Köşe Yazarları

Sabahattin Yakut / Ya da ne güzel susuyorsun Nadir Sarıbacak

Nadir Sarıbacak deyince, eminim herkesin aklına farklı farklı resimler geliyordur… Yüzü aynı olsa da herkes için resmi farklıdır Nadir’in. O kadar mülayim, o kadar yalındır ki o resim; içi kaynar, köpürür de bir gözüne bir de yüreğine vurur kendisinin. İş böyle olunca da sahnedeki yahut perdedeki adam maskesiz bu haliyle sizi kendinin siz ve daha birçok sen olduğuna inandırıverir…
Ne abartır, ne büyütür; rol sanki hep de ona yazılmıştır… Ki ben biraz da olsa tanırım kendini; bildiğim kadarıyla Shakespeare yahut Dostoyevski ile bir muhabbetleri, birebir bir tanışmışlıkları yoktur ama, sanki adamlar da o rolleri bu adamı düşünüp yazmış gibidir… Öyle alıp rolün paltosunu, ceketini üstüne giymez de, bir terzi ustalığınca kesip biçip üstüne oturtur… Durum böyle olunca da, Nadir sahnede ya da perdede inandırıverir bizi anlattığına… Bu hâli ilişkilerine de, işine de yansır. Sevilir, sayılır çevresinde de… Kimse tersini konuşmaz… Rolüne güvenildiği kadar sözüne de güvenilir… Zor bir şey olsa gerek!?
Kendisiyle aynı oyunda da çalışma fırsatım oldu; keyfi güzel bir partnerdir, oynamaya da heveslendirir yanındakini… Ama kendisi ile uzağa düştüğümüz vakit daha iyi tanıdım… Çünkü sahnedeki oyuncu arkadaşınızı bir seyirci gibi izleyemiyorsunuz; ama bir seyirci olarak her şeyi daha net görmeye başlıyorsunuz… Dönüp birçok kadın yahut erkek oyuncuya sorunuz; Nadir bir başka tarif edilEMEZ… Öyledir nedense; doğru cümlelerle anlatılamaz bir türlü… Tıpkı benim de şu an kelimeler ve cümlelerin içinde kalakaldığım gibi… Amacım Nadir’e methiyeler düzmek değil… Ama ne yaparsam edeyim cümle kendi kendini çekiveriyor o tarafa doğru…
nadir atilla
Nadir’in son oyunu “Yeraltından Notlar”ı izlerken ben de birçok oyuncu gibi Nadir Sarıbacak olamayacağıma karar verdim. Güzel bir duygu olsa gerek Nadir olmak; ama aktör olarak da kalibre gerek. Bir de bunun bilincinde oyun çıkışı bir çocuk çekingenliğinde tebrik alabilmek gerek… Bu meslekte hocalarımdan öğrendiğim en güzel şey; insan olmak, doğru olmak, ahlaklı olmaktır; gerisi zaten kendi gelir… Düşünceleriniz, fikirleriniz kimseyle uyuşmayabilir fakat değerleriniz örtüşür, değerleriniz varsa eğer… İşte Nadir de tüm bu övgüye değer yanlarının üstüne bir de bu değeri koyan bir adam… “Sarmaşık” filmini izlediniz ise, bu sizin kendinize yaptığınız bir güzelliktir; ha, ama eğer izlemediyseniz yazık olmuştur bence… Öncelikle öyle bir film ki ben 2 gün etkisinden çıkamadım (Böyle hallerim yoktur; ilktir)… Hem film, hem oyunculuklar çok başka bir samimiyette…
Ama gene Nadir’e getireyim ben lafı; iki saattir yazmaya calıştığım her şeyi bir “bakışla” olsun o kadar güzel anlatıyor ki… İnsan bu kadar mı güzel susar… O filmde ve birçok oyununda olduğu gibi; insan bu kadar mı güzel dinler, susar… Konuşmak dediğimiz; replik, laf zaten her şeyi söyler; yazılıdır zaten duygusu, durumu. Ama bir oyuncu en çok sustuğunda oynar ve ne güzel susar film boyunca Nadir… Ve aynı Nadir ahlaklı her yanını da yanına alıp, günün birinde bu filmden çıkıp susmayıp diyor ki; “Memleketle ilgili dertlerim var. Bu filmden de hareketle çok güzel arkadaşlarım var benim farklı dilden, dinden, ırktan, meşrepten, mezhepten ve hepsini aşk derecesinde seviyorum. Ve bizi ancak kardeşlik ve muhabbetin kurtaracağına inanıyorum. Muhabbet, gerçekten… Belki bir duble rakı ya da bir demlik çay. Muhabbet kurtaracak bizim dertlerimizi. Çünkü vücudun organları gibiyiz. Kulak ağıza, el ayağa muhalif olamayacağına göre, kesildiği zaman bütün vücut acıyacağına göre kader bağlılığımız var memlekette…”
Çizim için Atilla Ofluoğlu‘na teşekkür ederiz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu