Köşe YazarlarıYurttan Haberler

Sabahattin Yakut – Ya da sustukça susası gelir insanın…

Birden bire olmadı herhalde?! Olmaz durup dururken hiç bir şey. Olmaz. İllâ ki bir şeyler olmuştur ve o anda biz ya kulaklarımızı tıkamışızdır ya gözlerimizi kapamış yahut susmuşuzdur. Başka türlüsü mümkün değil. Yoksa her şey ama her şey, gün gibi, alenen gerçekleşti memlekette. Gözümüze gözümüze sokuldu her şey de kapadık gözleri. Burnumuzun dibindeydi de başımızı çevirdik. Bize dokunmayan yılan bin yaşasındı, ama yılan hem büyüdü, hem doğurdu; bir değil bin oldu, kimin kimi sokacağı bile belli değil artık.
Nasıl güvensiziz farkında mısınız?! Nasıl çaresiz?! Evet, çaresiz… Çünkü kimin nerede durduğu değil mühim olan; kimin nerede durmadığı asıl gerçek olan. Korku egemen şimdi. Eğer ki bir konuda ağzını açarsan sana neler olur acaba diye korkmak zorunda olduğunu biliyorsun. Çünkü bu sana zorla yahut alttan alta hissettirildi, kabul ettirildi; yutkundun sen de sustun. Neyse çok da şey yapmamak lazım dedin belki de ve sustun. Sustukça susası gelir insanın… Artık ya kabullenir yahut da “Sustuk artık bir kere” der.
Absürd tiyatroya göre; “Kendi iyi olmayan fakat kimsenin hak etmediği kadar güvensiz bir ortamdaki bir insanın durumu hem trajik hem de komiktir”. Trajik ve komik etkilerin karmaşık olarak algılanması seyircinin uyumlu ve mantıklı düzen düşünü yıkarak yaşamın temel saçmalığını algılamasını sağlar. Seyirci trajikomik durumu fark ederek kendini avutmama yolunda aşama kaydeder. Böylece sanat ve giderek de tiyatro seyirciyi uyaran yönüyle işlevini de yerine getirmiş olur bu düzen eleştirisi ile.
Tiyatro konuşursa uyarması kaçınılmazdır. Çünkü konuşanın kendisi zaten hayatın içindeki uyuşmazlığın ve güvensizliğin sebebi olan insan olacaktır gene. Sussa bile susması bir susturmaya, susturulmaya gönderme olacaktır aslında.
Ben doğulu bir çocuğum. Doğu ailelerinde çocuklara hep şunu söylerler; “Sen sus, büyükler konuşuyor – sen konuşma – sus – sus – sus; sana düşmez”… Böylece gerçekten saygı ve susma birbirine girer. Susmaktan konuşamaz hâle gelir çocuklar. Önlerindeki örnek de fenadır: şiddet. Şiddet, korkuyu getirir ve korku susturur. Konuşamayan, iletişemeyen çocuk da ya susar ya da şiddete yönelir. Çünkü gördüğü ve bildiği tek şey susmak ve şiddettir artık. Saygı ve şiddet bir arada?!
Aile içinde yahut mahallede yahut köyde olan orada kalır. Herkes susar ve yokmuş gibi davranır olanlara. Çünkü öğreti budur. Ve bu baskıcı öğreti yıllar sonra kendiliğinden otomatiğe bağlar. Kimse demese de otosansür aynı zamanda oto-susma hâlidir. Susarsan sorun olmaz. Her şey sıradanlaşır hatta. Öyle sıradanlaşır ki, aksini söylemek düzeni bozmak anlamına gelir. Aksine davranmak düzenden ziyade aile yapısına, toplum yapısına saldırı olarak algılanır. Yani amcam bana dokundu bile diyemez bu baskı altında ve bu yapılan istismar hakmış gibi algılanır çocuk tarafından.
Yani işin özü bu susma ve susturma hâlleri ve şiddet ve tehdit ve benzeri her yaklaşım aslında toplumu elinin altında tutmanın en iyi yoludur. Böylece sivri başları daha bir şey olmadan toplum da alaşağı eder veya infaz eder yahut da aforoz. Toplum kendi için iyi yahut kötü olanı algılayamaz hâle gelir. Dolayısıyla susturmak için kullanılan baskı artık gerekli olan şey olarak algılanır.
Sanat ise bu noktada toplumun adeta bademcikleri görevini görür. Yolunda gitmeyen bir şeyler vardır ve sanat bunu dillendirir. Sanat, yöneticiler tarafından topluma lanse edildiği gibi bir çerez değildir ne de olsa. Öyleyse ses eden sanat susturulmalıdır yöneticiler tarafından.
Bazen da toplumdaki güvensiz ortam düşünen, eyleyen taifenin de susmasına ve korkularını sebep olur. Bu zaten en olmaması gereken hâldir. Çünkü kanıksama başlamış demektir bu durum. 15 yıldır sustuğumuz her sansür bugün bize oyun yasağı olarak geri dönmüş bulunuyor. Son yıllarda sanat ve bilim alanında yapılan özgür temsil, tasarı yahut eserler devlet tarafından desteklenen ŞEY’ler karşısında ya sansüre uğruyor ya da görmezden gelinip layık görülmüyor. Ama bilim alanında görmezden gelinen “genç başarılar” dünyada birincilik kazanıyor, desteklenmeyen “Kelebekler” en iyi film ile ödüllendiriliyor…
Yani diyorum, eğer ki bu görmezden gelinmeler bir otosansüre dönüşse, devlet eliyle desteklenmedi diye yok sayılsa herhalde artık yavaş yavaş daha da kabuğuna çekilen bir ülke olacaktık. Allahtan arada cesur adamlar sayesinde bir şeyler oluyor da umut etmeye devam ediyoruz. Sansüre yahut baskıya ya da görmezden gelinmeye karşı biz sustukça her şey sıradanlaşır… Sıradanlaşmasın diye zorla susturulmamak gerek, susmamak gerek.
#SadeceDiktatör olmayanlar susturmaz, yasaklamaz bu da böyle biline…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu