Köşe YazarlarıYurttan Haberler

Güney Zeki Göker – Sizler burnunuzu sanata sokmaktan vazgeçmedikçe bizlerin de burnu siyasetten kurtulmayacak!

Adeta delirmek istiyoruz! Deliremiyoruz.

Yine yeniden merhaba sevgili Müstehak’çılar…
Çocukken “Ne olacaksın evladım büyüyünce?” diye sorduklarında “Öğretmen, doktor, mimar, oyuncu” diyen nesilden “Ne okuması ya, kısa yoldan bir vurgun yapıp yoluma bakacağım reis!” diyen nesle kadar hızla geldik.
Hırsızlığın, tacizin ve tecavüzün suç olmadığı bir memleket olup çıkıyoruz adeta 2017 yılından… 10 yaşında çocuğa taciz eden mahlukun elini kolunu rahatça sallayarak gezdiği, haber yapan gazetecilerin ise tek kişilik hücrelerde 8 metrekarede güneşe hasret yaşadığı bir memlekete döndük. Büyüyen, gelişen Türkiye safsatasıyla koca koca okulların kapatıldığı, okulların yıkılıp AVM yapıldığı, koca koca akademilerin bir gecede çıkartılan KHK’larla işlemez hâle getirildiği bir ülke olduk ve öylece de giriyoruz 2018 yılına.
Bırakın bir senede yaşadıklarımızı bazen bir günün içinde memleketin başına gelenler bile aklı başında herhangi birini delirtmeye yetecekken bizler bir türlü deliremiyoruz. Burnumuzu siyasete sokmadan işimizi, mesleğimizi yapalım, sanatımızı icra edelim diyoruz. Sahneler açıyoruz, borçların altına giriyoruz, vergi yüküne rağmen dik durmaya çalıyoruz, belediyelerle ve siyasetçilerin cahilliğiyle boğuşuyoruz.
Bir kez olsun bir tiyatro salonunun kapısından içeri girmeyen, kitap özeti okuyan; operadan, sergiden bihaber olan ama oyunlarımızı, festivallerimizi, konserlerimizi yasaklayan; hocalarımızı okullarından, meslektaşlarımızı kurumlarından ihraç eden; ekmeğini, kariyerini elinden alanlar ‘siyasetçi’lerken nasıl ben her ay bu yazının başına oturduğumda burnumu siyasete sokmadan sanattan bahsedebilirim?
Nasıl köşe dönüleceğini, nasıl rüşvet alınacağını içinde bulunduğumuz günlerde bizlere gösterenlerin iki dudağı arasında değil miydi yıllardır AKM? Onların iki dudağının arasından “Onarın artık” cümleciği çıkmadığı için hâlâ daha çürütülmüyor mu Muammer Karaca Tiyatrosu? Taksim Sahnesi’ni kapatıp köfteci dükkanı açılması için izin verenler de aynı siyasetçiler değil mi? Tarihe beton döken, heykelleri ucube ilân eden, sanatçıları hedef gösteren; gazeteci olmayı, akademisyen olmayı, öğrenci olmayı, eylemci olmayı, edebiyatçı olmayı suç hâline getiren ama hırsızlığın, arsızlığın ‘önüne yatan’ aynı siyasetçiler değil mi?
Eee şimdi ben nasıl siyasetten bahsetmeden sanatı yazacağım bu ay bu köşeden sizlere? Siyasetçileri anmadan sanatın başına gelen olayları nasıl anlatacağım? Siyasetten bahsetmeyeceğim de ‘Mahmut’ mu diyeceğim?
Bu kulaklar geçtiğimiz ay “Yeni AKM” projesi sunulurken “Dünya çapında bir opera sanatçısı, bir aktör, bir gitarist yetiştirebilmişler mi?” cümlesini duydu, ne yapacağım? Duymazlıktan mı geleceğim? Bu gözler “Burası meclis, tiyatro değil; ciddi iş yapıyoruz” diyen meclis başkanı gördü. “Tiyatro yapma ulan!” diyen milletvekili gördü. Ne yapacağım? Kafamı mı çevireceğim görmemek için? “Yok yok, öyle demek istememiştir” mi diyeceğim?
Hayır efendim! Elbette demeyeceğim. “Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” bir nesil olarak büyüdüm. Bu saatten sonra ümmet olup biat edemeyeceğim, kimse kusura bakmasın. Aydınlık adıyla karanlığın ortasına ittirildiğimiz zamanlardan geçerken ve hocalarımızdan “Tiyatro hayatın aynasıdır” diye öğrenmişken, elimden geldiğince ve kalemim döndükçe aynada gördüğüm sureti aksettirmektir işim.
Sanat üzerine ahkam kesenlerle sanatın önünü açması gerekenlerin sanatın önüne taşlar koyduğunu görürken nasıl susup kafamı çevirebilirim? Yaşadığım topraklarda okulunu okuyup, eğitimini aldığım işi yapmak isterken Ankara, Van, Antalya, Burdur, Denizli, Uşak, Alaşehir, Manisa ve Konya’da Barış Atay’a oyun oynayacak salonun verilmediği duyduğumda “Aman ben sesimi çıkartmayayım ne olur ne olmaz, şimdi falanca belediye salon vermez” mi diyeyim? Siyasetçiler burnunu oyuna verilecek salona kadar sokmuşken, sanatçı arkadaşlarımın oynayacağım oyunların adlarını bile sansürlemek  isterken kafamı kuma mı gömeyim?
Adlarını daha önce hiç duymadığım ‘tiyatro’lar oyunun adında “15 Temmuz” geçiyor diye devlet yardımı alırken ve muhalif sanatçılar yasaklarla, engellemelerle, sansürle boğuşurken; 135 yıllık Mimar Sinan Üniversitesi’nde bir öğrenci 10-11 yaşında çocukları bir sınıfa kapatıp kırbaçla dövünce bunun haberini yapmayalım mı mesela? 1. Grup Kültür Varlığı olarak tescil edilmiş olan Atatürk Kültür Merkezi’nin tescilini bir gecede kaldırdığınızı öğrenip “Aman siyasilerimiz en iyisini, en doğrusunu bilirler. Ne haddimize efenim karışmak işlerine” mi diyelim?
Neden?
Onlar “Ne haddimize efendim, biz ne anlarız Brecht’ten, buyurun işinize karışmayalım” ya da “Efendim Barok opera yapacağız, dünyayı gezmiş görmüş sanatçılarımıza sesleniyoruz, gelin konuşalım bu işin  eğrisi doğrusu” diyorlar mı?
Demiyorlar.
O hâlde kimse kusura bakmasın efendiler, sizler burnunuzu sanata sokmaktan vazgeçmedikçe bizlerin de burnu siyasetten kurtulmayacak!
Gelecek ay görüşme umuduyla. Karanlığa teslim olmayın, sanatla kalın…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu