Köşe Yazarları

Güney Zeki Göker / Hadi Biraz Matematik Konuşalım!

Günümüzde tiyatroların seyirci sayılarının artması gerekirken giderek azalması birçoğumuzun  olduğu gibi seyircilerinde gözünden kaçmıyor. Uzun zamandır seyirci sayısı düşük olan oyundan çıktıktan sonra kalan seyircilerimizle konuştuğumuz şey hep aynı; “ -Bu oyunun daha çok kişiye ulaşması lazım arkadaşlar!” “-Acaba siz mi duyuramıyorsunuz?” “ -Artık o kadar çok tiyatro var ki ve gerçekten bazı oyunlar çok kötü, acaba bu mu uzaklaştırdı seyirciyi?
Acaba biz mi duyuramıyoruz ?
Mecidiyeköy’ün merkezinde Emniyet Müdürlüğünün hemen yanında olan sahnemizin girişinde tabela asacak bir yerimiz yok. Açıldığımızdan bu yana ışıklı seyyar bir tabelamız var. İlk zamanlar her sabah kapıya koyuyor, kapatırken içeri alıyorduk. O da emniyet’in “-Oraya koyamazsın onu! YASAK hemşerim!” demediği zamanlarda. Bu sezon artık nihayet kapımızda sabit bir şekilde duruyor. “Yasak” ya da “-bu niye burada? Koyamazsın bunu buraya” diyenimiz yok! Tabeladan dilimiz bu kadar yanmışken haliyle kapıya afiş asacak bir yer telaşına bile girmedik. Bir önceki belediye başkanına; Eski bir bilardo salonunu, tiyatro salonuna dönüştüreceğimizi söylediğimizde; sokağın iki girişine tabela astıracağını hatta ana caddeye bakan tarafa aylık programımızı asabileceğimiz ışıklı bir tabela yaptıracağı ve bunun gibi birçok vaatle 3 sezon geçirdik! Şimdi ise 4.sezonumuz ve mahallemizden geçerken sahneye uğrayıp “-Aaaa buraya tiyatro ne zaman açıldı? Bir arka sokakta oturuyorum her gün geçiyorum ilk defa gördüm.” diyen seyircilerimizle aynı şaşkınlığı yaşıyoruz. “-Aga boş bilardo masası var mı?” diye gelenleri saymazsak.
Sokaklarda, caddelerde,metroda, otobüslerde gördüğümüz büyüklü küçüklü bilbordlarda bugüne kadar kaç kere tiyatro oyunu afişi gördünüz? Ya da hiç gördünüz mü? Göremezsiniz! Çünkü cadde üzeri bilbordların haftalık 2o.000tl‘den başlıyor fiyatları. Metroda bulunan ekranlarda da göremezsiniz çünkü haftalık 1.750tl‘den başlıyor. Sadece gazetede reklamım çıksın o da kibrit kutusu kadar olsun derseniz 350tl‘den başlıyor günlük. Üstelik sizin istediğiniz gün daha büyük bir reklam gelirse sizin reklamın çıkmama ihtimalide var. Yani yaptığınız işin tanıtımını yapmak istiyorsanız paranızın olması yetmez, çok paranızın olması gerekir. Broşür bastırdıysanız öyle kafanıza göre dağıtamazsınız, belediyeden izin alıp harç yatırmanız gerekir. Sokağa çıkıp önünüze gelene broşür verebilirsiniz ama bunun karşılığında 400tl cezayı göze almış olmanız gerekir. Eğer reklama ayıracak paranız yoksa twitter ve facebook üzerinden ücretsiz reklam yapma şansınız var ki günümüzde tiyatroların neredeyse tamamı artık buralarda yapıyor reklamını…
Tanıdığınız bir medya patronu yoksa ya da etrafınız sanat aşığı işadamlarıyla çevrili değilse ne yazık ki çıkarttığınız oyunu sadece sosyal paylaşım sitelerinden duyurabilirsiniz. Yılbaşında ve diğer özel günlerde sokaklara kırmızı halı seren yöneticilerimiz sanata ve sanatçıya olabildiğince uzak duruyor. Çünkü sanatın ve sanatçının muhalif olduğunu ve hep öyle kalacağını biliyorlar. Hele topluluk önünde topluca icra edilen sahne sanatları bir halkın uygarlık düzeyinin en önemli göstergelerinin başında gelir. Sanat ancak çağdaş toplumların gücüdür. Yalnızca kendi ideolojilerini dayatan iktidarlar sanatın topluma ayna tutan gücünden tarih boyunca rahatsızlık duymuşlardır. İşte bu yüzden ellerinde ki tüm imkanlardan muaf ediyorlar hepimizi. Bizlerden korkuyorlar, tiyatroyu sevmiyorlar. Bu sanat yıkımını durdurmak halkımızın boynunun borcu olmalıdır. İktidarın elinden gelse sanatın kökünü kazıyacak ama ondan da korkuyorlar. O yüzden yavaş yavaş saldırıyorlar; Tüsak’la, güreş müdürüyle, sansürle.Bu bir itibarsızlaştırma hareketidir… Halkın paralarından oluşan ödeneği özel tiyatrolardan kesmek ya da buna yeni yöntemler, kılıflar uydururak yandaş olana vermek; istediğimizi yaşatır, istemediğimizi yokederiz demektir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu