Köşe YazarlarıMisafir Sandalyesi

Sercan Gidişoğlu – 2019’da Nihayet #SesimizHakkımızdır dedik

Kültür sanat alanının kelimenin gerçek manasıyla sesi en çok duyulan ancak belki en görünmeyen ve hakları en çok görmezden gelinen parçasıdır ‘Seslendirme Oyuncuları’. 35 yıldır mikrofon karşısında seslendirme oyunculuğu yapan biri olarak ben mesleğimizi tanımlarken genellikle ‘sektörün görünmez kahramanları’ derim. Gerçekten de televizyon ve sinema izleyicileri en çok biz seslendirme oyuncularının sesini duyar ekranlardan ve beyaz perdededen ancak çok azımızın yüzünü bilir.

Sesimizin bu kadar çok duyuluyor olmasına karşın ne ilginç bir paradokstur ki seslendirme oyuncuları hakları ve çalışma koşulları söz konusu olduğunda eğlence sektörünün belki de ‘sesini çıkarmak’ ve ‘sesini duyurmak’ konusunda en zayıf halkalarından biri oldu yıllarca. Bu konunun ne kadar uç boyutlarda olduğunu sektörümüzün iç yüzünü bilmeyen okuyucular için birkaç örnekle açıklamaya çalışayım.

Örneğin; bir seslendirme oyuncusu çoğunlukla işe çağrıldığında hangi filmi, diziyi, vb. seslendireceğini bilmez. Bu durumu bir tiyatro oyuncusunun hangi oyunu oynayacağını bilmeden provaya çağrılması ya da dizi oyuncusunun hangi dizide oynayacağını bilmeden sete çağrılması gibi düşünebilirsiniz. Dahası, seslendireceği o iş karşılığında ne kadar ücret alacağını da bilmez. Eğer şanslıysa ve her ay düzenli ödeme yapan, ödeme sırasında kazandığı ücretin detayını gösteren dökümünü veren bir stüdyoyla çalışıyorsa ancak o zaman her iş karşılığında kendisine ‘ne kadar değer biçildiğini’ görebilir.

Şanslıysa dememin sebebi, sektörde uzun yıllar boyunca ve hala da bazı stüdyolarda düzenli ödemelerin yapılmaması, çalışanlara ücretlerini neye karşılık aldıklarını, seslendirdikleri her işten ne kadar para kazandıklarını gösteren ücret pusulalarının (dökümlerin) verilmemesi uygulamasının mevcut olması.

Yani, tüm dünyada performans sanatçısı olarak kabul edilen seslendirme oyuncuları, ülkemizde çoğu zaman seslendirecekleri eserin ne olduğunu önceden bilmeden, alacakları ücreti ödeme aldıkları güne kadar bilmeden ve o ödemeleri de aylarca alamadıkları ya da bölük pörçük biçimde aldıkları şekilde çalıştırılıyorlar. Bazı seslendirme oyuncuları kendi kişisel kaşelerini (ücretlerini) belirledikleri için – yani ben bir diziyi şu kadar TL’ye, bir filmi bu kadar TL’ye konuşurum dedikleri için – ya pek çok stüdyo tarafından çağırılmayıp işsiz bırakıldılar ya da çok az sayıda projede görev yaptılar çünkü onlar ‘kaşeli sanatçılar’dı ve işverenin ücretlendirme sisteminde ‘zorluk’ çıkarıyorlardı.

Üstelik tüm bunların yanı sıra seslendirme oyuncuları 15 yıldan fazla süredir birçok mecrada hiç zam almadan hatta yer yer 15 yıl öncekinden bile düşük parça başı fiyatlarla ve sigortasız çalıştırılıyorlar.

Her ne kadar 2011 yılı sonrası birçok stüdyo seslendirme oyuncularına serbest meslek makbuzu çıkartma zorunluluğu getirse de hala kayıtdışı ekonominin var olduğu bir çalışma alanı seslendirme.

Ayrıca, biz seslendirme oyuncuları ve benim de Genel Sekreteri olarak görev yaptığım meslek örgütümüz Oyuncular Sendikası, tıpkı dizi ve tiyatro oyuncularında, dansçılarda, opera şarkıcılarında olması gerektiği (ama maalesef çoğunlukla olmadığı) gibi seslendirme oyuncularının da 4A sigortalılığı ile ‘bağlı çalışan’ olması gerektiğini savunuyoruz.

Seslendirme oyuncularının serbest meslek makbuzu ile çalıştığı bugünkü durumda bile aslında pratikte birçoğunun sosyal güvenlik haklarından mahrum kaldığını söylemek yanlış olmaz çünkü mevcut ücretlerle pek çok ay asgari ücretin azına denk gelecek kazanç elde eden seslendirme oyuncularından – özellikle genç ve/veya başrol konuşmacısı olamayan durumda olanlardan – 800-900 TL’lere varan Bağ-Kur primlerini ve en az 150-200 TL’den başlayan muhasebeci masraflarını kendileri karşılamaları bekleniyor. Az iş yaptıkları ya da şanslı olmadıkları aylarda yaşamak için kendilerine kaç ‘simit’ kalıyor hesabını siz yapın.

Elbette tüm işverenler böyle davranıyor ve seslendirme oyuncularının kişisel kaşe belirleme hakkına saygı göstermiyor, her zaman çok düşük ücretler veriyorlar demek haksızlık olur ancak piyasada yıllardır hakim hale gelmiş genel işleyişin bu olduğunu ve pek çok seslendirme oyuncusunun da bunu sorgulamaktan çekindiğini söylemek hiç de yanlış olmaz.

‘Peki neden kendi hakları için ses çıkartmadılar?’ dediğinizi duyar gibiyim. Bu elbette çok geçerli ve değerli bir soru. Ancak bu soruyu cevaplandırmak da bir o kadar zor çünkü sektörümüz bir anda bu hale gelmedi. Her ne kadar seslendirme oyuncularının kendi haklarını talep etmekte, bunda ısrar etmekte ve mesleki değerleri koruyacak kararlı duruşu göstermekte eksikleri, yanlışları olduğu bir gerçek olsa da bu gerçeği seslendirme oyuncularını çevreleyen sektörel koşullardan bağımsız yorumlamak ve tüm suçu ‘çalışanın etiğine’ yüklemek en hafif tabiriyle gerçekleri görmezden gelmek olur.

Her şeyden önce şu gerçeği unutmamak gerekiyor ki; seslendirme oyuncuları tıpkı dizi sektöründe olduğu gibi her an ‘işsiz bırakılmakla’ tehdit edilerek, onlar olmazsa başkalarıyla çalışılacağı ve ‘üstlerinin çizileceği’ söylemleriyle yaratılan bir korku imparatorluğu altında çalıştırıldılar. Buna karşı duranlar ise ya tamamen sektörden ayrılmak zorunda kaldı ya da uzun ‘sürgün’ dönemlerine mahkum edildiler.

Yıllar önce yerli film ve dizi seslendirmelerinde herkesin 3 saatlik seanslar karşılığında alacağı kişisel ücretler belliyken, TRT’nin tek kanal olduğu yıllarda ve özel stüdyoların ilk açıldığı dönemlerde her rol kategorisi için uygulanan ücretler herkesçe bilinirken ve o günün alım gücüyle değerlendirildiğinde bugünkülerin oldukça üzerinde ücretler varken, o günlerden bugünlere geldik. Özellikle özel televizyonların sayısının artması, seslendirme işinin iyice ‘fabrikasyona’ dönmesi ve iş yükünün çoğalmasıyla birlikte yavaş yavaş çöküş başladı. Aslında, seslendirilecek içerik çok daha arttığından normal şartlarda beklenti; seslendirmenin daha çok insanın daha çok paralar kazandığı ve giderek büyüyen bir sektör olma yolunda ilerleyeceği yönünde olurdu. Ancak malumunuz ‘normal şartların’ hüküm sürdüğü bir ülkede yaşamıyoruz maalesef.

Eskiden bu meslekte yazılı olmayan mesleki etik kuralları mevcutken bile çeşitli sorunlar varken biz seslendirme sektörünün çalışan ve işverenleri maalesef giderek çoğalan ve karmaşıklaşan iş yükü karşısında mesleğimizin standartlarını ve minimum koşullarını yazılı kurallarla koruma altına alamadığımız için, yıllar içinde yazılı olmayan etik kuralların da bir bir meslek büyüklerimizle beraber toprağa verilmesi sonucunda, çöküş kaçınılmaz hale geldi.

Buna bir de, aracı işveren konumunda olan stüdyoların örgütsüz, birbirlerinden habersiz ve iletişimsiz biçimde, vizyonları olmadan sadece günlük kar elde etme isteği içinde, çoğu zaman da ‘bakkal’ mantığıyla ticaret yaparak sürekli ‘fiyat kırarak’ iş alma stratejileri eklenince bırakın fiyatların artmasını her yıl düşmesi baskısıyla karşı karşıya kaldık. Artistik bir iş olan seslendirmenin değerini Türkiye’de kendi ellerimizle diplere çektik. Bu elbette seyircinin özellikle televizyon ekranlarında izlediği ‘şeylerin’ kalitesine de çok vahim şekilde yansıdı.

Mesleği babadan miras almış bir seslendirme oyuncusu olarak ben burada sorumluluğun çok önemli, yadsınamaz bir kısmını biz seslendirme oyuncularında ve bizim örgütsüzlüğümüzde görüyorum.

Tüm diğer tiyatro ve dizi oyuncusu meslektaşlarımın olduğu gibi seslendirme oyuncusu arkadaşlarımın da emeğine büyük saygı duymakla ve içinde bulundukları –yukarıda kısaca anlattığım– koşulları anlamakla birlikte çuvaldızı kendimize, kendi örgütsüzlüğümüze batırmamız gerektiğini düşünüyorum.

“Peki hiç mi bu durumu değiştirmeye çalışmadı sektör çalışanları?” diye sorabilirsiniz. Aslında daha önce, çoğunlukla sadece ücretler üzerinde yoğunlaşılan, bazı örgütlenme ve pazarlık çabaları oldu. Hatta adına ‘boykot’ ya da ‘grev’ denen süreçler bile yaşandı. Ancak maalesef bu süreçler gerçek manada güçlü ve sistemli bir meslek örgütü tarafından planlı, programlı şekilde, uzun zaman hazırlıkları yapılarak hayata geçirilmiş hareketler olmadığından en fazla 3-4 gün yaşayıp 5. gün başarısızlığa mahkum oldular.

Buna rağmen, seslendirme alanında bu durumun son 3-4 yıldır, özellikle Oyuncular Sendikası bünyesindeki örgütlenme bilinci ve çalışmalarıyla değişmeye başladığını söylemek zorundayım. Aksi takdirde birazdan bu satırlarda anlatacağım gelişmeleri açıklamak imkansız hale gelir.

Tüm bu kötümser tablonun içinde iyi şeyler olmuyor da değil. Birkaç yıl önce bir yabancı dijital yayın platformu olan Netflix’in hayatımıza girmesi sonucu seslendirme alanında da önemli gelişmeler yaşanmaya başlandı.

Öncelikle var olan ücret skalasında bir genişleme, ücretlerde iyileştirmeler yapıldı. 2016 yılında Oyuncular Sendikası seslendirme sektöründe daha önce eşi benzeri görülmemiş hatta ülkemizde nadir görülen biçimde, toplamda 22 seslendirme stüdyosunu aynı masa etrafında toplayıp mesleğin kurallarının ve standartlarının belirlenmesi amacıyla bir ‘sosyal diyalog’ süreci başlattı.

Bu sürecin 2017 yılında 2 somut çıktısı oldu. Birincisi, sektörde iş yerlerinde geçerli olması öngörülen ve ideal düzenlemeler olarak kabul edilen ‘fiziki ve hijyenik standartlar’ belgesi imzalandı. Bu, aslında bir tür ‘ilk adım’, ‘iyi niyetli müzakerelerin başlangıcı’ niteliğindeydi.

İkinci olarak ve yine sektörde bir ilk olma özelliği taşıyan ‘Netflix taban ücret tarifesi’ anlaşması imzalandı ve 1 Ağustos 2017 itibarıyla yürürlüğe girdi. Bu anlaşma sonucunda ilk kez bir mecraya yönelik seslendirmelerin ücretlendirilmesiyle ilgili kabul gören ve uygulanan bir taban ücret sistemi tamamen işveren-çalışan temsilcilerinin ‘sosyal diyalogu’ yoluyla hayata geçmiş oldu. Bu anlaşmayla ilgili ayrıntılı bilgiye Oyuncular Sendikası web sitesinden ulaşılabilir.

Her ne kadar 2017 yılındaki anlaşma sektör tarihinde bir ilk niteliğinde olsa da hala çok büyük eksikleri olan ve dünyadaki düzenlemelerin çok gerisinde kalan bir anlaşmaydı. Aslında o da iyi niyetli bir ilk adımdı demek doğru olacaktır.

Arada geçen 3-4 yıllık süre içinde Oyuncular Sendikası bünyesindeki Seslendirme Çalışma Grubu’ndaki arkadaşlarımla birlikte biz de Uluslararası Aktörler Federasyonu (FIA) üyeliğimizin ve Yönetim Kurulu üyeliğimizin getirdiği avantajlarla tüm dünyadaki farklı sistemleri, ücretleri, kuralları ve anlaşmaları inceleme fırsatı bulduk. Yani biz bir yandan dersimize çok çalıştık. Bu yazıyı fırsat bilerek tüm Müstehak okuyucuları huzurunda özellikle sendikada seslendirme çalışma grubundaki yol arkadaşlarıma çok teşekkür etmek istiyorum.

2019 yılının sonlarına gelene kadar geçen yaklaşık 3 yıllık süreçte 8 sosyal diyalog toplantısı yapıldı. Ancak sendika olarak bizim tüm ısrarlarımıza rağmen 2017’deki anlaşma sonrası daha gelişkin ve tüm mecralarda geçerli olacak kurallar bütününe dair çok fazla yol alamamıştık; ta ki 2019 yılının son aylarına kadar…

Burada detaylarıyla okuyucuyu sıkmak istemediğim ‘geriye dönük projelerin’ hak devri sözleşmelerinin imzalanması konusunda çıkan bir sorun sonucunda uzun yıllardır üzerinde ölü toprağı olan bir sektörde daha önce görülmemiş bir hareket başladı. Sayısı beşi geçmeyen seslendirme oyuncusunun söz konusu hak devri sözleşmelerini bedelsiz imzalamayı reddetmeleri ve hak ettikleri bedeli sendikanın önderliğinde istediklerini beyan etmeleri sonrası, sendikanın da çok hızlı şekilde refleks göstermesi, bilgilendirme yapması, örgütlülüğü ile üyelere ulaşması sonucunda, başlangıçta beşi geçmeyen seslendirme oyuncusu sayısı birkaç gün içinde 25-30’lara oradan da 1-2 hafta içinde yüzlerin üzerine çıktı.

Seslendirme oyuncuları arasında bir sosyal medya uygulaması üzerinden başlayan birleşme hareketi meslek örgütü olan Oyuncular Sendikası çatısı altında bir anda büyüdü. 10 Aralık 2019 Salı günü saat 21.00’de #SesimizHakkımızdır ve #OurVoicesOurRights etiketleriyle Oyuncular Sendikası ve seslendirme oyuncuları olarak başlattığımız sosyal medya kampanyası çok ses getirdi.

Son haliyle 350’den fazla seslendirme oyuncusu, aşağıdaki deklarasyona imza atarak çağdaş koşullarda ve ücretlerle çalışma taleplerini, haklarının tanınması ve meslek örgütleri aracılığıyla toplu olarak pazarlık edilebilmesi taleplerini ilk defa kamuoyunu önünde en yüksek sesle SESLENDİRDİLER.

“Seslendirme oyuncularının sektörde seslendirdiği eserlerle ilgili dijital yayın platformlarındaki hak devirlerinin yeniden ücretlendirilmesi noktasında bir süredir hak sahibi seslendirme oyuncuları ile seslendirme stüdyoları arasında bir uyuşmazlık ve buna bağlı olarak çözümsüzlük mevcuttur.

Bu çözümsüzlük ve buna bağlı olarak ortaya çıkacak diğer uyuşmazlıklar ile ilgili olarak biz aşağıda imzası bulunanlar, Oyuncular Sendikası’nın bizim adımıza stüdyolarla, aracı şirketlerle ve doğrudan yayıncı kuruluşlarla bir çözüm bulunması için görüşme yapması gerektiğini düşünüyor ve bu konuda Sendika’ya yetki verdiğimizi bildiriyoruz. Oyuncular Sendikası’nın bu görüşmeler neticesinde çizeceği yol haritasına uyacağımızı da beyan ediyoruz.

Stüdyoları, aracı şirketleri ve doğrudan yayıncı kuruluşları bu uyuşmazlığın çözülmesi ve uyuşmazlık yaşanan bu işyerlerindeki iş barışının bir an önce tesis edilmesi için bizim adımıza Oyuncular Sendikası ile görüşme yapmaya çağırıyoruz.”

Yani bu kez kendi haklarımızı seslendirdik; ve belki de ilk defa bu kadar açıkça, bu kadar yüksek sesle, bu kadar dayanışma içinde… Bu kararlı duruş, birlik, dayanışma ve açıkcası kararlı bir mesleki örgütün varlığı ve bilgiyle donanmış çalışmaları sayesinde işveren konumundaki stüdyolarla uzun süredir ara verilmiş görüşmeler yeniden başladı. Üst üste gerçekleşen temaslar sonrası bu yazının kaleme alındığı günlerde (Ocak ayının başı) sektörümüzde ‘devrim’ niteliğinde olacak, hemen tüm mecralarda taban ücretleri, hak devri kurallarını ve bedellerini ve mesleki uygulama kurallarını belirleyen bir protokol stüdyoların imzasına açıldı. Ben bu yazıyı kaleme alırken bile imzalanma haberleri gelmeye devam ediyor. Elbette bundan sonra da önümüze çıkabilecek çeşitli zorluklara rağmen insanın içi umutla doluyor. Yeni yıla umutla girdik. Umarım 2020, biz kültür sanat üreticileri için her alanda umutlar biriktirdiğimiz çok güzel bir yıl olur. Biz seslendirme oyuncuları 2019 yılı sonunda “Sesimiz Hakkımızdır” diyerek bir ateş yaktık, umarım 2020’de tüm alanlarda hakkımızı almak yolunda hep birlikte bu ateşi büyütür ve büyük adımlar atarız. Yeni yılınız kutlu olsun.

Sercan Gidişoğlu
Oyuncular Sendikası Genel Sekreteri
Oyuncu, seslendirme oyuncusu, tiyatro sevdalısı

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı