Köşe Yazarları

Hakan Atalay / Kadıköy’deki Yavru Kedi, Paşa’daki Suriyeli Çocuk ve Maradona

Geçen sonbahar evden çıkmış provaya giderken Paşa’da (Kocamustafapaşa), Suriye’li bir baba, kucağında çocuğu, yanında eşi İstanbul’un bu en eski semtinde – ki buna dilenmek demeyeceğim – kaldırıma ilişmiş gelecek yardımları biraz mahcup, biraz kızgın, bütün bedenlerine oturmuş asla bilemeyeceğim o duyguyla ve sabırla bekliyorlardı. Gencecik bir çift ve küçücük bir çocuk… Birkaç gün boyunca her sabah aynı yerde gördüm onları. Bir şey yapılmalıydı, yani verilen üç beş kuruşun dışında. Belki oyun öncesi hazırlıkta, dekor kurulumunda çalışabilirdi genç adam, belki temizlik işlerinde yardım ederdi; ne bileyim bulunurdu bir şeyler ve belki başlarını sokacak bir yerler ayarlanabilirdi. Tüm bu ‘n’apsak, n’etsekler’le geçen birkaç günün sonunda göremez oldum onları. İşte, dedim kendime aferin, bir boku becereme…

***    ***     ***

Dünya kupası, 2010 senesinde Güney Afrika’da yapıldı ve Arjantin milli takımının başında Maradona vardı. Çok heyecanlı… İstanbul’a henüz ayak basmış ve kimseye çaktırmadan ‘’Evet, şimdi gerçekten sıçtım’’ diyerek iş arar bulmuştum kendimi. Hiç o kadar yürüdüğüm bir yaz hatırlamıyorum – ki genelde severim yürümeyi – zira küçük şehir insanıydım en nihayetinde; yürümek hem çok keyifli, hem de çok yorucuydu. Suriye’deki savaş henüz başlamamış, mülteci botları Ege Denizi’ni henüz işgal etmemiş ve koca Avrupa’yı tehdit eder hale gelmemişti.
Unutmadan, Suriye’nin uzaya çıkan ilk astronotunun Paşa’ya taşınmasına henüz üç yıl vardı. Telefonum çaldı… Çok heyecanlı… Daha önce gene yürüyerek gittiğim bir iş görüşmesinden olumlu cevap gelince kendimi yönetmemin karşısında buldum. İşi aldım. Yönetmen şahane hoşsohbet bir adamdı Allahtan, bütün o lüzumsuz gerginliğim gitti. Havadan sudan konuşurken bir kadın, elinde bir kırmızı bir mavi kravatla geldi; “Hocam” dedi, “Ajans karar verememiş size soruyorlar” dedi; “Hangisi?” Yönetmen durdu, bana döndü, gömleğin beyaz olduğunu düşününce, mavi dedim. Ne de olsa dünya kupası başlıyordu ve İspanyolca konuşan Arjantin milli takımının başında Maradona vardı.

***      ***     ***

On gün önce Kadıköy’de gecenin bir vakti sokak kenarına atılmış cansız mankenler yıkık dökük bir binanın önünde şahane bir instagram fotoğrafı için oradan geçmemizi bekliyordu sanki. Çıkardık telefonları, şak şak şak… O sırada cılız bir ses… Böyle acı çeker gibi… Etrafa bakındım, cansız mankenlerin az ilerisinde bir kedi yavrusu. O kadar küçük ki ‘Fare mi acaba?’ dedim içimden, tepesinde de kocaman bir kedi, patisiyle pat pat vuruyor ufaklığa. ‘Annesi mi acaba?’ Derken bunların pek de dost canlısı dokunuşlar olmadığını fark edince uzaklaştırdım ufaklığın yanından. Yavru kedi daha gözleri tam açılmamış, arka ayaklarının üzerinde durmakta zorlanır halde acı acı sesler çıkarıyor. Arkadaşımla n’apacağımızı bilemedik. ‘Annesi nerede acaba? Şu yıkık binanın içinden mi çıktı?’ falan gibi şeyler soruyoruz birbirimize. ‘Annesi yemek bulmaya gitti herhalde’ dedik. Ama ufaklığa pat pat vuran niyeti bozuk bir arkadaşını daha almış gelmişti.
Biz de ‘Bekleyelim’ dedik anne ortaya çıkana kadar. Sokağın karşısından izliyoruz ufaklığı. Diğer kedilerin de yaklaşmasına izin vermiyoruz tabi. İnsanlar gelip geçiyor. Fark edenler biraz sevip okşayıp fotoğrafını çektikten sonra evlerinin yolunu tutuyor. Kırk beş dakika bir saat geçtikten sonra – saat oldukça geç de olmuştu – ufaklığı da alıp eve gitmeye karar verdik. Yolda giderken, ‘Acaba annesi gelmiş midir, gelmemiş midir, arıyor mudur şimdi yavrusunu?’ diye sorular geçiyordu aklımdan? Tam o sırada geçen sonbahar Paşa’da karşılaştığım Suriyeli aile geldi aklıma. N’aptılar? Bunca gürültüden patırtıdan, kendi derdine düşmüş bu ülkeden gitmişler midir acaba? Ya her gün gazetelerde bir yenisini okuduğumuz, ‘Ege’de mülteci botu battı’ haberlerindeki o ismi olmayan insanların arasında onlar da vardıysa? Bu yavru kedi şimdi bizimle ve elimizden geleni yapacağız onun için. Ya onlar? Bir şeyler yapabilir miydim gerçekten? (Elbette yapabilirdim)
2701006-Güney Amerika… Her şeyin başladığı o mistik kıta. Henüz twitter icat edilmezden evvel uzak denizlerden gemilerle gelen barut kokulu adamların,en ücra köşesine kadar kazıp yonttuğu katledilmiş o kıta. Neredeyse bütün ülkelerinde resmi dilin İspanyolca olduğu, Ortaçağ karanlığındaki Avrupa’nın, damarlarını kesip kanını içtiği o efsaneler kıtası. Eduardo Galeano, “Latin Amerika’nın Kesik Damarları” kitabında kıtanın dört yüz yıllık işkencesini anlatır; bugün olan biten aklımızın almadığı bu savaşlar, teröristler, ihaleler işte ne varsa hepsinin başladığı o keşifleri ve bütün kıtayı. 2010 yılında Arjantin milli takımı çeyrek finalde Almanlar’a elendi, Almanlar yarı finalde İspanyollar’a. Hollanda’yı finalde eleyen İspanya dünya kupasının sahibi oldu. 86 kupasında neredeyse tek başına kupayı alan futbolcu Maradona, yirmi beş yıl sonra teknik direktör olarak çeyrek finalde elenip Arjantin’e geri döndü, İspanyolca konuşarak. Ve bugün G20 zirvesinde Ali Koç “Bütün sorun kapitalizmdir” dedi. (Bana Shakespeare’den o alıntıyı yaptıramayacaksınız.)
 
*2015 yapımı Paolo Sorentino’nun ‘’Youth’’ filminde sırtındaki dövmeyi görürüz önce havuzdan çıkarken Maradona’nın. Hem film hem Maradona’nın filmdeki varoluş sebebi şahane.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu