Köşe Yazarları

Güney Zeki Göker – Barışın Dilini Konuşanlar

…Senin annele aranda
Neler olmuyordur ki;
Gülüşmeler, şakalaşmalar,
Kaygılanmalar, korkular,
Bazen küçük sırlar.
Benim annemle aramda,
Olmayan bir mezar…

Mehmet Ufuk Peker

Merhaba,
Bu ayın Müstehak’ını 8 Mart ve 27 Mart dolayısıyla öncelikle emekçi kadınlara ve tabi ki tiyatroya ayırdık. Bu ayki yazım tiyatro üzerine olmayacak, baştan söylemeliyim. Çünkü tiyatro üzerine yazacak o kadar çok şey varken ülkemde olup bitenlere ses çıkarmadan, onları es geçersem uyuyamıyorum, üretemiyorum. Evet buna izin vermiyorlar artık! Sadece işimizi yapmamıza, nefes almamıza, sokağa çıkmamıza, mutlu olmamıza izin vermiyorlar. Olanların hangi birine susabiliriz ki? Öldürülüp kaybolanlara mı? Tecavüz edilip öldürülen kadınlara mı? Katillerin yargılanmamasına mı? Hırsızlıklara, arsızlıklara, yalanlara ve en önemlisi katillere susarsam nasıl “sanatçı” olabilirim ki? Ölüm tam orta yerimizde dururken nasıl sadece işimi yapabilirim ki?
1976 Arjantin’inde askeri darbe sonrası kaybolan binlerce insanın bulunması için darbeden bir yıl sonra kayıp yakınlarının annelerince başlatılan hareketlerden esinlenerek, 27 Mayıs 1995‘te ülkemizde bir araya gelen sistemin kendisine değil, sistem içindeki ciddi bir haksızlığa (yaşama hakkının ihlal edilmesine) sessiz çığlık atan kadınlardan bahsedeceğim sizlere.
Boğazlarındaki yumruğun elverdiğince konuşan, 519 haftadır dizleri üzerinde oğlunun solmuş bir fotoğrafına sarılarak oturan annelerden… Kaybedilen insanlığın nereye gömülü olduğunu arayan, “savaşa karşı kendimizi siper edelim” diyen annelerden… Çocukları kaybolmuş değil, kaybedilmişlerden; barışın dilini konuşan annelerden… Evladının mezarını bulmak isteyen annelerden..Anne_-228x300.

Cumartesi Anneleri

Bu ülkede yüzlerce, binlerce insan gözaltına alındı. Kimileri bir gece vakti yatağından, kimileri güpegündüz sokak ortasında. Kimileri ifade için gittiği karakoldan bir daha evine geri dönemedi. Çoğunun failleri belli. İnsanların gözü önünde kaçırılan ve bir daha geri dönemeyen ve kaybedilenlerin yakınları her cumartesi 12.00’de Galatasaray lisesi önünde oturuyorlar ve evlatlarının akıbetini öğrenmek istiyorlar. Oğullarının, kızlarının, eşlerinin mezarlarını arıyorlar. Ben uzun süredir her cumartesi günü orada olmaya çalışıyorum, siz hiç gittiniz mi bilmiyorum ama eminim görmüşsünüzdür onları ya da mutlaka duymuşsunuzdur adlarını. Herhangi bir parti etiketi veya hegemonyasında olmayan, o an oradan geçen herkese açık bir eylem. Her hafta bir kayıp hikayesinin paylaşıldığı, kayıpların fotoğraflarının taşındığı yarım saat süren bir eylem. Eğer olur da gelirseniz ve tabi ki isterseniz siz de bir kayıp fotoğrafını taşıyıp onların sessiz çığlığına ortak olabilirsiniz.

Ben her gittiğimde farklı bir isimle tanışıyorum. Sonra tiyatroya döndüğümde o ismi araştırmaya çalışıyorum. Çoğu zaman haklarında 1-2 satır dışında bir şeyler bulamıyorum. Ne garip, sanki hiç yaşamamışlar gibi. Sanki o analar onları hiç doğurmamış, eşleri onlarla hiç evlenmemiş gibi…

Siz hiç Cumartesi Annesi oldunuz mu?

Her gittiğimde aynı soruları soruyorum kendime; “Bir insan başka bir insana niye işkence yapar, niye öldürür, ölüsünü niye saklar, niye korur devlet bu katilleri? Niye yaratır devlet bu katilleri?
Hangi kitap öldürmeyi emreder? Benim okuduklarımın hiç biri öldürmeyi emretmiyor! Sanki ‘devlet baba’nın kitabında ilk ayet öldürmeyi emrediyor gibi! “Sıkışırsan çek sık 3 tane!” diyor gibi.
Ceset yoksa cinayette yoktur” diyor ‘devlet baba’.
Faillerini biliyoruz!” diyor anneler ,işte diyor isimleri.
‘Devlet baba’ kendi çocuklarına kıyamıyor.
Bir gece ansızın analarının koynundan, eşlerinin yatağından apar topar alınan suçsuz evlatlara kıyıyor ama kendi çocuklarına kıyamıyor.
Koruyor, kolluyor.
Hatta yeri geliyor “Kahramanlık destanı yazdılar” diyor. “Onlar olmasaydı huzur ve refahımızı kim sağlardı?” diyor. Sanki ülkenin huzur ve refahı çok yerindeymiş gibi!

Bir Gün Mutlaka Anne!

FAT_2677Onlar içlerindeki inanç ve inatla 20 yıldır aynı yerde aynı saatte direniyorlar. Çalmadıkları kapı, başvurmadıkları kurum kalmamış; kimisinden kovulmuşlar, kimisinden gözaltına alınmışlar. Hepsinden elleri boş dönüp yine oturmuşlar cumartesi günü yerlerine. Ve sormaktan hiç vazgeçmemişler / vazgeçmeyecekler: “Evlatlarımız nerede?” Siz bakmayın cennet annelerin ayakları altındadır diyerek annelere dünyayı cehenneme çevirenlere, onlar kendi analarından bahsediyorlar.
Cumartesi gününüzün yarım saatini annelere ayırın ve saat 12.00’de Galatasaray Lisesi önünde olun. Bu dünyada -eğer varsa- cennete gitmeyi en çok hak edecek annelerin yanında olun. Ve onlara bu dünyayı cehenneme çevirenlere ne kadar güçlü olduklarını gösterin. Siz hiç Cumartesi Annesi oldunuz mu bilmiyorum ama artık onları tanıyorsunuz, en azından onu biliyorum.
Belki gidersiniz yanlarına, belki sessizliklerine ortak olursunuz umuduyla cumartesi günleri görüşmek üzere…
NOT: Yazının başlarında bahsettiğim Arjantinli anneler eylemlerinin neticesini almışlar ve darbenin 9 generalini de yargılatıp suçlarını kabul ettirmişlerdir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu