GenelKöşe Yazarları

Sabahattin Yakut – Ya da merdiven altı tiyatro

Zamanında merdiven altı kahve yapıp, paketleyip satan bir arkadaşım vardı. Hâlâ da var kendisi, fakat artık merdiven altı kahve yapmıyor. Tiyatro yapıyor kurumsal kurumsal. Yaptığı kahveleri merdivenin altında yapmıyorlardı elbet. Ama kapalı kepenkler altında gizli saklı yapıyorlardı. Çünkü sağlık ve güvenlik bakımından hem üretimde çalışan işçi için hem de tüketecek insanlar için tehlike barındırmaktadır bu durum. Gizli saklı, denetimsiz olduğu için “merdiven altı” denmektedir. Bu şekilde üretilen çokça yiyecek ve içecek mevcuttur; ki içki de bunun başında gelir. Kör olan mı ararsınız? Ölen mi?… Yahut sağlığa zararlı giyim kuşam araçları…

Hasılı merdiven altı üretim hep tehlike arz etmiştir. Gerçekten tehlikelidir ama parası olmayan, fakir insana da nefis tatmini yaşatır. Merdiven altı tiyatrolar da bu şekilde tehlike arz ederler çoğu zaman. Hem seyirci için, hem oyuncu için; hem tiyatro hem de yöneticiler için. Denetimi zordur çünkü. Repertuvar yahut bir kurulu yoktur bu tiyatroların. Bir dönem popülasyon artınca merkezi konumdaki daire veyahut dükkanlar, yer altında yer üstünde tiyatro üretim alanları hâline geldi. Birçok yazar ve yönetmen buralardan seslerini duyurdu ve birçok oyuncu da oyunculuk yolunda ciddi adımları atma imkânını da gene bu sahnelerde buldu.

Fakat merdiven altı hâller de yaşanmadı değil. Hatta büyük oranda yapıldı. Ki, sanırım çok insan merdiven altı çocuk oyunlarından bir şekilde haberdar olmuş ve kimi zaman da çeşitli zorundalıklarla bu tür işlerin içinde dahi bulunmuştur. Cebine iki sahne kirası koyan kişi yahut kişiler sahneleri kiralayıp yazdı, yönetti, oynadı. Tabii ki doğal seleksiyonla bu türlerin daha fakir ve daha vizyonsuzları teker teker, hatta üçer beşer silinip gitti. Çünkü yapılan işlerin hem oyunculara hem de seyircilere ciddi zararları vardı. Her önüne gelen ya oyuncu ya yazar ya da yönetmen oluverdi. Kendimi de bu duruma katabilirim. Ki, birçok oyun yazıp, oynayıp, yönetmeme de imkan tanıdı bu durum – yaptığım işlerin iyiliği kötülüğü bana düşmez-.

Ama izlediğim oyunlar içinde başkası adına utanmanın sıkıntısını bilen bilir; çok zaman yaşadım ve içim kanaya kanaya seyirlerim de oldu. Tabii ki burada bahsettiğim durum alternatif sahnelerden ziyade, alternatif sahnenin getirdiği imkânlarla, oralarda oyun oynama fırsatı bulan ve tiyatroyu “zannederek” yapan kişiler için geçerlidir. Parasızlık ve seyircisizlikten kapanan tiyatrolar ciğerimizin yarası olarak kalacaktır her zaman.

Hasılı buralarda yapılan oyunlar bir şekilde şehir ve devlet yahut repertuvar sahibi özel tiyatrolardan ziyade daha yenilikçi ve daha cesur denemelerin yapılmasına da imkân tanımış oldu. Belki de Haldun Taner’in Fasulyeciyan’a söylettiği “Açlık sanatkarı üretici kılar” sözündeki gibi -oldukça ironik de olsa- üretici kılıyordu bir yandan da üretenleri. Para almadan yazan yazarlar, para almadan oynayan oyuncular, para almadan yöneten yönetmenler, para almadan ışık yapan ışıkçılar, kostümcüler, müzisyenler, gönüllü teşrifat ve en son olarak da para VERMEDEN izleyen seyirciler… Gerçekten üretmek için en uygun isterler bir araya gelmiş… -Gülünç-

Dolayısı ile bu parasızlık durumu kimi zaman egoları da tatmin etmediğinden, eksik gedik üretimlere de sebep olmuştur. Zaten merdiven altı olma durumları da bu hâllerden kaynaklanmıştır daha çok. İnsan sağlığına zararlı, tiyatroyu zayıf gösteren, derdi yaşam ve insan olmayan, tek derdi KENDİ olan insanların, işlerini boca ettikleri lağım çukurlarına dönüşmüş bu oyunlarda seyirci konumuna düşüyorduk çoğu zaman. Burada asal problem gene paradır. Çünkü o sahnelerin devamlılığı için para gerekmekteydi ve kiralama en temiz çözümdü. Ne güzelim sahneler açıldı da, ya otel olsun diye ya da daha kârlı bir işe yönelsin diye kapandı gitti hep parasızlıktan. Bu sahneler çokça cesur adamı da barındırdığından çoğu zaman yönetimler karşısında da zor durumlar yaşanmadı değil. Her cesur söz bir yerlerde birilerinin çıkarına yahut birilerinin yalanına değdiğinden dert oldu kimileri için.

İşte bu bağlamda da merdiven altı tiyatrolar denetim olmaksızın istedikleri sözü söyleyip istedikleri yere cesurca dokunabilmekteydi… Çünkü alternatifi çok oluyordu her oyunun, her sahnenin ve her oyuncunun. En cesur söylemler de bu sahnelerden, merdiven altı oyunlardan yükseldi son dönemlerde…

Sonrasında bu 9-10 yıllık serüvenin ardından bazı tiyatrolar ya popülist tavırları, ya da repertuvarlarının sağlamlığı, kaliteden ödün vermemeleri sebebi ile kendilerini devam ettirme imkânını yarattılar. İşte bu büyük bir başarı ve büyük bir azmin sonucunu göstermektedir. Şimdi elimizde kalan sahneler ve tiyatrolarda ciddi oranda seyirci artışı ile oyunlar oynanıyor son dönemde… Bunu toplumsal bir tepki olarak da algılayabiliriz. Algılayalım da; insan iyi hissediyor kendini.

Lakin gel gelelim bu tiyatroları kimin için yapıyoruz? Tarih boyunca sanatı gelişmiş ülkelerin zenginlik ve parlaklık dönemlerine paralel olarak bir gelişme görmekteyiz. Keza İtalya’da zengin prensliklerin sanatçıları saraylarında tutarak onları desteklemesi gibi. Çünkü bu aynı zamanda, o kişinin zenginlik göstergesi de olmaktaydı. Bu durumda seyirci sorunsalı da ortadan kalkmış ve seyirciler de bu zorunlu zenginlik göstergesi olan oyunlarda yer bulmuştu kendilerine ve sanat parıldayarak, ışık saçarak yoluna devam etmişti.

Sanat her devir için düşünce ve felsefenin bir yansıması olmuştur. Hayatta ve etrafta olup bitenlere dikkat çekmiştir; olabildiğince. Hatta sanat ve giderek de tiyatro geniş kitlelere ulaşabilme imkânı sağladığından halka ulaşmak isteyenlerin de biricik yolu oldu. Dünyanın değişmesi gerektiğini düşünenler de tiyatroya ve imkânlarına başvurdu. Çünkü insanların tiyatrodan çıktıklarında düşünmelerini istiyorlardı. Bir illüzyona kapılıp safi keyfi bir şey yaşamalarını istemiyorlardı.

Denetimli devlet ve şehir tiyatrolarına istinaden, benim de söyleyecek bir sözüm var diye doğan, sahnesi olan ya da olmayan özel tiyatrolar hep bir sesleniş ve uyarı derdinde olmuşken, bugün seyirciye ulaşan birçok tiyatronun seyircisinin kim olduğu merak konusudur benim için. Merdiven altında yapılan tiyatrolar ucuz ama çoğu zaman mesnetsiz olmasına rağmen esnaf çırağının bile gelip oyun izlemesine imkân sağlarken, şimdiki pahalılıkta (bilet fiyatlarını eleştirmiyorum, mekan işletmek kolay değil) bu oyunlara kimler geliyor ve kimler bilet alabiliyor acaba? Merdiven altında yapılan kahveyi de zaten parası olan tüketmeyeceğine göre merdivenin çok üstünde kalan sanatı da galiba parasızlar görmeyeceklerdir.

Gene burjuvanın galibiyeti ile halkın en altının aydınlatılması gerekirken -ki dönüşüm ancak en alta inilirse gerçekleşir- körler sağırlar birbirini ağırlar şeklinde ilerliyor gene gibi. Artık etliye sütlüye çok da karışmayan oyunları görebiliyoruz çokça. Doğrudur; artık doğru söz, cesur söz söylemek daha da tehlikeli bir hâl almış durumdadır. Her bir çıkış, her bir eleştiri 300 yıl evvel yazılmış bir klasiğin, yahut 50 yıl evvel yazılmış bir hikâyenin sözünü dahi etse tehlike olarak görülüyor. Oyuncu yahut sanatçılar savcılık soruşturması ya da hapis yatma durumu ile karşı karşıya iken, asıl çoğunluğu oluşturan halka ulaşmayı bu pahalı biletli oyunlardan yapamayız herhalde, değil mi? Ya da yapabiliyorsak yapsak ama artık değil mi? Oyuncu kardeşim Cenk Dost Verdi sosyal paylaşımı sebebi ile ve sonrasında Nazlı Masatçı Gogol’ün Palto oyunundaki gene “Gogol’ün” sözleri sebebi ile tutuklanıp cezaevine konuldu. Haberimiz var değil mi?! Tiyatroların da haberi var ve susmak durumunda değil mi? Bu ve bu tür konularda susmak gerekiyor birçok tiyatro için… Çünkü para kazanmak bunu gerektirir… Merdiven altı tiyatroların işte en çok bu yanı sus ve kayıp ve yazık oldu sanırım. Çünkü merdiven altı tehlikelidir kimileri için; Tiyatrosu dahi yapılsa…

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı