Köşe Yazarları

Iraz Yöntem – Bir Hakaret Unsuru Olarak “Tiyatro”!

Eğer bu yazıyı internetten okumuyorsanız, fark etmişsinizdir ki elinizde tuttuğunuz bir gazete; hem de her ay ücretsiz olarak dağıtılan bir tiyatro gazetesi. Belki sayılarını biriktiriyorsunuz, belki de ilk kez karşılaştınız “Gazete Müstehak” ile.
Merhaba 🙂
Malum ben yazar değilim, derdimi konuşarak daha iyi ifade edebildiğime inanalardanım; tiyatroyu da bu yüzden seçtim belki de. Öyle uzun yazılar yazamıyorum, ukalalık etmekten korkarım aslına bakarsanız. Sahneden nasıl hayatı paylaşıyorsak, buradan da düşüncelerimizi paylaşalım dedik, affınıza sığınarak… Zaten gazete çıkarmak ne haddimize! Bazılarına böyle geliyor olabilir, biz sadece paylaştıkça çoğalacağımıza inanlardanız, bu yüzden de “Müstehak” hepimize müstehak diyoruz ya…
Şimdi gelelim bu yazının konusuna: Benim uzun zamandır rahatsız olduğum bir mesele var; hattâ bence birçoğumuzun rahatsız olduğu. Mesele: “TİYATRO“!
Biz tiyatrocular son derece duygusal ve hassas insanlarızdır; oyuncu olarak mesleğimizi yapabilmemiz için gerekli olan en temel koşul da siz seyircilerin varlığıdır. Derdimizi, düşüncelerimizi, duygularımızı paylaşabilmek adına çeşitli araçlarla sizlerle buluşabilme çabasına girmemiz bundandır. İşimizi elimizden geldiğince en iyi şekilde yapmaya çalıştığımızın da farkındasınızdır. Yalnız özellikle son yıllarda “tiyatro” yapmak bazılarımız için çok zorlaşırken, bazıları için de son derece kolay bir hale geldi, bilmem bunun da farkında mısınız? Meğer tiyatro her yerdeymiş de biz anlayamamışız! Çünkü artık herkes “tiyatro” yapar hâle gelmiş. Neden mi böyle düşünüyorum? İşte size cevabı: Her gün kaç kere, kaç kişiden “Bu ne biçim tiyatro?“, “Bana tiyatro yapma!“, “Burada tiyatro yapmıyoruz!” cümlelerini duyuyoruz? Soruya soruyla cevap verdiğimi biliyorum ama ben artık kayamaz oldum… Özellikle siyasetçilerin kendi aralatında bir hakaret unsuru olarak kullanmaya başladıkları “tiyatro“, artık gerçekten herkesin literatürüne girdi. o kadar ki, son zamanların en moda küfürlerinden biri hâline geldi bile diyebiliriz. Oysa biz gerçekten “tiyatro” yapabilmek için varımızı yoğumuzu ortaya koymaya çalışıyoruz! Sanatın bu kadar aşağılandığı ve yok edilmek istendiği bir ülkede insanların algısını olması gereken noktaya çekebilmek için inanılmaz bir şekilde uğraşmak zorunda bırakılıyoruz. Sanatın hayattaki en büyük paylaşım alanlarından biri olduğunu hatırlatabilmek için, hiç üzerimize vazife değilken ve hattâ olanaksızlıklarımızla boğuşurken, bir de medyada yer bulamadığımız için kendi medya araçlarımızı yaratmaya çalışıyoruz! Tüm bunlarla hem iyi oyunlar çıkarabilmek, hem daha çok seyirciye ulaşabilmek, hem de maddi koşullarımızı ayakta kalabileceğimiz bir düzeyde tutabilme çabası adetâ bizi yel değirmenleriyle savaşır bir pozisyona getiriyor…
Eğer bizler birer Don Kişot isek, bilin ki siz seyirciler de Sancho Panza‘sınız. Önümüze çıkacak her değirmeni, yanımızda siz olduğunuz sürece yenebiliriz, bundan eminiz. Bu yüzden gelin, “TİYATRO“ya hep beraber sahip çıkalım. Bir oyunu beğenmediğinizde de “Bu ne biçim tiyatro?” cümlesini sadece siz seyircilerimizden duyalım…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu