Köşe Yazarları

Iraz Yöntem / "Artık Umutsuzluğa Zamanımız Yok!"

irazHayatımda ilk kez babamla ortak bir iş yaptım: Müstehak için onunla röportaj yaptım. Tabi ki benim için çok enteresan bir deneyimdi ama konumuz bu değil. Konumuz, onun da yazın röportajda söylediği ve bizim de röportajın başlığına taşıdığımız bir cümlesi: “Sanatın hakim olduğu bir toplumda barışın, huzurun daim olacağına; terörün olmayacağına inananlardanım.”
Yaz başından bu yana Diyarbakır’la başlayan ve Suruç ve Ankara’yla devam eden katliamların ardından 13 Kasım’da da Fransa’nın ve hattâ –bir bakıma Avrupa’nın – başkenti Paris’te yine yüzlerce insanın canına kıyılan bir katliam daha yaşandı! Öncesindeki gün Beyrut’ta ve Paris’le aynı gün Irak’ta da yaşanan katliamlara nedense(!) dünya, Paris’tekine olduğu kadar duyarlı ol(a)madı! Halbuki insan canına kast edilen her katliam, insanlığın tümüne yapılan bir kıyım girişimidir.
Paris’te 40 dakika içinde 7 farklı noktada gerçekleştirilen bir dizi organize saldırının hedefi temelde insanların yaşam biçimiydi!
Bir stadyum, kafeler ve restorantlar ve bir konser salonu… Yaşama renk ve güzellik katan ve insanların ortaklaşa paylaştığı sosyal hayatı hedef almak, “Ya benim istediğim gibi yaşayacaksın, ya da yaşamayacaksın!” demek değildir de nedir?
Biliyoruz ki terörün her türlüsünün ortak amacı öncelikli olarak tedirginlik yaratmak ve alışılagelen yaşamı sekteye uğratmaktır. Dünya bir gökkuşağı ise, terör onu karartmaya çalışır; ama hep gördüğümüz renk ne yazık ki kan kırmızısı olur!
Yaşamın yeniden sağlıklı bir biçimde inşa edilebilmesi için uzun ve meşakkatli bir süreçten geçmemiz gerekir sonrasında. Sadece fiziksel olarak ölüp yaralanmaz insanoğlu; toplumsal olarak ağır bir travma yaşar katliamların ardından sağ kalanlar! ‘Sağ kalanlar’ diyorum; çünkü sağ kalmak, yaşamak demek değildir böyle durumlarda. En çok da dayanışmaya ihtiyaç duyulur o zamanlar. İşte tam da bu noktada yine sanat, tıpkı bir yara bandı gibidir aslında; hem bizi iyileştirir, hem de ‘bir arada’ yaşamımızı yeniden paylaşmamıza yardımcı olur. Tıpkı bir yaranın iki ucunu birleştirir gibi toplumun arasında açılan ‘ayrışma’ yarasını iyileştirir. Çünkü hem ruhlarımızı besler, hem de ‘kalabalık’tan korkmamamızı sağlar; tersine o ‘kalabalık’ içinde yalnız olmadığımızı hatırlatır tekrar tekrar. ‘Barış’ın ve ‘huzur’un içimizde olduğunu ve onları ancak bizlerin büyütebileceğini öğretir yeniden…
Farklı toplumlarda acıyla ve katliamlarla yüzleşmenin biçimleri de farklılıkdavide-martello-paris-i-feel-with-you gösterir tabi; ama bu farklılık biraz da o toplumların gelişmişlik seviyelerinin de birer göstergesidir. Örneğin Türkiye’deki katliamlar sonrasında tüm kültür sanat yaşamı sekteye uğrarken, Fransa gibi – özellikle Rönesans yaşamış – gelişmiş ülkelerde bu durum tam tersi bir şekilde ‘ihtiyaç’ haline gelmektedir. Bunun en belirgin örneği, hepimizin Gezi’den hatırlayacağı David Martello’nun, katliamın ertesi günü piyanosuyla John Lennon’ın “Imagine” şarkısını çalmasıydı Paris sokaklarında. Sosyal medyada (Paris için dua et) etiketine karşın, (Paris hayattır) etiketinin ön plana çıkarılmak istemesi de buna eklenebilir.
Bu örneklerin belki de en önemlisi, devletin resmi olarak kültür-sanat aktivitelerini desteklemesi ve hattâ teşvik etmesidir. Saldırıların ardından Fransa Kültür Bakanı Fleur Pellerin, ülkedeki müziğin ve sanatın yasamaya devam etmesi için her şeyi yapacaklarını, bunun için de “istisnai yardım fonu” oluşturacaklarını açıkladı. Bu fonla, iptal edilen ve daha fazla güvenlik önlemi almak için bütçelerini normalden daha fazla kullanan kurumların zararlarının bir kısmını karşılamayı planlamışlar.
Aynı gezegende yaşamamıza rağmen insanoğlunun “olması gereken” durumlarda farklı davranış biçimleri sergilemesi, ne yazık ki tarihin değişmeyen bir parçası. Dökülen kan ve gözyaşı, dünyanın neresine giderseniz gidin kan ve göz yaşıdır; tıpkı bir gülümseme ve kahkahanın da tüm coğrafyalarda aynı olması gibi… Acılarla yüzleşmenin biçimleri değişse de, sonuçta ulaşılmak istenen hedef de aynıdır; huzur ve barış
 Dünyadaki tüm arkadaşlara, PrayForParis için teşekkürler; Ama bizim daha fazla dine ihtiyacımız yok! Bizim inancımız müzik! Öpücükler! Hayat! Şampanya ve keyif! #ParisİsAboutLife
Hiçbir inanç, insan yaşamının değerini yok saymaz; doğası gereği zaten yok sayamaz / saymamalı! Kendi ellerimizle her geçen gün daha da yok ettiğimiz dünyamızı güzelleştirebilecek olanlar yine bizleriz; yani insanoğlu. Küresel kapitalizmin içinde tek düzeleştirdiğimiz sınırlı süreli yaşamlarımızı renklendirebilecek ve çeşitliliğiyle hoşgörü ve umut yeşertebilecek zamanımız varken, bu zamanı artık daha iyi kullanmak zorundayız. Artık umutsuzluğa zamanımız yok! Elimizi uzattığımızda kime değebiliyorsak, onu dokunmaktan korkmamalıyız. Çünkü her şey bir insanı değiştirmekle başlar; tıpkı Sait Faik Abasıyanık’ın dediği gibi “Bir insanı sevmekle başlar her şey.”
2016’nın hepimize sevgi, umut ve barış getirmesi dileğiyle…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu