Köşe YazarlarıYurttan Haberler

Iraz Yöntem / Biraz ondan biraz bundan…

Uzun bir aradan sonra yeniden merhaba…
Bu sene biz sezonu 1 ay rötarlı açıyoruz dergi olarak maalesef. Malum, gündemin yoğunluğu bir kenara, bir yandan da “2017 Almanak” hazırlıkları da tam gaz devam ediyor. Unuttuklarımızı yeniden hatırlatmak için bu yılı gözden geçirirken yine sayısız kez yüreğim yandı ne yazık ki. Hatta öylesine dolu dizgin gidiyor ki olaylar, daha yılı bitirmeden her geçen gün biraz daha nefessiz bırakır olmak niyetinde sanki. Mesela en son gündem (ben bu satırları yazarken) Atatürk Kültür Merkezi…
 
AKM’nin akıbeti ve ‘lansmanı’…
Cumhurbaşkanı Erdoğan geçtiğimiz günlerde AKM’nin akıbetine dair birkaç kelam etti ve ‘yeni’ projenin ‘lansmanı’nı bizzat kendisinin yapacağını duyurdu. Korkarım bir sonraki cümlesi “Bir gece ansızın yıkabiliriz” olacak…
Yıllardır zaman zaman “AKM’yi yıkacağız” söylemlerini işitiyoruz. Nedense siyasi ve ekonomik gündem ne zaman değiştirilmek istense hep önümüze bu konu getiriliyor. Önce AKM’nin yıkılacağı ve yerine cami yapılacağı, sonrasında “yeni bir barok opera binası” yapılacağı tartışmaları bir döneme damgasını vurmuştu. Ahmet Davutoğlu’nun Başbakanlığı döneminde ise “Kültür Külliyesi” diye bir ifade ortaya atılmıştı (Sürdürülebilir Kültürel Kalkınma Programı Tanıtım Toplantısı’nda açıklanan “Kültürel Kalkınma Eylem Planı”nda). Şimdiyse henüz içeriği hakkında bir ipucu verilmeyen ama ‘lansman’ını sabırsızlıkla(!) beklediğimiz bir AKM projesi var!
Başta Mimarlar Odası olmak üzere birçok sivil toplum kuruluşunun altını çizdiği çok önemli bir mesele var halbuki: Atatürk Kültür Merkezi “1. Grup Anıtsal Yapı” olarak tescillidir. “Taşıdığı kültürel, tarihi yapısal ve mimari değerleri ile de başta Anayasa ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yasası olmak üzere koruma hukuku ve Türkiye’nin altına imza attığı uluslararası sözleşmelerle varlığı güvence altına alınmıştır.”
Bu ifade, geçtiğimiz günlerde “AKM’yi yıkmak da, yıkıma terk etmek de suçtur!” diye noktalanan bir açıklamada yer alıyor. Bu açıklamanın imzacıları ise Kültür-Sanat Sen, Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi, TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu, Yazarlar Sendikası, TOBAV, TOMEB, SİNE-SEN, Özerk Sanat Konseyi, Sanatçılar Girişimi, UPSD ve İstanbul Kültür Forumu.
Açıklamada son derece haklı ve yerinde bir talep de var: “Derhal onaylı restorasyon projesi uygulamaya sokularak bu kültür ve tarih yıkımına son verilmeli, Atatürk Kültür Merkezi özgün yapısı, kullanımı ve çevresiyle toplumun hizmetine sunulmalıdır.”
AKM’nin akıbetini merakla bekliyorum ve önümüzdeki ay, yapılacak olan ‘lansman’ sonrasında bu konuya devam edeceğim. Öyle “hakkımızda hayırlısı” deyip bir kenara çekilmeyeceğiz, değil mi?…
 
İstanbul Tiyatro Festivali
Bu sezonun yeniliklerinden biri, artık İstanbul Tiyatro Festivali’nin her yıl kasım ayında düzenlenecek olması.
İlk kez 1989’da seyirciyle buluşan uluslararası bir etkinlik olan İstanbul Tiyatro Festivali, 2002’ye kadar her yıl gerçekleştiriliyordu. 2002-2016 yılları arasında 2 yılda bir düzenlenen organizasyon yeniden yıllık seyrine döndü.
Geçtiğimiz yıllarda tiyatro sezonunun sonunda başlayan festival, açıkçası tiyatrolar için zorlu bir takvime denk gelmekteydi. Sezon sonunda yeni bir oyun çıkarmak tiyatrolar için pek de kolay değildir. Festival’e çıkarılan oyunlar da bir sonraki yeni sezonda seyirci için ‘yeni’ olma özelliklerini kaybetmiş olurdu. Oysa şimdi yeni sezonu festivalle yeni oyunlarla karşılamak hem tiyatrolara, hem de seyirciye güzel bir motivasyon olacak.
Festival kapsamında konuk olarak gelen yabancı oyunların biletlerini bulmak artık mümkün değil. Biletler çok kısa bir sürede tükendi, iyi ki… Ben de açıkçası programa bakmakta oldukça geç kaldım ve özellikle çok merak ettiğim 2 oyuna yer bulamadım. Bu oyunların ilki, yıllar önce yine bir festival kapsamında atölye çalışmasına katıldığım Theodoros Terzopoulos’un “Bir Daha”sı ve diğeri de Thomas Ostermeier rejisiyle “III. Richard”.
Tek tesellim, Wajdi Mouawad’ın “Yalnız”ı… Mouawad benim için biraz özel bir isim. 2011-2012 sezonunda İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda onun yazmış olduğu “Yanık”ta rol almıştım. Cem Emüler’in rejisiyle sahnelenen “Yanık” benim için inanılmaz bir tecrübeydi. Kişisel tarihimdeki yeri bir yana, Wajdi Mouawad gerçekten çok iyi bir kalem. Sinema seyircisi de bu hikayeyi “Incendies (İçimdeki Yangın)” olarak çok da iyi biliyor. Bir tragedya olarak yazılmış olan bu oyun, daha sonra senaryolaştırılarak perdeye aktarılıyor ama bana sorarsanız tiyatro metni senaryosundan daha çarpıcı. Belki de tiyatronun büyüsündendir…
Mouawad’ı “Yalnız”da hem yazar hem yönetmen hem de oyuncu olarak göreceğim için çok heyecanlıyım açıkçası. Önümüzdeki sayıda devam edilecek konu olarak bu oyunu da not edelim…
Yerli yapımları yıl içinde seyredebilecek olmanın verdiği huzur ve güvenle odağımı yabancı konuklara çevirmiş bulunuyorum, sakın yanlış anlaşılmasın ☺
 
Kitaplar, kitaplar, kitaplar…
Malum bu ay kitaplarla da bir festival coşkusu yaşıyor olacağız: 36. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı 4-12 Kasım tarihleri arasında bizi bekliyor olacak.
Bu vesileyle ben de sizlere artık ‘yazar’ da olmuş olan iki arkadaşımın kitabını tavsiye edeyim:
1-Yönetmenliği ve oyunculuğuyla ve hatta afiş ve dekor tasarımlarıyla tam bir tiyatro insanı olan Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun iki oyunu Habitus etiketiyle artık raflarda: Tek bir kitapta “Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin” ve “Fü”.
“Fü”yü geçtiğimiz senelerde ikincikat’ta izleme fırsatınız olmuştur. Şimdi ise BAM adıyla “Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin”i izleyebilirsiniz. İstanbul’un her iki yakasında çeşitli sahnelerde sergilenen oyunu kaçırmayın derim.
11 Kasım’da  Murat Mahmutyazıcıoğlu kitabını imzalak için fuarda Habitus standında olacak, benden söylemesi.
2-Yıllar önce “Parmaklıklar Ardında” dizisinde beraber oynadığımız sevgili Başak Daşman’ın da ilk öykü kitabı çıktı: “Kırk Evin Delisi”. Okuma listemde ilk sırada olan bu kitabı ben de çok merak ediyorum. Hatta o da 12 Kasım’da İthaki Yayınları standında olacak, haberiniz olsun.
Son olarak bir de buradan Seçkin Selvi’ye saygı duruşunda bulunmak istiyorum. Can Yayınları etiketiyle bizlerle buluşan Paul Auster’ın tüm kitaplarının çevirisi Seçkin Hanım’a aittir. Benim de sabırsızlıkla beklediğim son Auster romanı “4321” de raflarda artık. Yazar, “Ömrüm boyunca bu kitabı yazmak için bekledim” demiş. 1127 sayfalık bu romanın çevirisiyle kendisine yeniden saygılarımı sunuyorum. Kitabı okumaya başlamak içinse biraz cesarete ihtiyaç duyduğumu da itiraf ediyorum.
Hepimize müstehak olacak bir sezon dilerim…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu