Köşe YazarlarıYurttan Haberler

Merve Engin – Beni soracak olursan…

[vc_row][vc_column][vc_column_text]Beni soracak olursan…
 
Düşüncenin doğasında iletilmek vardır: Yazılmak, konuşulmak, gerçekleştirilmek. Düşünce çimen gibidir. Işığı arar, kalabalıkları sever, melezlenmek için can atar, üzerine basıldıkça daha iyi büyür.
 
 
Canım okuyucu. Nasılsın? 
Günlerdir Gezegen, “Merve yazını verecek misin kuzum?” diyor. 
Vereceğim Güney, 
Vereceğim de… Neyi yazayım bilemiyorum; neyin ucundan tutup şuraya not düşeyim?
 
Aralık’ın sonunda Ayşe Selen’i kaybettik. Nasıl olayım be okuyucu? Naifliği, disiplini, ekip olmayı, geleneği ucundan tutmayı öğreten iki insandan birini yitirdik. Şehsuvar Abimin acısını tahayyül bile edemiyorum. Sabır dilerim önce ona, sonra cümlemize. Küçük bir Elif Çongur anısı ekleyeyim şuraya… Kulağımıza küpe, içimize dert olsun:
Ayşe Selen “Oyuncunun en güçlü malzemesi ya da malzemeleri nelerdir? Örneğin öne çıkmak için çok güzel, çok çirkin, çok kısa ya da illâ ki çok dikkat çeken bedensel bir özelliği mi olmalıdır?” sorusuna “Niye öne çıkıyoruz? Ne yapacağız önde?” diye cevap vermişti bir vakitler.
 
Sonra işte, “Sadece Diktatör” oyunu yasaklandı. Duymuşsundur. Duyulsun diye uğraşan herkese selam olsun. Dayanışan, dosta düşmana şükürler olsun. 
Şimdi ayrıntılarını burada yazmayacağım ama sen bak yine de en son ne olmuş; 
hashtagimiz var;  #tiyatromadokunma!
 
Antik Yunan’dan bu yana işlevi hiç değişmeyen tiyatronun yasaklandığı, mahkemelerde yargılandığı zamanların hep en karanlık dönemler olduğuna okudukça tanıklık etmiş oldum. 
Şimdi o kadar karanlık bir dönemden mi geçiyoruz ki, oyun yasaklanıyor diye soruyorum. 
 
Her yasakta “Ya ne var bunda? Büyütmeyin bu kadar” diyerek susup bizi de susturmaya çalışanlara, aşırı klişe bir cevap vereceğim: “Susma, sustukça sıra sana gelecek.”
 
Bir oyunun yasaklanmasına çıkmayan ses, diğer oyunlara sirayet eden yasakta çıkmaya kalksa çok cılız kalacak. 
 
Kaldı ki, tiyatro varoluşunda sistemi eleştirmeyi barındırır. 
“Evrensel insani değerler”in ön kabulünün ihlâl edilmediği hiçbir oyun, gerekçesizce yasaklanmamalıdır. 
 
Biraz da böyle gibiyim okuyucu. 
 
Ayrılıklarla başladı yıl; Münir Özkul, Aydın Boysan.. İki gün önce Ursula Le Guin… 
Ondan az önce ömrümün en güzel hikâyesi bitti. 
Bir tuhaf başladı yıl yani.. 
En çok da böyleyim. 
 
Güzel cümle kurmam gerekirse, çocuklar dün “Annneeeaaa kaar” vb. naralar attı. Yılın ilk karı öylesine düştü yere.  Onların anlık sevinci geçtiğim her sokakta duyuldu. Biraz nefesim tazelenmedi değil. Çocukların masum gülüşlerinde dolandım, tipiye dönene kadar. 
 
Cemre düşecek şundan bir ay sonra… İşte o zaman, Ayşe Selen’sizlik iyice çökecek yüreklere. 
 
Yani çoğunlukla böyleyim okuyucu. 
 
320’li günlerde açlık grevi… Bir dizi izliyorum, İspanya’da geçiyor; suçluların tüm istekleri, rehinelerin kılına zarar gelmesin diye gerçekleştiriliyor. Sadece dizilerde mi insan hayatı önemli diyorum. Dizilerde yaşamak istiyorum öyleyse. 
İnsanı yaşat ki devlet de yaşasın diyenden bir küçük feyz almayanların çağında… Ben dizilerde yaşamak istiyorum. 
 
İşte böyleyim okuyucu. 
Anlatsana, sen nasılsın? 
 
Not; gelen üç beş “Ne okuyayım?” önerisi için teşekkürler. 
[/vc_column_text][/vc_column][/vc_row][vc_row][vc_column width=”1/3″][vc_column_text]

 

Ne okudum:

Von Salamon – Soruşturma – Ayşe Selen çevirisi

[/vc_column_text][/vc_column][vc_column width=”1/3″][vc_column_text]

Ne okuyorum: 

Aydın Boysan – Şerefe

[/vc_column_text][/vc_column][vc_column width=”1/3″][vc_column_text]

 

Ne okuyacağım:

Czeslaw Milosz – Tutsak Edilmiş Akıl

[/vc_column_text][/vc_column][/vc_row][vc_row][vc_column][vc_column_text]

NOT: Açlık grevini bıraktılar bu yazımdan iki gün sonra. Bize yaşamı hediye ettiler. 

Ne yalan söyleyeyim, çok iyiyim sayın okuyucu! 

[/vc_column_text][/vc_column][/vc_row]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu