Misafir Sandalyesi

Sam Mendes – Tiyatrolarımızı nasıl kurtarabiliriz?

Evet, bu yazı tiyatroyla ilgili. Ama endişelenmeyin, şikâyetten ve çözümsüz sorunlardan oluşmayacak. Bu, bir yardım paketinin tarifi.

Şu anda İngiltere’nin kültürel hayatının İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana karşı karşıya kaldığı en büyük zorluğu deneyimliyoruz. Ülkenin tiyatroları ve oyuncuları, müzisyenleri ve mekânları, dansçıları ve dans stüdyoları, konser salonları ve opera binaları… Hepsi tehlike altında. Tiyatronun bir plana ihtiyacı var ve sanırım bir planımız var.

Ayrıntılara geçmeden önce şunu netleştirelim: sanat alanında çalışan kişiler, hayatlarını sürdürmek için başkalarının yardımına muhtaç olan tali kimlikler değil. Bu, gerçekten çok başarılı bir sektör. Sadece 2018 yılında Birleşik Krallık genelinde 34 milyon tiyatro seyircisi vardı; bu sayı, Prömiyer Lig ve İngiltere Futbol Ligi maçlarına giden kişi sayısıyla yaklaşık olarak aynı. Bu süreçte tiyatro salonlarının bilet hasılatı 1,28 milyar sterlini buldu ve kültür sektörü, 2010’dan bu yana %21,9 oranında artışla Birleşik Krallık ekonomisine 32,3 milyar sterlin katkı sağladı. Geçen yıl tiyatro, katma değer vergisi olarak sadece Londra’ya 133 milyon sterlin getirdi. Kısacası, tiyatro ve sanat ekonomik büyüme için büyük bir itici güç. Bunun nedeni sanatın bizi hayatta tutması değil (bunun için Ulusal Sağlık Sistemi’ne teşekkür etmemiz gerekiyor); sanatın bize hayatta kalmaya değer bir şey sunması.

Bu bereketli tiyatro ortamı büyüklü küçüklü birçok farklı yapıdan oluşuyor: West End’i ve ticari mekânları da kapsayan ticari sektör, ödenekli ve kâr amacı gütmeyen tiyatrolardan oluşan bir ulusal ağ, birçok alternatif tiyatro mekânı ve yığınla küçük yerel ve gezici topluluk. Bunların birçoğunun her şehirden ve bölgeden, her yaştan topluluğa yaratıcı fırsatlar sunan geniş çaplı sosyal yardım programları var. Basitçe ifade etmek gerekirse, canlı performans her yerde.

Bu çok yönlü oluşum gücünü büyük ölçüde tiyatro performanslarından alıyor. Tiyatro sadece dünyanın hayranlıkla izlediği bir şey değil; aynı zamanda binlerce oyuncu, yazar, prodüktör ve yönetmenin – ben de onlardan biriyim – kariyerini başlattığı için Birleşik Krallık’ın milyar sterlinlerle ölçülen film ve televizyon endüstrisi için de elzem.

Birleşik Krallık’ta sanatın başarısı sadece finansal boyutta ölçülemez. Birleşik Krallık’ın küresel bir “yumuşak güç/süper güç” olarak konumu artık yaygın olarak kabul ediliyor. Bu güç, büyüyen sanat ortamıyla her yıl milyonları İngiltere’ye çekiyor ve dünyanın dört bir yanına çok sayıda prodüksiyon ihraç ediyor.

Ama şu anda, tiyatro ve canlı eğlence büyük bir tehlikeyle karşı karşıya. Panik yaratmak için söylemiyorum; sadece gerçeği dile getiriyorum. COVID-19 ile gelen karantina süreci tüm kamusal performans alanlarını kapanmaya mecbur kıldı ve bu alanların tüm ticari gelirlerini bir anda durdurdu. Başlarda sınırlı nakit rezervleri zararı telafi edebildi ve Birleşik Krallık’ın iş koruma programı sanat kurumlarındaki ani işten çıkarmaların büyük ölçüde önüne geçebildi; fakat sosyal mesafe kurallarının sürmesiyle birlikte bu alanların yeniden açılması imkânsız gözükmeye başladı.

Dükkanlar, ofisler, kamusal alanlar ve bazı restoranların da aralarında bulunduğu birçok işletme bu duruma adapte olabilecek. Hatta salon kapasitelerinin azaltıldığı sinemaların bile tek bir filmi günde beş kere göstererek nispeten başarılı bir sosyal mesafeli işletme modeli sürdürmesi gayet mümkün. Ama tiyatro ve canlı gösterilerin günde tek bir performansla ve satılabilir koltuk sayısında ortalama %80 düşüşle ayakta kalması mümkün değil.

Peki çözüm nedir? Bilimsel verilere göre sahne sanatları kısa vadede yeniden faal olamayacak. Mekânlar yeniden açılabilene kadar bizim bu sektörü hayatta tutmamız gerekiyor. Öncelikle işgücü sürdürülmeli. Çalışanlar için iş koruma programının devam etmesi, işlerin çoğunu bizzat yapan serbest çalışanlar ve bağımsız sanatçılar için bir destek paketi oluşturulması gerekiyor.

Sonraki adım uzun vadeli, daha karmaşık bir iş. Devletin tiyatrolar için sağladığı vergi indirimi yeni tiyatro prodüksiyonlarının gelişim sürecini dönüştürdü ve sektörün büyümesine katkı sağladı. Başlangıç olarak, bu vergi indiriminin önümüzdeki üç sene için %20’den %50’ye çıkarılmasını talep ediyoruz. Bu indirimin hem prodüksiyonların cari masrafları için hem de askıya alınan prodüksiyonların yeniden başlatılabilmesi için uygulanmasını istiyoruz.

Ayrıca “Tiyatro Melekleri” olarak bilinen, kişisel yatırımlarıyla ticari tiyatronun yaşam kaynağı olan şahıslar için de (karantina öncesinde tiyatro için yaptıkları toplam yatırım yıllık 150 milyon sterlini aşıyordu) prodüksiyon kayıplarını kârlarından düşme imkânı verilmesini arzuluyoruz. Bu, bugün geçerli olan vergi mevzuatı kapsamında mümkün olmayan basit bir yöntem.

Ortak bir çaba gerekiyor. Bu nedenle tüm sahne sanatları sektörü oyunun kurallarını değiştirecek bir teklif için bir arada: Kültürel Yatırıma Katılım Programı. Bu program, ticari ve ödenek alan çevrelerin potansiyellerini bir araya getirerek devlete somut bir finansal geri dönüş olasılığı sunuyor. Kısacası önerimiz, devleti bir “melek” olarak konumlamak, yatırımın geri dönüşünü sağlamak için aynı formülü kullanmak ve başarılı gösterilerin – bu gösteriler başlangıç maliyetlerini karşıladıktan sonra – kârını paylaşmak.

Bu bağlamda Londra’daki West End, ticari ulusal turnelerle birlikte güçlü ve devamlılığı olan bir kâr potansiyeli sunuyor. Bu prodüksiyonlar doğrudan ticari tiyatrodan gelebilir – örneğin Mormon Kitabı (The Book of Mormon) veya Aslan Kral (The Lion King). Ödenekli sektörden de örnekler sunabiliriz: National Theatre’ın (Ulusal Tiyatro) Savaş Atı (War Horse) oyunu ve Royal Shakespeare Company’nin Matilda’sı. Bunlar, büyük kâr getiren oyun ve müzikallere güncel örnekler. Benim oyunum, National Theatre prodüksiyonu Lehman Üçlemesi (The Lehman Trilogy) geçen yaz West End’de, Picadilly Tiyatrosu’nda sahnelendi ve nispeten kısa bir dönem sahnelenmesine rağmen 8,75 milyon sterlin hasılat elde etti. Bu bir bağış veya uzun vadeli yaşam desteği çağrısı değil. Bu, devlete başarılı bir işte ortaklık teklifi.

Sahne sanatlarının şimdi kurtarılması gerekiyor. Önümüzdeki hafta değil, önümüzdeki ay değil. Sahne sanatları ölürse, böylesi karmaşık ve evrimleşmiş bir ekosistemin sıfırdan inşa edilmesi mümkün değil. Nefes almayı bırakırsa diriltmek mümkün olmayacak. Bu ekosistem, onyıllardır var olan sermaye projelerinin, sadık izleyicilerin ve büyüklü küçüklü toplulukların toplamı. Zaten endişe verici uyarılar aldık. Birleşik Krallık’taki bazı tiyatrolar kapanıyor (aralarında Southampton, Southport ve Leicester da var); bazıları ise çalışanlarının büyük bir kısmını işten çıkarmanın eşiğinde. Bu yüzden devlete bir mesajımız var: izin verin çözüm için birlikte çalışalım. Bir yol var.

Son bir şey. Geçtiğimiz üç ay boyunca çalışan insanların büyük bir çoğunluğu sıkıntı çekti ama COVID-19’un zenginleştirdikleri de yok değil. Netflix, Amazon Prime ve benzeri streaming platformları karantina koşullarında bizim en iyi oyunculuklarımızla, prodüktörlük, yazarlık ve yönetmenlik yeteneklerimizle milyonlar kazanırken bu yetenek havuzunu besleyen sanat dünyasının ölüme terk edilmesi çok ironik olmaz mı? Acaba COVID-19 sürecinde elde ettikleri beklenmedik kârın küçük bir kısmını ölümcül yaralar alanlara destek olmak üzere kullanmak isteyen birileri var mıdır? Öyleyse, umarım bunu okuyorsunuzdur ve sanat ortamını sadece bir “içerik sağlayıcı”dan fazlası olarak, hepimizi destekleyen bir ekosistem olarak değerlendirebiliyorsunuzdur.


Bu yazı Ayşe Devecioğlu tarafından Gazete Müstehak için çevrilmiştir.

Etiketler

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı