Köşe YazarlarıYurttan Haberler

Güney Zeki Göker – Elbet fısıldaşıp duracak o replikler “yık emrini ben verdim” diyebilenin kulaklarında!

Merhaba sevgili Müstehak’çılar…
Bu ay yine sizler için özel bir dosya hazırladık. Atatürk Kültür Merkezi’nin başına gelenleri ince eleyip sık dokuduk. Gün gün sıraladık olan bitenleri. Adına da “Ne çektin be AKM!” dedik.
Gerçekten ne çektin be AKM! Geleni ayrı vurdu gideni ayrı. 23 yıl boyunca inşa edilmeyi beklediğin yetmiyormuş gibi “eşi benzeri yoktur” diyerek adına “saray” kelimeciğini yapıştırdılar. Ve o eşi benzeri olmayan “saray”ımız bu topraklarda eşi benzeri saymakla bitmeyecek bir yangınla 45 dakika içinde kül olup gitti.  Üstelik açılışından 585 gün sonra… 23 yıl boyunca süren “sabır öykün” 45 dakikada kül olup gitti. Üzerinden 48 yıl geçti. Yangın “sabotaj” mı yoksa “ihmal” yüzünden mi çıktı hâlâ bilinmiyor!
İlk açıldığından bu güne 32 tane kültür bakanı geçip gitmiş üzerinden. Ve bir arpa boyu yol gidememiş/gitmemiş hiçbiri. Adını duymayan kültür bakanımız da oldu, yerini bilmeyen kültür bakanımız da.  Uğruna davalar açıldı, işinden olanlar oldu hatta sıkı yönetim zamanı işkence görenler bile olmuş. İşi gücü artık sen olanlar oldu. Dert edindiler derdini, yük edindiler sırtındaki yılların yükünü. Seni yıkmak isteyene “Yıktırmayacağız!” diyen sanatçılar, mimarlar; özcesi tüm yetkili ağızlar “terörist” bile ilan edildi en “yetkili ağız!” tarafından.
Her dönem yılmayanlar da oldu, pes edip havlu atanlar da… Temelinin atılması uğruna en çok uğraşan Muhsin Ertuğrul gibi korkmadan “Höst!” diyecek/diyebilecekler de oldu. Elleriyle kavun yedirip bakanların karşısında el pençe divan duranlar da. Sayısız eylem yapıldı uğruna. Sayısız dilekçe yazıldı. Sayısız dava açıldı. Projeler çizildi, projeler çöpe atıldı. Seni yeniden ışıl ışıl görmek için sponsor olanlar da oldu, sponsordan gelen parayı iç edip nereye harcandığına dair tek kelime kurmayanlar da.
Bir şehrin ortasında 10 yıl boyunca yargı kararına “rağmen” onarılmadın, çürümeye terk edildin! Şimdi de yıkılıyorsun. Belki bir sonraki ay yazıyı yazarken orada olmayacaksın bile! Bunca yıl uğruna söylenen tüm sözler, aşınan tüm yollar hoş ama boş bir sada olup kalacak mı şimdi arkandan? Kıyında köşende takılı kalan, Muhsin Ertuğrul’un çabalarıyla pervazlarına sinmiş o tüm repliklerle birlikte, artık sığınacağın eski kostümün bir yırtığı bile olmadan?…
O replikler şimdi son kez fısıldayıp duruyor camlarını kıran, vinci kullanan, önüne o koca yıkılmaz sanılan duvarı ören işçilerin kulaklarına: “Korkma” diyor Cadı Kazanı oyunundan Hale; “Korkma devam et! Hepsinin adını vereceksin bize. Bu çocuğun çektiklerini görüp de yüreğin yanmıyor mu? Baksana şuna. Bak, Allah’ın şu günahsız meleğine. Ruhu daha taptaze. Onu kurtarmalıyız. Şeytan gelmiş saldırıyor üstüne, saf bir kuzunun etine saldıran bir kurt gibi. Allah sevindirecek seni bize yardım ettiğin için.” diyor.
 
Elbet fısıldaşıp duracak o replikler gece rüyalarında “Yık emrini ben verdim” diyebilenin. Damdaki Kemancı’dan Tevye çıkıp dikiliverecek bir gece ansızın uykusuna. Fısıldayacak repliklerini o kulaklara “Ey zengin adam ve karısı, gerdan gerdan üstüne. Nefis yemekler seçerken gönlünce… Kibrinden kabarırken bir tavus kuşu gibi, ne mutlu görünüyorsun bağırırken hizmetçilerine…”
Elbet uçup yok olup gitmeyecek bu replikler AKM yıkılırken gökyüzüne.  Lear’ın replikleri yapışacak bu yıkıma adım adım yardım edenlerin yakasına ve fısıldayacak kulaklarına, “Titreyin ey suçları gizli kalan, adaletin şamarından kurtulan sefiller” diyecek. “Saklanın ey kanlı eller, yemininden dönenler. Parça parça olun korkudan. Ey gizli kapaklı düzenlerle, iki yüzlülükle insan canına kastedenler! Siz ruhlarda saklanan suçlar af dileyin, sizi hesap vermeye çağıran bu korku verici yargıçlardan af dileyin!”
Iago yapışacak sonra sesini çıkartmaya korkan sanatçıların yakasına; o da fısıldayacak repliklerini o para hırsıyla tıkanmış kulaklara “Soyuldunuz” diyecek, “Soyuldunuz… Bir şeyler giyin üstünüze. Yüreğinizden vurdular sizi, ruhunuzun yarısı uçup gitti. Tam şu anda evet tamda şu anda kocamış bir kara koç, sizin ak kuzunuza atlıyor. Kalkın! Çan Çalıp uyandırın horlayan kentlileri. Yoksa şeytan, dede yapıverecek hepinizi…” Musallat olacak, bırakmayacak Iago peşlerini.
AKM gün be gün gözlerimizin önünde parça parça edilip adım adım yıkılırken fısıldaşıp gökyüzüne yükselmeyecek o replikler sessiz ve sakince. Kulaklarınızda bir uğultu olarak kalacak. Duymayan o kulaklarınızı tıkayacak. Bırakmayacak yakanızı!

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı