Köşe Yazarları

Gül Göker / Acın, Hüzne Dönüştü

gülO yıllara dönülemeyeceğini, gençliğimizin o güzel ülkesine bir daha dönemeyeceğimizi bilmek kaldı… 
Ve koca bir boşluk; hiç dolmayan, hiç eksilmeyen…
Evimiz, odalar, kurduğum sofralar, deniz kıyıları, Anadolu’nun kentleri, yolları, otelleri, tiyatro salonları, kulisleri bomboş.
Yüreğim de…
Bir de, aynı yolda, aynı yönde yürüyememekten duyduğum eziklik…
Bir de özlem…
Oturup konuşmaya, omuzuna yaslanmaya, tartışmaya, kavgalara, ağız dolusu gülmeye…ssada
Senden sonra ölümlere topyekün alıştık.
Çok öldüler, çok öldürüldüler, hep ölüm haberleri…
Savaşın, göçlerin, acıların, toplu katliamların ülkesi olduk…
Üstümüz başımız diktatörlük.
Tanık olduğumuz acılardan mı konuşamıyoruz, yoksa içimiz mi kurudu?
Herkes kendi acıları ve yenilgileriyle suskun ve öfkeli…
Tiyatro mu?
O kadar çok tiyatro kuruldu ki…
Televizyon şöhretlerinin bir araya getirilerek pazarlandığı “Hangisi karısı, kimin kocası, kimin aşığı, kimin eli kimin cebinde” gibi suya sabuna dokunmaz oyunların arasında yol almaya çalışıyoruz. “Üç Kuruşluk Diktatör” ile.
Evet, o senin çok sevdiğin, benimse az sevdiğim oyun. Seyirci kuşkulu, bilet alırken düşünüyor; “Bu, bizim bildiğimiz eski ABT mi?” diyorlar. Sen yoksun ya…

Amannn, memleket gibiyiz işte…
Yaşamdan, dünyadan, ülkeden, insandan umudumu kesemedim.
Hala iyimserim.
Evet, senin deyiminle “Polyanna” gibi…
Herkes kendi acıları ve yenilgileriyle hesaplaşıyor…
Hayat, her acıya rağmen sürüyor.
Gençlik çağımızın umut dolu, başkaldırı günlerinde yaşanmış güzellikleri düşünmek iyi geliyor…
Bir de okumak; oyun metinleri, öyküler, romanlar, en çok da şiir… CUiDBDtUwAAzCRd
Şiir, ilaç gibi…
Bak; ne diyor Cemal Süreya:
“Şimdi açsam pencereyi de Beklesem…
Sen gelsen… Olmaz ya, hani geliversen…
Hiçbir şey sormasan…
Hiçbir şey söylemesen…
Sussam…
Sussan…
Sussak…”
Ah keşke…
Ben seninle susmaya da razıyım…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu