DünyadanHaberlerMisafir Sandalyesi

Sanat için COVID-19 sonrası şov devam etmek zorunda

Shauna Brail, Nathalie Des Rosiers, Anita M. McGahan

COVID-19 salgını sanat sektörünü paramparça etti. Salgın sırasında ve sonrasında sanatı desteklemek üzere yeniliğe ve kapsayıcı büyümeye yönelik bir plan uygulanmazsa, bunun toplum için yıkıcı sonuçları olacak.

Sanatta yenilik gerekli; çünkü kalabalık toplantılar uzun bir süre daha mümkün olmayacak gibi gözüküyor. Kapsayıcı büyüme gerekli; çünkü sanat bizi iyileştiriyor, eğlendiriyor, bize anlam katıyor, ekonomik faaliyetleri canlandırıyor ve farklı sektörlere yeni fikirler veriyor.

Mary Oliver’ın Yaban Kazları (Wild Geese) zor zamanlarda insanlara umut verdi. Margaret Atwood’un Damızlık Kızın Öyküsü’nde (The Handmaid’s Tale) verdiği distopik uyarılar, bir jenerasyonun teknokrasi hakkında derin sorular sormasına vesile oldu. Farklı ülkelerin ve yüzyılların klasik müzikleri, hislerimizin başkalarının deneyimlerinden ve yaşadıklarından uzak olmadığını gösteriyor. Mimarideki atılımlar şehirleri yeniden şekillendirdi ve birlikte yaşama şekillerimizi dönüştürdü. Kitaplar bizi dönüştürüyor. Müzisyenlerimiz, oyuncularımız ve sanatçılarımız deneyimlerimizi meşru kılıyor ve onlara ifadeleriyle anlam katıyor. Sanat yoluyla başka kültürleri anlamaya başlıyoruz. Sanat olmasaydı izole, ürkek ve hayal gücünden yoksun olurduk; azalırdık.

Liderler anlaşılabilir bir şekilde, potansiyel tıbbi sonuçlarının kabul edilemez olduğu fikrine vararak tüm performansları ve festivalleri durdurdu, galerileri kapadı. Birçok okul, karantina sürecinde sanat eğitimine devam etmiyor. Müzisyenler birlikte çalışamıyor; buna rağmen bazıları Zoom üzerinden denemeler yapıyor ve değişik sonuçlar elde ediyor. Yazarlar ücretlerini alamıyor; oyuncular ücretsiz izne çıkarıldı. Müzeler kapandı. Birçok mimari proje ertelendi ve bütçesel nedenlerle daha da ileri tarihlere ertelenebilir.

Karantina süreci sanat sektörünün ve sanatçıların neredeyse tüm gelirlerinin anında kesilmesine yol açtı. Örnek vermek gerekirse, Kanada’nın önde gelen galerilerinden Art Gallery of Ontario’nun 2019’daki yıllık gelirinin %25’inden fazlası devlet desteğiyle sağlanmıştı. COVID döneminde gerilen hükümetler istihdam yardımlarını önceliklendirerek sanata ayrılan desteği geri plana attı. Kısıtlamaların yeniden düzenlenmesi birçok sektörde mümkün; fakat halka açık sanat aktiviteleri yoluyla gelir toplamak üzere bir güncelleme yapılması yakın gelecekte olası gözükmüyor.

Sanat, Kanada’da birçok vatandaşın hayatının bir parçası; buna rağmen, salgından önce bile sanata destek genellikle yetersizdi. 2016 verilerine dayanarak hazırlanan ve 2019’da yayımlanan bir rapor, Kanada’da 158.000’in üzerinde çalışan sanatçı olduğunu gösteriyor. Neredeyse 750.000 Kanada vatandaşı kültür alanında çalışıyor – ülkedeki her 25 çalışandan biri de diyebiliriz. Bu kategori, küratörleri, kütüphanecileri, mimarları, tasarımcıları ve daha birçoğunu kapsıyor. Örneğin, ülke çapındaki işgücüne bakıldığında, sanatçıların oranı, otomotiv imalatında çalışanların oranından daha yüksek.

COVID-19 öncesi sanatçıların gelirleri, Kanada’daki çoğu çalışanın gelirinden oldukça düşüktü. COVID-19 sonrası sanatçılar, ki zaten birçoğu ekonomik anlamda uçlarda yaşıyordu, hayatlarını sürdürebilmek için sanatı bırakıyor.

Sanatın girişimciliğe, iş dünyasına ve turizme sağladığı yerel ve ulusal katkılar fark edilmeli. Sanat alanında güçlü bir varlık göstermek, yetenekli işçileri ve bölgesel yatırımları çekmek adına önemli bir kentsel güç. Amerika’daki verilere dayanarak hazırlanan ve henüz yayımlanan bir çalışma, bilim, teknoloji, mühendislik ve matematiğin tasarımcılar, mimarlar ve sanatçılar gibi yaratıcı alanda çalışanlarla bir arada bulunduğu şehirlerde, inovasyon anlamında daha büyük sonuçlar alındığını ortaya koyuyor. (Ölçümlemeler patent aktiviteleri üzerinden yapılmış.) Vancouver’daki film prodüksiyonları ve Toronto’daki animasyon stüdyoları önemli istihdam kaynakları.

Aynı zamanda sanat, toplum için manevi bir değer. Sanatın dayanıklılık sağladığını biliyoruz. Dayanıklılık, sürekli değişim yaşanan zamanlarda çok ihtiyaç duyulan bir beceri. Sanat eğitiminin hayal gücünü ve yaratıcılığı geliştirdiğini; sanatın hem sağlık açısından hem de ekonomik açıdan faydaları olduğunu biliyoruz. Sanat terapisi, hastalara iyileşme ve rehabilitasyon süreçlerinde yardımcı oluyor. Alzheimer hastaları sıklıkla müzik yoluyla sakinleştiriliyor ve güvende hissettiriliyor. İster Ontario’daki Stratford Tiyatro Festivali’ne bakalım, ister Québec’te gerçekleştirilen müzik festivali Festival de Lanaudière’ye, sanat, ülkemizin farklı köşelerine istihdam ve gelir sağlıyor.

Salgın sürecinde ve sonrasında sanatı nasıl sürdüreceğiz? COVID-19 trajedisinin ortasında sanatı hareketlendirmek ve erişilebilir kılmak için nasıl yenilikçi yaklaşımlar üretebiliriz? Bazı adımlar atıldı bile. Sahne sanatları alanında çalışan birçok kurum, eski ve yeni içeriklerini dijital ortama taşıdı. Metropolitan Operası, daha önce hiç yayınlanmamış kayıtlarını dijital ortamda erişime sundu. Broadway sanatçılarından oluşan bir grup, evlerinden Zoom etkinlikleri düzenledi. Kanada Ulusal Balesi, Dancing In Isolation’ı (İzolasyonda Dans Etmek) paylaştı. Müzisyenler, çok etkileyici koreografilerle, sosyal mesafe kurallarına uyarak yayınlar yaptılar. Kitap okumaları, eğitimler ve kurslar dijital ortama uyarlandı. Bunların tümü önemli adımlar; fakat açıkça görülüyor ki çok daha fazlası gerekiyor.

Öncelikle hükümetler ve yerel yönetimler, yardım paketlerini sanatçılara ulaşabilecek şekilde tasarladıklarından emin olmaya devam etmeliler. Birçok sanatçı geleneksel çalışan profiline uymuyor: bağımsız çalışanlar, girişimciler, yarı zamanlı çalışanlar veya proje bazlı çalışanlar var. Desteklere başvurmak için konulan uygunluk kriterleri, sanatçıların karmaşık çalışma biçimleriyle her zaman örtüşmüyor. Bu konuda tetikte kalmak, yardımın geleneksel olmayan düzende çalışan sanatçılara ulaştığından emin olmak adına önemli.

Salgın krizi, özellikle sanat dünyasını salgın öncesi bile tehdit eden dijital dönüşümü hızlandırdığı ve korsanlığa zemin hazırladığı için kültür politikalarımızı yeniden gözden geçirmemize vesile olmalı. Bunu başarmak için elimizde bir model var: Massey Komisyonu. 71 yıl önce federal hükümet, edebiyat, sanat ve bilimi geliştirmek üzere teklifler sunması amacıyla Massey Komisyonu’nu kurmuştu. Komisyonun teklifleri sayesinde Kanada Sanat Konseyi (Canada Council for the Arts) ve Ulusal Film Kurulu (National Film Board) gibi ulusal kuruluşlar kuruldu ve yeniden canlandı.

Bu kuruluşlar, onyıllar boyunca Kanadalı sanatçıların ve ulusal kültürel kimliğin gelişimine destek oldu. Sanata ve zihni beslemeye destek veren kuruluşlara bağlılığımızı yeniden dile getirmeliyiz. COVID sonrası toplumlara yaratıcılık ve yenilik gerekecek; sürdürülebilir ve canlı bir sanat ortamını destekleyecek doğru kuruluşların ve mekanizmaların varlığından emin olmalıyız.

Yaşadığımız kriz, kültür ve sanata eşit erişim konusunda da derinlemesine düşünmemize zemin hazırlamalı. Engellilerden göçmenlere kadar tüm savunmasız grupların sanat üretimine erişebilmeleri için özel çaba sarf edilmeli. Azınlık kültürlerine saygı duymak, destek olmak ve yer vermek, gelecek sanat anlayışımızın bir parçası olmalı. Bölgesel ölçekte yeni köprü finansmanı programları oluşturulmalı; bu programlarda göçmenler, mülteciler, azınlıklar ve kadınlar gibi toplumun savunmasız kesimlerine özel yer ayrılmalı. Kanada’da sanat, mahallelerde, şehirlerde, bölgelerde, ülke çapında, tüm coğrafyalarda erişilebilir olmalı. Sanat, herkese ait olmalı.

İyileşme döneminde, olabildiğince erken bir süreçte sanatın keyfine varabilmek için imkânlar yaratmalıyız. Binalar üzerine video yansıtma, fiziksel mesafe kurallarına uygun olarak müzik ve dans etkinlikleri, mimari veya graffiti turları gibi kamusal deneyimler için yeni platformlar yaratılmalı. Sanat, iyileşmemiz için gerekli ve bu kaynağa erişimimizi ertelememeliyiz. Yeniden açılma süreçleri planlanırken karar vericiler değişik sanat formlarına derhal erişim konusuna dikkat etmeliler ve destek vermeliler. Bu noktada yerel yönetimler, şehirlerin ve kamusal alanların yeniden hayata döndürülmesinde kilit rol oynayan sanatı destekleyerek öncü olabilirler.

Son olarak, COVID-19’u atlatanların deneyimlerinin belgelenmesi gerekiyor. Bu salgın sürecini yaşamanın nasıl bir şey olduğunu yansıtan anlatılar, kaybedilen hayatları, yapılan fedakârlıkları ve yeni olasılıkları hayal etmeye yönelik katkıları onurlandıracak. Bu krizin tekrar yaşanmasını önleme kapasitemizi tanımlarken sanatın rolü çok büyük. Etkilenen insanların hikâyelerini yansıtmadan geleceğe hazırlanamayız; onların sanatsal ifadeleri de duyulmalı, okunmalı.

Şov devam etmek zorunda. Gerçekten zorunda.


Bu makale Shauna Brail, Nathalie Des Rosiers, Anita M. McGahan tarafından kaleme alınmış, Ayşe Devecioğlu tarafından çevrilmiştir.

Shauna Brail, Kentsel Çalışmalar Programında Doçent ve Toronto Üniversitesi Munk Küresel İlişkiler ve Kamu Politikası Okulunda İnovasyon Politikası Laboratuarı’na bağlı öğretim üyesidir. Araştırmaları ekonomik, sosyal ve kültürel değişimin bir sonucu olarak şehirlerin dönüşümüne odaklanmaktadır.


Nathalie Des Rosiers, Ottawa Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ortak Hukuk Bölümü Dekanıdır. Kanada Sivil Özgürlükler Derneği’nin genel müdürüydü.


Anita M. McGahan, Toronto Üniversitesi’nde bir profesör ve George E. Connell Organizasyon ve Toplum Kürsüsüdür. İlk randevuları Rotman Yönetim Okulu ve Munk Küresel İlişkiler ve Kamu Politikası Okulu’ndadır.


Orijinal makale: https://policyoptions.irpp.org/magazines/june-2020/for-the-arts-the-show-must-go-on-after-covid-19/

Başa dön tuşu