Köşe Yazarları

Özlem Özdemir / Gerçek bir "Yıldız"

Ben her sayı sürekli savunmada yazı yazmaktan sıkıldım, siz de okumaktan sıkıldınız belki? Ancak varlığımız ve bedenlerimiz politika malzemesi edildikçe, tepki vermek de kaçınılmaz oluyor. Tepkiyi sadece HAYIR diyerek vermekle yetinmeyip, yaşamımızı aynen nasıl istiyorsak öyle yaşayarak da vermemiz gerektiğine inanıyorum. Bize yol açan, örnek olan kadınları hatırlatmak da bunun parçası diye düşünerek, geçen ay Muazzez İlmiye Çığ’ı yazdığım yazının ardından, bu ay da bir başka başarılı Türk kadınını yazarak devam etmek istiyorum. Biricik yıldızımız Yıldız Kenter’le sohbetimden bende kalanları da içine ekleyerek…
 

Konservatuarın “Yıldız”ı

201511121654_yildizz 1928’de zorluklarla dolu bir hayata doğar. Ama zorlukları ailecek birbirlerine olan sevgileri ile atlatırlar. Müşfik Kenter, adeta eline doğar. Hatta annesi ona “O artık senin bebeğin” diyecektir ki, Yıldız Müşfik’i sadece kardeş değil çocuğu gibi de sevecektir. Yeteneklidir, Halkevleri’nde geçirdiği günler onu tiyatroya yöneltecektir. Ama ülke henüz yeni yeni aydınlanmaktadır. Kız çocuklarının sanatla uğraşmasına sıcak bakılmamakta, erkeklerle birlikte kalmaları sakıncalı bulunmaktadır. (Bu konuda birazcık kat ettiğimiz yolu da misliyle geri aldık ya, konumuz bu değil.) Annesi yabancı uyruklu olmasına rağmen konservatuara gitmesine izin vermez ama babası kızının en büyük destekçisidir. Onu anneden gizli gidip konservatuvara kaydederler. Müşfik Kenter de peşinden oyuncu olacaktır. Konservatuarda yıldızı parlar, hatta ülkemizde sınıf atlatılan ilk öğrenci o olur. Devlet Tiyatroları’na girer, Muhsin Ertuğrul onu ilk oyunundan itibaren destekler, ilişkileri hep özel olur.
 

60’lar, İstanbul ve bitmeyen aşk

İstanbul’a gelişi de bu yakınlık nedeniyle olur. Muhsin Ertuğrul baskı sonucu istifa edince, tepki olarak iki kardeş de istifa ederek İstanbul’a gelirler. Ancak ne yazık ki, işler burada bekledikleri gibi gitmez. Hayatlarını değiştirip gelmişlerdir, artık geri dönemezler. 60’lı yıllar; Türkiye’nin heyecan dolu, özgürlük rüzgarlarının estiği yıllardır. Bu heyecan tiyatroya da yansır. Bugün adını bildiğimiz pek çok tiyatro bu yıllarda kurulur. Kent Oyuncuları da bu tiyatrolardandır. İstanbul seyircisi sever onları üstelik, “Bambaşka bir enerji vardı o zaman sahneden akan,” diye tanımlar o yılları. Devletin sanata ve sanatçıya bakışına dair ise, “Bence bir ülkenin yükselmesi için sanatın bir zorunluluk olduğunu gören, idrak eden insan Mustafa Kemal Atatürk’tür. Onun ektiği tohumları biçen değerli devlet adamlarımız da vardır. Sonrasında, ne yazık ki sanata yildizkentersubat2016gereken ilgi gösterilmedi. Gösterilseydi herhalde bugün farklı bir yerde duruyor olurduk. Cumhurbaşkanları gelir, oyunu seyrederdi. Köşke davet ederlerdi. Sanata ilgi vardı. Bugün sanatın s’si ile ilgilenilmiyor.” diyor. Çok çalışır, elleriyle Kenter Tiyatrosu’nun yoktan var eder. Bugün ise, Kenter Tiyatrosu kaderine terk edilmiş bir şekilde yavaş yavaş çürüyor. Yıldız Hanım’ı en çok da bu üzüyor…
Hayat arkadaşı Şükran Güngör’ü çok özlüyor. Ardından kardeşi Müşfik Kenter’in gidişi onu çok hırpalıyor. Ama bütün üzüntülere rağmen, gene de her güne onun deyimiyle “aşkla” başlıyor. Sağlığı izin verirse yine sahneye dönmeyi arzu ediyor., seyircilerini özlüyor. Umarım döner ve umarım sahnede bizi büyüleyen o kadını yine izleyebiliriz. Umarım Kenter Tiyatrosu’nun ışıkları onun istediği gibi yine yanar ve o bunu görebilir. Umarım uzun yıllar bizimle olur ve günlerin güzellikleri getirdiğini görebilir…
 
Not: Dikmen Gürün’ün Yıldız Kenter’in hayatını yazdığı “Tiyatro Benim Hayatım” adlı kitabı da herkese öneririm.
Fotoğraf: Pınar Erte

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu