Köşe Yazarları

Güney Zeki Göker – Yoksa siz aynı takım elbisenin ekosesi misiniz?

Uzun bir aradan sonra yeniden merhaba Müstehak’çılar…

Yine sanatın ve sanatçıların baskılarla uğraşmak zorunda kaldığı karanlık bir yılı geride bıraktık. Yasaklar, sansürler, ekmeğiyle oynanan sanatçılar, çürümeye terk edilen kültür merkezleri, yıkılan kültür merkezleri, hakkında soruşturma açılan, gözaltına alınan, tutuklanan sanatçılarla dolu kapkara bir yıl geçirdik.

Özcesi, yine bir önceki yılı aratmayacak kadar baskının hakim olduğu bir yıldı geride bıraktığımız. Üstelik AKP’nin baskılarına bir de CHP katıldı bu yıl, koşar adım. Bakırköy Belediye Tiyatroları’nda Bülent Kerimoğlu eliyle yıllardır haksızlığa ve hukuksuzluğa ses çıkartmayan / çıkartamayan CHP’den bu yıl payına düşeni Antalya Şehir Tiyatroları da aldı! Yıllardır kurumda görev yapan 48 sanatçının sözleşmesini koltuğa oturduğu gibi fesheden CHP’li Muhittin Böcek’le geçti aylarımız…

Neler görmedik ki şu kısacık 365 gün içinde; koca koca takım elbiseli adamlar koskoca ustalarımıza “müsvedde” dedi, haklarında “silahlı isyana tahrik” fezlekesi hazırlandı! Müsvedde diyene tepki gösteren sanatçıların salon tahsisleri iptal edildi! Ankara Birlik Tiyatrosu, Levent Üzümcü, Fırat Tanış, Rutkay Aziz, Cansu Fırıncı ve Barış Atay oyunları iptal edilen, salon verilmeyen sanatçılardan bazılarıydı. Yalnız tiyatro oyunları değil konserler de nasibini aldı bu yasaklardan. Müftülük tarafından yasaklanan oyunu belki de ilk defa bu yıl gördük hep birlikte.

Gördüklerimizin yanına bir de duyduklarımız eklendi. Örneğin ülkenin partili Cumhurbaşkanı çıkıp kürsüden; “Cumhurbaşkanını Mozart dinlemeye zorlamak faşistliktir!” dedi. Sanki şahsını Mozart dinlemeye zorlayan varmış gibi!

Sinemacılar, belgeselciler, oyuncular hakkında soruşturmalar açıldı! TV dizilerinde Atatürk’ün, Aziz Nesin’in fotoğrafları sansürlendi! Külliye’de apar topar toplanan sanatçılar eşliğinde, tüm tepkilere rağmen “Sinema Kanunu” yasallaştı! Yasanın onaylanmasının ertesi günü Kültür Bakanı Ersoy ve Yılmaz Erdoğan yan yana oturup 30 dakika boyunca reklam izledi! Oysa yeni yasaya göre en fazla 10 dakika reklam gösterilmesi gerekiyordu!

Sonra bir sabah Cem Karaca’nın Namus Belası şarkısında geçen “Yüz bin kere tövbe eder gene şarap içiriz” sözünün tövbesi bile tutmayacak adamlar tarafından sansürlendiğini gördük! Sansürün okuduğumuz kitaplardan, izlediğimiz tiyatro oyunlarından, dizilerin müziğine kadar hızla gelişine hep birlikte tanık olduk!

İçinde yaşadığımız bu vatanı “kasalarının ve çek defterlerinin içindekiler zanneden”lerden AKP’li Alinur Aktaş’ın, bu ülkenin aydınlarından Türkan Saylan, Uğur Mumcu, Nazım Hikmet ve Bahriye Üçok için kürsüden “vatan hainleri” dediğini duyduk. Tabii sonra sessiz ve sedasız özür dilediğini ve “onlar yurtseverdir” dediğine de şahit olduk.

Eşi benzeri görülmeyecek bir yasağa daha şahit olduk bu yıl belki de; “Dünya Tiyatro Günü” şenlikleri yasaklandı! Ya da yasaklandığı zannedildi demek sanırım daha doğru olacak. Çünkü yasağa rağmen sanatçılar ve sanatseverler 27 Mart günü yine Kadıköy sokaklarında hep birlikteydik.

Sanatın ve sanatçıların defalarca kez siyasetçiler tarafından aşağılandığına sahit olmuştuk. Ama bu yıl elinde tuzlukla onların peşlerinden koşan Cumhuriyet gazetesini de gördük! “Oy uğruna ortaoyunu” manşeti atarak herhalde en çok İlhan Selçuk’un kemiklerini onlar sızlatmayı başardı! Seçimler için attıkları “Tiyatro Bitti” manşeti ise tuzu biberi oldu 2019’un!

Yerel seçimlerden sonra koltuğa oturan belediye başkanlarının birer birer yasakladığı oyunlar gelip bir sabah oturdu gündemimize! Hatta başkanlardan biri Nazım Hikmet’in “Taranta Babu” oyununa uyguladığı yasağı “Amasyalı’nın kafasını karıştırmaya gerek yok!” diyerek savundu!

Yasaklanan etkinliklerden bu yıla kuşkusuz damgasını vuran “ODTÜ Şenliği” oldu! Devrim Stadyumu’nda şenliğin gerçekleşmesine izin vermeyen rektöre karşı sanatçılar ve öğrenciler kısa sürede kenetlerek “Devrimsiz Şenlik Olmaz!” dedi. Ve dediğini yaparak kocaman Devrim Stadyumu’nda on binlerce insan zilleri takıp oynayıverdi gari! Tek bir ağızdan cek’li cak’lı cümlere artık karınlarının tok olduğunu gösterip “Her şey çok güzel olacak” diyiverdi gari!

Tarihi mekanların dibine kibrit suyu dökmeye 2019 yılında da devam edildi. Bir önceki yıldan geriye kalmadı yine söz sahibi olduğunu zanneden devlet adamları! Geçtiğimiz yıl bir inat uğruna yıktıklarını itiraf ettikleri Atatürk Kültür Merkezi’nin yanına bu yıl içine bir kozmetik mağazası açılan Narmanlı Han’ın da eklendiğini gördük. Sonra 423 yıllık Camii’nin restorasyon kurbanı olduğunu, Milattan Önce 4. yüzyıldan kalan Myndos Kapısı’nın çöplük olarak kullanıldığını, Alanya’da antik kentte kaçak kazılar yaparak tarihin talan edildiğini, 300 yıllık köprüyü restore ettiklerini ama hemen ardından çöktüğünü, tarihi Yeşil Kocak binasına “müze yapıyoruz” diyerek kendisine yatak odası yaptıran AKP’li belediye başkanını gördük!

Bitti mi? Elbette bitmedi!

12 bin yıllık Hasankeyf’in gözlerimizin içine baka baka tüm tepkilere rağmen dozerler ve kepçe yardımıyla hiç edildiğini, Hıristiyanların ve Müslümanların mezarlarının bulunduğu “Kapuçin Kilisesi”nin ise Mardin Kayyumu tarafından otopark yapıldığını gördük. Bakımsızlıktan yıkılmak üzere olan Surp Sarkis Kilisesi’ni ve 12 bin yıllık Dipsiz Gölü eser aramak için boşaltıp daha sonra su ile doldurtma talimatı veren koca koca adamları gördük!

27 yıllık Diyarbakır Şehir Tiyatrosu’nu kapatan Kayyum Cumali Atilla’nın şatafatlı lüks makam odasıyla açtık bir sabah gözlerimizi. Halkın içinden çıkıp, halkın parasıyla kendilerine lüks saraylar yapanların 2 milyon 127 bin liraya mal ettiği odayı hep birlikte gördük! 31 sanatçıyı kovan, 5 sanatçıyı zabıta yapan Cumali Atilla’nın yediği yetim haklarına kendi gözlerimizle şahit olduk!

Cast ajanslarından birinin “herhangi bir siyasi olaya karışmamış olması gerekmektedir” diye attığı mesajı konuşurken müebbet hapis cezası talep edilen Pınar Öğün ve Memet Ali Alabora tuzu biberi oldu bu yılın!

Sonra “Sanatçıymış, konuşamazmış! Konuşacak!” diyen Ekrem İmamoğlu ile yüreklerimize tam su serpilmişken; “her şey çok güzel olacak” dediği için konserleri, oyunları, ödülleri iptal edilen sanatçıları gördük. Bu topraklarda şiir okuyan öğrencilere müdahale eden özel güvenlik görevlilerini gördük.

Dünyada reklamlarda cinsiyetçi kalıpların yasaklandığına uyandığımız bir sabah; “Sanatınız da adamlığınız da yalan! Adaletinizin terazisini sileyim” diyen, daha önce 6 AKP’linin yerine oy kullanan YSK temsilcisini gördük. Ve tabii bu temsilciye korkusuzca, göğsünü gere gere “Senin ağzını silerim” diyen Berna Laçin’i gördük!

Resim sergilerine “müstehcen”, heykellere “ucube”, festivallere “ahlaksızlık” diyenlerin kendilerini geliştirerek sanatçılara “dalkavuk” dediğini duyduk.

Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi akademisyenlerine eşyalarını toplamaları için çuval verildiği ve öğrencileri haklarını ararken yanında olan hocalara soruşturma açan rektörler gördük!

Kütüphaneyi yıkalım, yerine pazar yapalım” diyen Savcı Sayan’ı gördük! Ülkenin oksijen kaynaklarıdan “Kaz Dağları” talan edilirken hepimizin vergileriyle yayın yapan TRT Çocuk kanalına bağlanan bir çocuğun “Kaz Dağlarımıza zarar verilmekte…” cümlesinden sonra yayının kesildiğini gördük!

Bütçe yok” yalanıyla yıllarca Atatürk Kültür Merkezi’ni, Muammer Karaca Tiyatrosu’nu çürümeye terk edenlerin “Kut’ül Amare” adlı diziye 12 milyon 750 bin lira para harcayıp sponsor olan AKP’li İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin paraları nerelere harcadığını gördük.

Her şeye rağmen….

Tüm karanlıkların yanında içimize su serpen, umudumuzu yeşerten haberler de olmadı değil; elbette oldu! Bu yıl umut ışığımızı arttıranlar nelerdi diye düşündüğümde aklıma gelenlerden bazıları ise; 146 gün sahnelerden uzak kalan Nazlı Masatçı ile 321 gün boyunca sahnelerden uzak kalan Cenk Dost Verdi’nin nihayet özgürlüğüne kavuştuğunu gördük.

35 tiyatronun bir araya gelerek “Tiyatro Kooperatifi”ni kurduğunu, Damla Sönmez’in dünyada birçok ödül alarak göğsümüzü kabarttığını, Mardin’e atanan kayyumun ardından nihayet yeniden oyun sergileyen Amed Şehir Tiyatrosu’nu gördük!

15 yıldır kullanılmayan ahırı tiyatro atölyesine dönüştüren Tilbe Saran ve arkadaşlarını, Heykeltıraş Mehmet Aksoy’un “İnsanlık Anıtı” heykeline “ucube” diyerek hakaret eden partili Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 20 bin lira tazminat ödemeye mahkum edildiğini gördük!

Haluk Bilginer’in aldıığ Emmy Ödülü ile hep birlikte uzun zamandır bu kadar mutlu olmadığımızı gördük!

Kapanmak zorunda kalan sahnelere inat yeniden açılan sahneleri gördük! Müebbet hapis cezası talep edilen Pınar Öğün’ün “Galler Devlet Tiyatrosu”nda sahneye çıkacağı haberini duyduk.

Elbette bu kadar az değil bunca karanlığa inat korkmayıp kibrit çakanlar! Bunlar düşününce aklıma ilk gelenler… Eğer sizin de aklınıza gelenler varsa bizimle paylaşabilirsiniz. “Ben hiçbir şey hatırlamıyorum, çok çabuk unutuyorum!” diyenlerden iseniz “Sansürsüz Kültür Sanat Yıllığı” en çok sizlerin hafızalarını tazelemek için hazırlandı. Ve bir tık uzağınızda sizleri bekliyor!

Dilerim 2020’de payımıza hep güzel haberler düşsün! Karanlıktan korkanlara kibrit çakmak zorunda kalmayacağımız, sanatla dolu bir yıl diliyorum!

SANSÜRSÜRSÜZ KÜLTÜR SANAT YILLIĞI 2019

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu