Köşe Yazarları

Sabahattin Yakut / YA DA  savaş olmasa barış da olmaz

Bilmiyorum ki acaba ne yazsak? Yani düşününce yazacağın şey çok da… Hangi birini nasıl yazsak etsek?!… Uzağa gitmeden yazacağın şey, yaşadığın toprağın sorunlarıdır en fazla mesela… Ama bu da gerçekten çok fazla… Yani sanat dediğimiz şey ve benim mesleki olarak alanım olan tiyatro, dönemi itibari ile kimi zaman hayata bir ayna olmuş, insanlar sahnede kendi yaşamlarını karşıdan izleme fırsatı bulmuş; kimi zaman dinamo olmuş, insanları gülüp eğlendirmekle beraber kendi ile karşı karşıya getirme sorunsalı dışında, toplumsal dertler peşine düşmüş, izlemekle kalmasınlar üzerine farkındalıklar yaşasınlar istenmiş, yabancılaştırılmışlar kendi yaşamlarına; kimi zaman ise bütün temel kökten sarsılmış ve yabancılaşma temel alınarak  hiçbir önerme getirmeksizin bütün gerçekler olduğu gibi ortaya serilmiş ve bir prizma görevi görmüştür… Işığın çok yönlü birçok gerçek iz düşümü gibi…
Hasılı, bunların hepsi dönemi itibari ile bir görev addedilerek  yapılmış… Günümüze geldiğimizde ise, kendi coğrafyamıza hele, işte tam da burada sorun o kadar büyük bir hâl almıştır ki; insan gerçekten ne yapacağını şaşırır hâle gelmiştir. Bugün kendi topraklarımızdaki din istismarcılarını mı, yoksa 400 haramileri mi, yahut analardan çocuklarını koparan silah tüccarlarını mı, minnacık çocuklara tecavüz edenleri mi, kadınları insan bile görmeyen yaratıkları mı, acı üstüne acı yaşayan bu toprakları mı anlatsak bilemiyorum gerçekten…
Mesela bayrağımız çok enteresandır… Şehitlerin al kanı diye bilinir… Ama sanki bu toprakların hiç bitmeyen kanını simgeliyor gibi artık… Yazık diyoruz… Ölmesinler diyoruz… Ölmeyelim diyoruz… Canımız yanıyor diyoruz… Ama ölmeye nasılsa devam ediyoruz… Sıradanlaşıyor da; daha da, daha da… Sıradanlaşan ölme hâlleri değil ama; bizim bu ölümleri, bu vahşetleri, bu kıyamları ve tecavüzleri, işkenceleri unutma halimiz… Her gün bir yenisi geliyor ve gerçekten hepsi birbirine karışıyor artık… Ya da ben karıştırıyorum…
O sayılarla belirtilmiş veriler mesela; öldürülen kadınlar mı? Tecavüze uğrayan çocuklar mı? Annelerin bir daha göremedikleri evlatları mı? Çocukların ellerinde kalan anne baba fotoğrafları mı? Ya gittikçe bunların hepsi artıyor, yahut da bizler artık daha fazla görüyoruz bunları. Korkutma düşüncesi mi? Pıstırma hâli mi bilemiyorum?! Ama bayağı değişiyoruz artık… Daha da umutsuzluklar
serpiliyor üzerimize…
saboDüşünsenize, yavaş yavaş, yaşadığı için utanan bir topluma dönüşüyoruz… Ölsek de biz de kurtulsak bu utançtan gibi mesela… Biz bir  zamanlar bayağı bayağı gülüp eğleniyorduk ya sanki?! Ben mi yanlış hatırlıyorum? İki parça elim kalem tutuyor sanırım diye düşünüp oyun yazdığım vakitler vardır mesela benim; iki komik eğlenceli bir şeyler yazayım diyorum, nasıl oluyorsa kaleme acı çalınıyor. Ben mi yanlış hatırlıyorum? Biz hep böyle miydik? Yoksa büyüdükçe daha da mı anlamsızlaşıyor yaşamak ve daha da mı görüyor oluyoruz acıları, sıkıntıları? Yoksa gerçekten son yıllarda acılarımız daha da mı arttı?
Düşünüyorum da bir zamanlar, şu mesela sanal alemde, bazen şarkılar da paylaşırdık, gülerken çekilen fotoğraflar… Şimdi utanıyor insan gülmeye bile… Ne yazsa, ne anlatsa kırk bin kere anlatıldığı ve yazıldığı ve çizildiği üzere tekrardan ibaret olacağını biliyor mesela insan… Yaşamak bile ayıp geliyor insana… Utanıyor ‘ben buradayım’ demeye insan… Yani düşününce ‘anlatalım bunların her birini’ diyoruz… Ama yetmiyor ne enerji, ne takat, ne de moral motivasyon… Yani elimizi neye atsak acı, sıkıntı, dert, tasa, ölüm, kan ve onursuzluk…
Ne yapsak? Neyi anlatsak bilemiyorum inanın… Gel de anlat garip ülkemin acılarını kalemin sanatın yetiyorsa… Yetmiyor… Çünkü bitmiyor… Savaş olmazsa barış da olmaz… Acaba barışmak için mi savaşıyoruz? Yahut hayatta kalmak için mi öldürüyoruz? Ya da bize tecavüz etmesinler diye mi tecavüz ediyoruz? Ee? Karşıda kalanın da derdi aynı madem?! Derdiniz ne? Derdimiz ne? Ölsek, tek başına kurtuluruz… Geride kalanları kim öldürecek? Bu defa da bizler mi? Çok yazık dünya; biz zayıf yaradılışlı insanların elindesin…. Bizim hastalıklı, hırslı dünyalarımız var ve senin de insanların…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu