Köşe Yazarları

Hakan Atalay / Yazdan Kalma Bir Gün Şarkısı

eylul-ayinin-hatirlattiklari_23492Kafasını kaldırıp bana baktığında gözlerinin içinden, bıyıklarından, kaşlarından hatta kirpiklerinden bile belli oluyordu gitmek istediği. Muhakkak.
“Herif gidiyor” diye bir cümle geçti içimden, oturdu bir köşeye. N’oldu şimdi demek istedim, n’oldu ? Gerçi ikimiz de n’olduğunu biliyorduk. Hiç bir bok bilmiyorsunuz lan cümlesi geldi oturdu gözkapaklarıma. Derin bir nefes aldım, ki onun ki benimkinden daha da derin .
“Bu eylüller neden hep böyle, ya gök ağlar ya göğün altında damlayan damın sahibi ya da memleketin kiracıları” dedi, bana değil de sanki orada olan bir üçüncü kişiye. Ben denize baktım moda sahilinden, sonra samatya sahilinden bize baktım. Sanki terk edilmişti İstanbul.
“Bizim” dedi, bu sefer bana mı yoksa o göremediğim üçüncü kişiye mi söylediğini de anlamadım, “bu what is the matrix halimiz hiç bitmeyecek.” Bize bu iphoneları satacaklar ama gün yüzü göstermeyecekler.
Misal şimdi Raif Bey’in deutshclandan gelse, yani şimdi gelse, bugün yarın yani, ne getirecek oğlum adam? Soruyorum sana ne getirecek? Ulan her yerde aynı mağazalar, aynı sinema afişleri, aynı punkçılar aynı rockçılar. Kelimelerden başka ne getirebilir allah aşkına. Ha? Etiket dışında değişen ne var lan; boktan bir pazar yeri… Kafan yalnızsa sen de yalnızsındır, yoksa dünya kuru kalabalıkla dolu, ne doğru söylemiş lan adam dedi yüzüme hiç bakmadan. Durdu. Öne eğdi başını güneşten umudunu kesmiş bir ayçiçeği hatta ayçiçeği tarlası gibi. yerli ve milli oyunlar oynanacakmış ve tabi ki içeride yerli ve milli olanlar.
Öyle olimpiyatlara katılan fikirsizle olmaz bu işler, bu işler öyle afrikalı çocuğa iki tane Türkçe kelime öğretmekle, iki Türkçe şarkı söyletmekle olmaz. Olmaz. Hayal edeceksin ulan, hayal. Elindeki tek şey de kalem olacak silah değil tırların arkasına da saklayamayacaksın eline alamadığın şeyi. At izi it izine karışmışmış. ne karışması? ne, neye karışmış? Dayak yemeyen ne at kaldı ne it. Sokaklar arabaların altında can veren köpeklerle dolu. Dayak yiyip hayatta kalanı da atlatıp duruyorlar sirk aslanı gibi ateş çemberinden.
N’olmuş biliyor musun ? aslan aslanlığını unutmuş, nasıl bir dayaksa? Ayağa kalktı birden bu söylediklerini söylerken sardığı tütünü bir sinir harbinin ortasında kalmış mareşal gibi yaktı titreyen parmakları. Hay s..cem gene askeri betim.
Sen Kabuk Adamı içeri atamazsın arkadaş dedi ağzında sigara, dudaklarının arasından savrulan dumanın içinden. Adam yazmış ‘’yazıları ve masamda duran iki kitabıyla, hiç karşılaşmadığım Türkçe hocamdır.’’ Necmiye hoca için yazmış bunu. Cümleye dikkat et ‘’ Türkçe hocam ’’ diyor herif… Öyle sağda solda olimpiyat düzenleyerek olmaz bu işler. Hayal edeceksin, edebileceksin. Anlayacaksın kelimenin ruhunu. Yan yana dizilen herhangi kelimelerle gelişip yaşayamaz ki. Dilin yaşaması lazım.
hakanBak şimdi, mevzuya bak , doksanlara kadar kapalıydı ya bizim oranın sınır kapısı Sovyetlere, hah işte ; sınırın o tarafındaki köyün adı da aynı bu tarafındakinin de orada da aynı dil konuşuluyor bu tarafta da … Seksen sene kapalı. Sonra.. seksen sene sonra bu taraf hala seksen sene evvelki kelimelerle konuşuyor aynı dili, öbür taraftaki almış yürümüş. Onca olup biten içinde durmamış adamlar kadınlar. Hayat durmaz. Dil durmaz. Dil konuşuldukça gelişmez. Yazacaksın, hayal edeceksin hayal.
Bence artık bu söylediklerini ne bana ne de o öteki yani benim göremediğim üçüncü kişiye de söylemiyordu. Yazık değil mi oğlum bizim çoluğumuza çocuğumuza. Bizim çocuğumuz yok ki oğlum demek istedi içim, ama o kadar inanarak söyledi ki, bir an, belki dedim var vardır bir yerlerde. Olabilir. Yazık değil mi lan diye denize bağırdı. Allah allah … niye böyle yapıyor dedim, ne suçu var denizin. Deniz şöyle bir çevirip kafasını baktı bize; O sarhoşlardan sandı sanırım bizi hiç oralı olmadı. Aldı sırtındaki vapuru yürüdü gitti.
Adamı öldürdüler oğlum Bulgaristan sınırında, dedi. Sustu. Sonra döndü bana , çantasından bir Balzac, bir Puşkin kitabı, bir fotoğraf makinesi ve fotoğrafı çıkmış karısının. Öbür lavuğun ifadesi ne ?
Bulgaristan’a kaçıp memleketi devirecek diye milli hisleri şey olmuş. Altı yaşında çocuktan tahrik olan adamın milli hisleri… Telefonum çaldı, baktım ev sahibi; kira bu ay bari gecikmese, malumunuz önümüz bayram, bizimde bir takım ihtiyaçlarımız var. Teşekkürler şimdiden, iyi bayramlar… diye bir mesaj. Mesaj derken o gelen kelime yığınını ben mesaj haline getirdim zira ev sahibim ki kendisi üniversite mezunu bir bankacıdır, iyi bilir virgülleri ama hiç bilmiyormuş gibi davranmış mesajında. Beni mi avam buluyor acaba? Telefonu cebime koydum, kafamı bir kaldırdım kimseler yok ortalıkta. Seslendim, ses yok. gidecekti, belliydi, gözlerinden, kaşlarından, bıyıklarından belliydi. ulan dedim şimdi tek başıma nasıl geçeceğim karşıya, gecenin bir vakti, at gibi yazar taksi şimdi…
• Heverk (the circle) 23. Oldenburg Film Festivalinde en iyi kısa film ödülünü aldı. Kısafilm meraklılarına .
• Murat Uyurkulak / Bazuka harika bir öykü kitabı
• Thylacine, bu adamın Paris’de bir barda canlı performans kaydı var internette. Youtube üzerinden ulaşılabilir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu