Köşe Yazarları

Özlem Özdemir / İlk Opera Binasından Reklam Panosuna AKM…

Yıllar değişirken değişen rakamlarla birlikte yaşam biçimlerimiz de değişiyor. NASA’nın uzay çalışmaları ve başka gezegenlerde yaşam araştırmaları hızla sürerken, Türkiye adeta dünyadan bağımsız, sanki kendi dünyasında yaşamayı tercih ediyor… Bizim de siyasi iklimden bağımsız bir hayat sürmemiz doğal olarak zorlaşıyor. Her gün bir başka keder yüklendiğimiz günler bir bir ilerlerken, hayatın kötülükleriyle sanata sığınarak baş etmeyi seçenlerin bir derdini seçip çıkarıyorum bu ay, bin bir güçlükle… O derdin adı Atatürk Kültür Merkezi, kısaltmayla AKM… Ve işte AKM’nin dünden bugüne kısa tarihi…

30’lar…

Sanatı aydınlanmanın parçası olarak gören ve destekleyen Atatürk Cumhuriyetinin ilk yılları… 1930‘lu yılların ortalarında İstanbul’da batı türü sanat etkinlikleri için bir mekâna ihtiyaç duyulmasıyla, Taksim Meydanı‘nda büyük bir opera binası yapılmasına karar verildi. Opera binası için, Auguste Perret tarafından hazırlanan ilk proje, ekonomik zorluklar sebebiyle uygulama aşamasında yarım kaldı. Yarım kalan proje, 29 Mayıs 1946’da Vali ve Belediye Başkanı Dr. Lütfi Kırdar zamanında, Mimar Faruk Akçer ile Mimar Rükneddin Güney tarafından değiştirilerek inşasına yeniden başlandı.
60’lar…
1953’te İstanbul Belediyesi çıkarılan özel bir yasayla, inşası tamamlanmamış binayı Bayındırlık Bakanlığına devretti. Bayındırlık Bakanlığı da opera binası olarak tasarlanan yapının bir kültür sitesine dönüştürülmesine karar verdi. 1956’da projenin başına Almanya’da tiyatro binaları üzerine doktora yapan Mimar Hayati Tabanlıoğlu getirildi. Kaba inşaatı bittiğinde gerçekleşen 1960 İhtilâli ile inşaat üç sene durduruldu. Açılması Nisan 1969‘u buldu ve adına “İstanbul Kültür Sarayı” adı verildi. Açılışta Ferit Tüzün’ün Çeşmebaşı Balesi ile Verdi’nin “Aida Operası” sahnelendi. İnanması güç değil mi?
 
70’ler…
27 Kasım 1970 tarihinde Arthur Miller‘in “Cadı Kazanı” adlı oyunu oynanırken yangın çıktı ve yapının büyük salonu ve sahnesi tahrip oldu.
Yangında can kaybı olmadı ancak bina ile beraber “IV. Murad” adlı oyunun galası için Topkapı Sarayı‘ndan getirtilmiş eşyaların bir kısmı da yandı (IV. Murad’a ait bir kaftan, değerli bir Kur’an, IV. Murat’ı gösteren bir tablo). Yangından sonra onarım yine Hayati Tabanlıoğlu tarafından yapıldı ve bu kez Atatürk Kültür Merkezi adıyla, 8 yıl sonra, 6 Ekim 1978 tarihinde ikinci kez açıldı…
2000’ler ve sona doğru…
2000’li yıllara kadar hizmete devam eden AKM, 1 Kasım 1999’da İstanbul 2 No’lu Koruma Kurulu, AKM’yi 1. grup kültür varlığı olarak tescil etti. 2005 yılında ekonomik ömrünü tamamlamış olduğu gerekçesiyle tadilat adıyla kapatıldı! Dönemin Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç‘un “Ömrünü tamamladı, yıkılmalı” demesinden bu yana ise 11 yıl geçti…
2005’ten sonra…
AKM’nin yıkılmaması için sanat ve mimarlık platformlarının, halk ve basının yoğun tepkisi ile Kasım 2007’de İstanbul 2 No’lu Koruma Kurulu, Atatürk Kültür Merkezi’ni yeniden 1. grup kültür varlığı olarak tescil edince yıkılmaktan kurtuldu… Kasım 2008’de Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından imzalanan protokolle İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın üstlendiği Atatürk Kültür Merkezi’nin yenileme projesini hazırlamak üzere yine Tabanlıoğlu Mimarlık görevlendirildi. Ve AKM 31 Mayıs 2008’de tadilat nedeniyle kapatıldı. Son gösterim Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında sahnelenen Danimarka yapımı “Operation: Orfeo” adlı oyundu. İyi ki gidip görmüşüm, meğer izleyeceğimiz son gösteriymiş…
Şubat 2012‘de ise Sabancı Holding ve Kültür ve Turizm Bakanlığı arasında Atatürk Kültür Merkezi’nin restore işlemleri için anlaşma yapıldı ve Sabancı Holding 30 milyon TL vereceğini açıkladı. 2012’de de restorasyon çalışmaları başladı ve AKM’nin 29 Ekim 2013‘te açılacağı söylendi… Ancak her nedense Mayıs 2013’te ise Kültür Bakanlığı kararıyla çalışmalar durduruldu. Ardından yaşanan Gezi Parkı direnişi sırasında dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan “AKM’ye barok tarzında opera yapalım” dedi. Gezi olaylarından sonra AKM bir yılı aşkın süre polis karakolu olarak kullanıldı! Dünyada bir ilk daha olmalı… 2015’te ise bir filmin boydan boya afişinin asıldığı bir reklam panosuna dönüştü…
Ve 2016…
İşte, dünyanın dört büyük salonundan biri, bir zamanlar İstanbul’un tek opera binası olan AKM’nin serüveni böyle… 30’larda opera binası ihtiyaç olarak görülürken 2000’lerde yıkılacak bir yer olarak görülüyor. Aradan geçen bunca yıl içinde bir ülkenin değişimini anlatmak için en güzel ve en acı örneklerden biri galiba AKM… Sanatın yaşamsal bir ihtiyaçtan, sakıncalı ve hatta yok olması gereken bir alana dönüşmesinin hikâyesi ise tarihe bakılarak görülebilir.
Burada sorularımız şunlar:
• Yere göğe sığdırılamayan ve Türkiye nüfusunun büyük bölümüne ev sahipliği yapan İstanbul, bu utancı daha ne kadar taşıyacak?
• Biz seyirci olarak gerçek bir salonda ne zaman yeniden opera ve bale izleyebileceğiz?
AKM bir kültür merkezi olmanın ötesinde, bir yaşam biçiminin savunulmasının sembolüne dönüştü artık. Peki, biz yaşam biçimlerimizi koruyabilecek miyiz gerçekten? Ben bilmiyorum… Yeni yılda dilek dilemek adettendir; 2016’da kişisel dileklerim hariç, AKM için olumlu gelişmeler görebilmeyi de diliyorum… Dilemek de yasak değil ya, henüz…
Huzurlu, barışı getiren ve gönlünüzce bir yıl olsun…
AKM’nin Özellikleri:
AKM’de 1307 kişilik Büyük Salon, 502 kişilik konser salonu, 296 kişilik tiyatro salonu, 190 kişilik “Aziz Nesin Sahnesi” ve 206 kişilik sinema salonu vardı. Üst katlarda büyük de bir sergi salonu yer alıyordu. Hayati Tabanlıoğlu‘nun son şeklini verdiği çalışma, 1950’lerin yalın ve işlevsel mimari anlayışının tipik bir örneği olarak kabul ediliyor. Özellikle Büyük Salon’un yüksek sofitası, derin ve geniş sahnesi, yine bu sahnenin çeşitli asansörlerden oluşan gelişmiş mekanik kapasitesi ile farklı kullanımlara imkân vermesiyle AKM, Türkiye’nin en gelişmiş gösteri sanatları mekânı kabul ediliyordu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu