Köşe YazarlarıYurttan Haberler

Güney Zeki Göker / Z Raporu

Ne yazsam eski, ne yazsam eksik!

2016 Türkiyesi’nde evlerimize elektrik geldiği için sevindiğimiz, hattâ evimize sağ salim ulaştığımız için mutlu olup “oh” çektiğimiz bir yıl geçirdik.
Öyle bir yıldı ki bu geride bıraktığımız, aslında tam olarak da geride bırakamadığımız… Tek nefeste, böyle bir çırpıda geçiştirilecek ya da anlatılacak kadar basit 1 (bir) yıl değildi atlattığımız.
Sanki tüm olanlar 365 gün içerisinde değil de 365 yıl içinde olmuş gibi uzun, uykusuz, kimi zaman korkarak, kimi zaman ise susarak baktığımız, sorduğumuz, soruşturduğumuz hattâ bolca soruşturulduğumuz uzun, upuzun 1 (bir) yıldı.
Gazetecilerin içeri tıkıldığı, serbest bırakılıp tekrar tekrar tıkılmaya çalışıldığı, ikisinin serbest bırakılıp bir yenisinin alındığı; gazetelere, televizyonlara el konulduğu, akademisyenlerin fişlendiği, soruşturmaların açıldığı, tutuklanan akademisyenlerin sayısının 100’e yaklaştığı, sanatçıların türlü bahanelerle uzaklaştırıldığı; uzaklaştırılmakla kalmayıp neden atıldıklarını bile öğrenemediğimiz, hattâ öğrenmek için uğraşırken sanki hiçbir şey olmamış gibi, tek bir özür bile dilemeden geri alındıkları küstah 1 (bir) yıl oldu.

Festivallerin, etkinliklerin birer birer iptal edildiği, bir önceki yıla nazaran hedef gösterilen sanatçıların sayısının her geçen gün arttığı; kitaplara, filmlere, heykellere, dergilere, gazetelere sansürün uygulandığı, yasaklandığı, hattâ yakılıp yıkıldığı, cahilliğin boy verdiği arsız 1 (bir) yıl.
Darbe girişiminin atlatıldığı; fetöcüsü, etöcüsü, şetöcüsü, otocusu, bokocusu önüne gelenin suçlanıp işinden atıldığı; hedef göstermelerin boyut atlayıp metro ekranlarına, sokak bilboardlarına kadar taşındığı… Ressamın, heykeltıraşın, akademisyenin, oyuncunun, oduncunun, bakkalın hattâ çaycının barış istediği için yargılanabildiği; kültür sanat programının 2 tane kaldığı ve artık sanatımızın “Arka Bahçe”si “Hayatın Sesi”nin olmadığı kırık ve buruk 1 (bir) yıl.
Damacanadan tahrik olanların büyüyüp serpildiği ve serpilmekle kalmayıp çocuklarımıza tecavüz ettiği, bu olayın haberini yapanların ise gözaltına alınıp yargılandığı “Siz çığlık atın çocuklar, biz sizi kurtarırız!” diyenlerin çocuk tacizlerine ve çocuk gelinlere teşvik ettiği ahlâksız 1 (bir) yıl!
Olağanüstü şeyleri olağanmış gibi yaşattıkları ve Ohâl’in müstehak görüldüğü, “Bale şeytan ocağı, tiyatro ve sinema şeytan yuvasıdır” diyen belediyelerin olduğu, kapatılan Emek Sineması’nın yerine çakmasının açıldığı, “Yıkmadık, yahu, taşıdık” diyerek aptal yerine konulduğumuz, “Emek adını satın aldık!” diyerek Emek Sahnesi’nin adının değiştirildiği absürt 1 (bir) yıl.
Gazeteci olmanın, sanatçı olmanın, akademisyen olmanın, öğrenci olmanın, eylemci olmanın, edebiyatçı olmanın suç olduğu ama insan hayatının bedelinin 10 bin lira olduğunu öğrendiğimiz; “Merminin tanesi 1.5 lira ağabey ne olacak ki?” diyen ufacık çocukların belinde silah olduğunu öğrendiğimiz/gördüğümüz, şehit haberlerinin 3’üncü ve 4’üncü sayfalara kadar atıldığı, hattâ kime “şehit” denip denmeyeceğini tartıştığımız ucuz 1 (bir) yıl.
Ölüm haberlerinin artık durmasını beklediğimiz, Doğu’dan gelen “Son Dakika”ların yerini Batı caddelerinden, meydanlarından, eğlence mekânlarından, stad çıkışlarından gelmeye başladığı; kimi zaman isimlerin yerini rakamların aldığı; hiç yüzünü bile görmediğimiz, adlarını bile duymadığımız masum insanlar hayatını kaybederken, her gün yüzünü gördüğümüz arkadaşlarımızın, akrabalarımızın ve adlarını ezbere bildiklerimizin adlarını listelerde korkuyla aradğımız terör olaylarının olduğu lanet 1 (bir) yıl.
Yerli sebze ve meyve tohumlarının yasaklandığı ama “Milli ve manevi” duyguların pekiştirilmeye çalışıldığı ve bu işe “yerli” sanatımızın Biricik’inin bile bulaştığı; bulaşmakla kalmayıp eline yüzüne bulaştırdığı, yurtdışı festivallerine görevli olarak gidip turistik geziye çevirdiği görülmemiş 1 (bir) yıl.
Sadece yüreğimizin değil öğrenci yurtlarımızın da yangın yerlerine döndüğü, yangın merdivenlerinin kapılarının kilitli olduğu, kıçımızın açıkta kaldığı ve ayağımızı bile yorganımıza göre uzatamadığımız uykusuz 1 (bir) yıl oldu.
3 adım geri 1 adım ileri giderken artık saatlerin bile geri alınmayacağını gönül rahatlığıyla ve pişkinlikle açıklayanların aynı rahatlıkla kayıpların arkasından “en az 35 kişi ÖLDÜ!” diyebildikleri, memleketin adeta kocaman bir mezarlığa döndüğü; sokaklarına, caddelerine “şehit tepesi, şehit caddesi, şehit konutları” gibi isimlerin verildiği, toprağın kanla yeşertilmeye çalışıldığı koskocaman bir mezarlığa döndüğü kurak 1 (bir) yıl.
Ben yukarda size 12 (on iki) yıl saydım size, yani 12 yıl yaşlanmışım neredeyse. 12 yıl daha kısalmış hayatım ve şu dünyada yaşayacağım son güne 12 yıl daha yaklaşmışım neredeyse. Şu 12 yıl bana şunu öğretti; sarılamayacak hiçbir yara yok, yeter ki biz yan yana olalım yine! Çünkü kurtuluş yok tek başına; ya hep beraber, ya “hiç”iz!
Yeni yıldan tek dileğim bu yıl üç sütün üstüne kapkara puntolarla “vatan haini” ya da “şehit” manşetlerlerini görmediğimiz ve “yaşadım” diyebilmek için ağız dolusu gülebildiğimiz dolu dolu 1 (bir) yıl olsun!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu