baksın ve oyuncu bu desin” derdi.
S- İstedin mi öyle ? :)))
E- İstemedim :)))))) ama buna aydığım zaman , yani bunun tam tersine; oyunculuk o kadar yok ol, görünme; orada seni hiç görmesinler demek aslında. Esra’ya derdim ki ” Bi dakka, bak bu laf üzerine düşünme, zaman kaybediyorsun, koş heme çık oradan sen” derdim. Mutlaka, öncelikle bunu derdim. Başka ne derdim bilmiyorum. Bugün uğraştığım şeylerle uğraşırdım yine, önyargılarından kurtul derdim. Bizi o öldürüyor, çok kötü öldürüyor. Şimdilik bunlar geldi aklıma…..
S- her şey çok güzel olacak da derdin bence. Çünkü Gece var.
E- Çok şükür. Deli misin ? Aynen….10 dedim mi Sevinç’ciğim ?
S- Dedin:)
E- 9..
S- Gece’yi yaptığına şaşırıyorsun ya, hala yapamamış olduğuna şaştıkların var mı ?
E- Sigarayı hala bırakmadığıma, herşeye rağmen hala bağımlı halinde…….Herşeye olağanüstü irade, olağanüstü güç koyup; sigarayla bu zavallı ilişkime şaşırıyorum.
S- Ne güzel bir cevap. Ben de Esra, ben de şaşırıyorum kendime. Pekiii, işte şu an onun yerinde olmalıyım ama çok da güzel oynuyor dediğin son oyuncu ? Biliyorum çok vardır ama… Biliyorum…. Son diyeyim o yüzden…
E- Sevinç’ciğim sen varsın şimdi bu röportaj için şey olacak ama en son Şark Dişçisi’nde; rol benim olsun diye değil ama en son imrendiğim şey olarak söyleyeyim, böyle Allahım ne yapıyor, ne güzel yapıyor dediğim hani tam bu röportaja denk geldi ama gerçekten öyle, bütün samimiyetimle öyle….Ama ben yapamazdım bunu diye izlediğimi belirtmek isterim. O iki kadını bu kadar güzel ve net ayıramazdım. Ne güzel yapıyor diye düşünerek izlediğim en son şey sensin.
S- Sofi ! İlk perdedeki rolüme de ben Piko adını takmıştım. Esra ne diyeceğimi bilemiyorum. Seni o rollerde izlemek muhteşem olurdu ama ! Şu an var ya beni ne biçim mutlu ettin ya ! Büyük bir onur, teşekkür ederim.
E- Estafurullah…Onu ne demek ?
esraaaa bezeeen
S- Reha Erdem’i sormak istiyorum. Onunla birlikte çalışma şansı, yakalanıyor herhalde bilmiyorum. Hani Bülen Emin Yarar için dedin ya, eve gelsin, derdimi anlatayım, ben de Reha’nın filminde oynadım ya ? Evine gittim, hatta çekimler onun evindeydi, gittim, derdimi de anlattım….Komün halde yaşadık biz ‘5 Vakit’ zamanı…
E- Ayyy çok güzel…
S- Sen benim onun çok sevdiğim bir filminde oynadın. ‘Korkuyorum anne’ bende çok fena bir yerde durur.
E- Beş Vakit ile Hayat Var da ben de…..
S- Offff evet Hayat Var !!!!Evet, ikisi de !!!
E- Çok güzel filmlerdi. Ya evet, o tecrübemi de acaip hatırlıyorum Sevinç. Keşke, inşallah bir daha çalışsak. Çok film çekse Reha. Herkes onunla çalışsa. Onun seti, çok yani; zaten yaşamışsın; hani huzur dolu. Bunu çok seviyorum. Mehmet’te de o var. Böyle yönetmenlere bayılıyorum Sevinç. Yani dünyayı kurtarmıyoruz, kansere ilaç, çare bulmuyoruz; biz burada çok sevdiğimiz insanlarla çok sevdiğimiz bir şey yapmaya çalışıyoruz. Basit bir senaryo, basit bir film, takılıyoruz. Bu rahatlık, bu huzur…Haydi kız, haydi oğlum, gel bir çay içelim…Evimdeyim yani huzur içindeyim ve çok güzel bir iki saat yaşayacağız gibi bir şey. Ben ‘Korkuyorum anne’ de oynadığım zaman sete bir gün Tilbe geldi. ‘Esra’cığım dedi, çok şanslısın ve çok şanssızsın’…Küçücük bir şey yapıyorum diye düşünüyorsun ama bu setle başlıyorsun. Bunu yaptığın için çok şanslısın ama çok da şanssızsın bir daha böyle bir set bulamayacaksın, yani seti böyle bir şey sanacaksın ama değil’…Yani o kadar huzur dolu, bambaşka bir yerdesin ki gerçekten öyle….Sonraki setlerim çok şanslı oldu. O yüzden hep şükrediyorum. Ama Reha başka bir adam…Ve sirayet ediyor, tekniğe, sete, oyuncusuna, koltuğuna, duvarına…Çok acaip bir adam…
S- Öyle bir şey değil mi zaten yönetmenlik ? Neyse o şekilde sirayet eden bir şey değil mi?
E- Kesinlikle…Bu benim sanatım, bu benim egom, bu benim fikrim değil de ben seninle bir şey yapıyorum hali bu. Dengeliyorum kadar mütevazi…Bir sahnede çok gerildim ben, bayağı yani yapamıyorum diye ağladım, beni avutuşunu görmeliydin…Hani o çaycı Ahmet ağabey böyle, ”Kızım yapacaksın bir şey yok, set; duralım, bir çay içelim, bir daha çekeriz, on kere çekeriz’… Hani nasıl bir lüks bu ? Duygu olarak da nasıl bir lüks ?Çok acaip bir adam. 5 dedim mi canım ?
S- Hayır… Bunun cevabını o kadar çok merak ediyorum ki !!!!!!Hangi numaraya koyacağımı bilemedim. Çünkü Sermet’in cevabına aşık oldum. Aynı soru. Yeniden doğdun, herşey senin istediğin gibi şekillenecek, nerede yaşıyorsun ? Kimsin ? Neler yapıyorsun ? Bu böyle olsun diyeceksin öyle olacak, o böyle olsun diyeceksin öyle olacak yani…Hiç düşündün mü ?
E- Hiç düşünmedim Sevinç 🙂 Bir kere kesin çok çocuğum olsun isterdim. Kesinlikle böyle bayağı, 4-5 çocuğun annesi olmak isterdim. Oyuncu olmak isterdim yine.
S- Gerçekten mi ?
E- Evet… 🙂
S- Beş çocuklu oyuncu Esra….
E- Çok saçma, ama evet…
S- Çok süper bence. Dünyanın herhangi bir yeri var mı yaşamak istediğin ?
E- ”Bu” Türkiye’de olmak istemezdim.Dünyanın neresinde olmak isterdim bilmiyorum. Öyle bir yerim yok benim. Londra’yı seviyorum, Paris’i seviyorum ama nerede olmak isterdim ? Bilmiyorum ama Bu Türkiye değil.
S- Mesleki bir hayalin var mı ?
E- Var Sevinç’ciğim, hepimiz için. Yine biraz şey olacak ama… Sansürsüz ve 657’nin olmadığı, artık bu kadar ‘ne olmalı ?’ yı konuşmaktan çok sıkıldım Sevinç. Bunları düşünmek zorunda değiliz ve ben, özellikle İzmit Şehir Tiyatrosunda sadece bunu konuşuyorum…İnan yıllar oldu, benim yakın bir arkadaşımla oturup şöyle bir tekst okudum, şöyle bir oyun izledim bunu yapsak mı demeyeli….Yıllar oldu…Tüsak ne olacak mesela? Bunlar çok yorucu. Bunlar enerjimizi alan, oyuncu olarak bütün varlığımızı yok eden şeyler. Bu beni çok üzüyor. Sansür korkunç bir şey. Sansür konuşmak istemiyorum, hukuksal haklarımı konuşmak istemiyorum, kavga etmek istemiyorum. Çok basit ve çocukça bir şey konuşuyoruz Sevinç. Bunları çoktan aşmamız lazım.Biraz derine, biraz kalbe artık yani….Bu kadar dışarısı, bu kadar şekil….Bilmiyorum yani nereye gideceğiz. Bu anlamda çok mutsuzum. Bütün oyuncu arkadaşlarım mutsuz. Dolayısıyla, ite kaka tiyatro yapmaya çalıştığımızı görüyorum. Gerçek anlamda tiyatro yapmıyoruz. Bunlar kötü. Savaş… Savaş yani…Savaşıyoruz sürekli. Oyuncu olarak en büyük hayalim, huzur içinde, rahat; sadece tekste bakarak, sadece ne söylemek istediğime bakarak bir iş yapmak. Ötesi berisi bence hepimizi perişan etti.
S- En sevdiğin repliğin ?
E- ‘Şeylerin Şekli’nde söylüyordum, daha yeni andık hatta….”Hiçbir şey bir şey değildir, ta ki bir şey olana kadar”…
S- Tiyatro (Hâl) hakkındaki düşüncelerin ?
E- Ben Tiyatro Hal’i çok seviyorum. Özer’i tanıyorum, Özer Aslan’ı. Mehmet vasıtasıyla tanıyorum. Tiyatro Hal’den önce de Talimhane’den tanıyorum, yazar olarak da çok seviyorum Özer’i, tiyatro adamı olarak da. Benim için hani onunla başlayan bir serüvendi. Yani harika…Salonu ilk açtıkları zamanı hatırlıyorum, o heveslerini, Güney’i…İnsan umut doluyor, ben çok umutsuz bir dönemindeyim Türk Tiyatrosu’nun, böyle şeyler bana tatlı dozlarda sakinleştirici ve huzur aşılıyorlar. Çok güzel, İkinci Kat’la da ilgili aynı şeyi hissediyorum. Kumbaracı50 artık yaşlandı benim için, yani onlar büyüdüler, iyi ki varlar yani, iyi ki…Arşiv yapıyor dedin Güney, sayende Müstehak’ı tanıdım. Akün Ve Şinasi sahnelerş için bir eylem yapıldı, orada karşılaştık Güney’le, ablacığım sen de artık müstehak’lı olmuşsun dedi o kadar hoşuma gitti ki….Çok güzel bir cümle…İyi ki varlar…
esra bezens7
S- İyi ki….Peki, başucu kitapların ?
E- Kitaplarım….Ben, benim Oruç Aruoba ile aramda çok tuhaf bir ilişki var. Yani ”İle” ve ”Sayıklamalar” böyle benim evet başucu kitaplarım…Bazen çok uzaklaşıp, bazen o cümlelerle beni yeniden sarsıp, bazen de çok rahatlatıyor…Onları çok seviyorum…Bir de oyun yazarlarım var benim, biri Tenessee Williams, şu an çalışıyorsunuz; bayılıyorum…
S- Senin için yapıyoruz Esra…
E- Onun o kısa oyunları, kadın karakterleri….Psikolojiler….O nasıl bir anlamak ? Yani ?Çok heyecan verici…Çok acaip bir yazar…Derin, derin…Onu çok seviyorum… Bir de 30’dan sonra böyle, o da yine Mehmet’le keşfettiğim; maalesef çok geç keşfettiğim Cehov ve İbsen var. Okul hayatım boyunca, niyeyse, kötü çeviriler yüzünen mi, böyle ne anlatıyor yahu, ne sıkıcı dediğim ama şimdi yine aynı derinliği, hani yalnızlığı, sıkışmışlığı; bu kadar mı iyi gördünüz ? ”Halk Düşmenı” en yakın örnek. Hani bugün seninle biz otursak cahillik üzrine tiradlar yazsak onu yazarız herhalde…
S- Yazamayız da :))))
E- Evet :))) çok acaip yazarlar Sevinç…
S- ”Bu” Türkiye’yi demin o kadar güzel anlattın ki, ama ben gene de sorumu soracağım. Yaşadığımız ülke demiştin ben şimdi onu değiştiriyorum; çünkü ben çok sevdim bu dediğini, tamemen aynı hisle soruyorum şimdi, bu Türkiye’de sevdiklerin ve sevmediklerin ?
E- Ben kulağıma bir peercing yaptırdım Sevinç, böyle bir örnekle anlatacağım. Sonra Londra’ya gittim, kulağım şişti. Yara oldu, bir şey oldu filan. Bir eczaneye girdim dedim ki peercing’im yara oldu, ne yapmam lazım filan ?… Uzaktan bakıp, bence dokunmayın, işte şunu yapın filan…Sonra bir dövmeciye gittim. O da öyle baktı filan. Şimdi ben Türkiye’de olsam, bakkala bile insem, adam hemen tutar kulağımı, küpeyi çıkartır; pomat verir; annem der pekmez ezelim der; yoldan geçen biri bile olsa; bir kere mutlaka dokunur. Tam olarak bu iki şey, bunun iki tarafı, yani bu benim hem sevdiğim, hem sevmediğim şey; bu can havli, bu sıcaklık; bu dokunmak en sevdiğim şey. Bu kadar candanlık. Ama aynı zamanda da bu fütursuzluk…O şuursuzluk…Aynı his. Bizi mutlu eden, mutsuz eden, şu anda başımızda olan bir sürü şeyin aynı şeyden kaynaklandığını düşünüyorum. İkisi de aynı kaynaktan çıkıyor aslında. Ama o biraz kendini bilmemek, o şuursuzluk, neye dokunduğunu bilmemek…Ama aynı zamanda da çok naif ve çok güzel. Bu yüzden bu ülkede en sevdiğim ve en sevmediğim şey bu. Son dönem Sevinç, sana gelirken Sabahattin Ali ile ilgili bir yazı okuyordum. ”İçimizdeki Şeytan”da diyor ki belki okumuşsundur; diyor ki, içimizde şeytan yok, içimizde aciz var, tembellik var, iradesizlik var, bilgisizlik var. hepsinden korkuncu gerçeklerden kaçma ihtiyadı var, alışkanlığı var diyor. Bu son dönem en çok bunu düşünüyorum. O kadar güzel anlatıyor ki…Böyle bir…O üstünü kapama, o hafızasızlık….unuttum geçti, öyle bir şeyimiz var ya, o sende de bende de var…Geçti bitti tamam yokmuş gibi…Bunu sevmiyorum, bu; kendimizde, ruhumuzda var. Bunu sevmiyorum…iki ayrı şeyden bahsediyor gibiyim ama ikisi bence iç içe…Bir yandan onu seviyorum, taaa kalbimizden, karnımızdan gelen kocaman bir şey var. Bir yandan da o ince çizgiyi ayarlayamayıp; şuursuzca, can havliyle, sınırımızı, haddimizi bilmeden, demin biriyle ilgili hadsiz dedin, bence çok doğru bir kelime o. Yani had bilmemek çok kötü bir şey Sevinç…
S- Evet, evet Esra…. Ayyy bitti.
E- Bitti mi ?
S- Evet.
E- Sana bir şey sormak istiyorum şimdi, bu da benim sorum. Altan Erbulak benim babam için çok önemli biri. Biz onun karikatürleriyle büyüdük. Sen de benim için , Süper Baba’dan itibaren ben de seninle büyüdüm. sen de bizimle büyüdün. Benim için çok öenmli bir figürsün Sevinç. Yaptığın röportajlar, okuduğumda şahit olduğum, kadın olarak; söylediğin şeyler, politik yönün, oyunculuğun…Seni şeyde izledim Şark Dişçisi’nden önce Yaprak Dökümü’nde.
S- Savaş hocamla…
E- Evet. Hani şimdi bir şeyle büyüyorsun ya ? Yıllar sonra böyle bir buluşma, hayatın mucizelerinden biri. Bu sıcak bakış, bu ben seni anlıyorum’lar; işte mucize. O yüzden çok mutluyum, bunu söylemek istedim. Buraya o yüzden geldim, o duygum yüzünden.
S- Geleceğini bilerek aradım ama Sevinç gelirim, oturalım; Gece’yi, Kavin’i, mesleğimizi konuşalım sonra ben döneyim de deseydin de gelecektim. Senin röpaortajlara olan mesafeni de biliyorum ama bir şey daha biliyorum ki bugün bize kalacak. Bu konuştuklarımız biziz. Bak ben şimdi senin eline bir fırsat geçtiğinde beş çocuklu oyuncu Esra Bezen Bilgin olmak istediğini biliyorum artık dünyanın bu Türkiye olmayan herhangi bir yerinde…Senden beş tane daha olsaydı ekşi sözlük entry’den patlardı bence. Mükemmel…Ve ben bu röportajın başlığından o kadar emin değilim ki sevdiği okurlar…
Derken kapadık kaydı…Yanımıza Tansel Öngel geldi…Bir bu kadar da dışarıda oturduk. Hayallerimizi konuştuk. Ve aynen sabah kendi kendime dediğim gibi bu cumartesi beni üşütemedi, üzemedi, zıplaya zıplaya tiyatroya gittim Esra ve Tansel’den ayrılıp……
Esra Bezen Bilgin’in yüreği, içtenliği, kavrayışı müstehak olsun hepimize……..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu