Köşe Yazarları

GOBO – Bir Kedinin Oyunculuk Sergüzeşti…

Odam tiyatrodan…ona sorsan dibi delik, tavan çatlak bir mahzen, dört duvar kara bir kutu; bana kalsa ömrümün nadide siyah kuğusu; yahut en güzel okyanusun en renkli koyu. Olmaz olur mu? Her akşam başka bir oyunun değişik mekanlarına ait dekorlar kurulurken ben de, o mekandan, şu zamana, en cesur kahramanın savaşlarından, türlü soytarılıklara kadar seyr-eyliyorum tiyatronun hallerini,
geçmişini ve de geleceğini…
Gördüğüm tek şey ‘’insan’’. Bütün oyunları insanlar yazıyor, yönetiyor ve insanlar oynuyor, başka başka da olsa benim için hepsi de (akıllısı-aptalı, kurnazı-şaşkını, dahisi-enayisi) altı-üstü kanlıcanlı, içi-dışı etli-kemikli insan denen bir varlık. Şüphem yok ki, hangi insana sorsanız kendisi yada bir başkası için nice sıfatlar sıralar. Yalnız gecesine-gündüzüne gözlerimle tanık olduğum,miniksivri
kulaklarımla duyduğum ve internet denen mucize aracılığıyla sizinle de paylaştığım çevremdeki tiyatrocu insanlar çok şakacı ve komik,aynı zamanda zeki ve hamarat, üstelik gerçekten çok çalışkan ve üretkenler. Müstehak denen gazete de, bu sıfatların bir ürünü olarak insanlıkla buluştu ama canlıcansız her varlığa müstehaktır. Doğal olarak bir şey varsa eğer müstehaklık da vardır zaten; önemli olan bu müstehaklığı diğer varlıkların da görmesi ve kabul etmesidir.
Aman..! Sakın..! Ben bir ‘hayvan’ olduğum için ‘insanlık’ kompleksim olduğunu sanmayınız.İnsanın derdi yine ‘insan’, gece de-gündüz de-akşam da-öğlen de sadece ‘insan’, varsa-yoksa ‘insan’,herşey ‘insan’ için diyerek tatlı canınızı sıkmayacağım ve tertemiz ruhlarınızı bunaltmak istemiyorum ama biliyoruz ki, ‘hayvanlara zulmeden’ insanlar olduğu gibi; ‘ağaçların kesilmemesi için’ göğsünü, zulme karşı siper eden insanlar da yaşıyor bu dünya toprağı üstündeki asfalttan arta kalan katlı katlı apartman odalarında, gecekondular ve lojmanlarda; şehirlerde- köylerde, dağlarda- tepelerde, denizlerde- göllerde; oteller, rezidans, malikane, konak ve köşklerde; çöplüklerde ve çilehanelerde, çayhaneler, kıraathaneler, ibadethanelerde; suitler, madenler ve saraylarda da yaşıyor, toplam olarak
7 milyara yaklaşık nefes alan ‘insan’ denen varlık. Hatta mezarları bulunan tabutlarının içindeki cansız bedenden müstehaklığını geri alan ‘ruh’ varlığının da yaşamına devam ettiğine inanılıyor bazı inançlarda. Öyleyse hiçbir inancı dışlamamak adına, cansız insan bedenleri de sayılacak olursa 11 milyara yakınmış bugüne kadar ki insan nüfusu.
Ben bir ‘hayvan’ varlığı olarak, ‘insan’ varlıklarını çok seviyor ve çok çok önemsiyorum. Bu varlık, öylesine üremiş ve gittiği her yerde çevreyi kendi amaçlarına uygun biçimde değiştirmiş, dönüştürmüş ve öylesine değişmiş, dönüşmüş ki; dünya tarihinde 21. yüzyıla geldiğimizde yeryüzünde yaşayan en güçlü ama çok zayıf olanlar da var; en zeki ama aptalı da mevcut; yeterinden fazla üretici
fakat bozanları da gördüm; en nitelikli yöneticiler insan lakin yönetilenler nicelik olarak daha fazla; aslında iyisiyle-kötüsüyle, doğrusu ve yanlışları da dahil olmak üzere; sadece maddi değil manevi olarak da tüm varlıkların en en en en en en varlıklısı oluvermiş.
İşte ben de sadece bir kedicik Gobocuğum; gördüğüm, anladığım ve araştırdığım kadarıyla denemeler yapıyorum karşınızda. Umuyorum, ‘’Aman da benim al tüylü, 4 yumuş patili-2 duman gözlü, seni şaşkın-sarhoş-şirin kedi…sana ne ki ‘insan’ hallerinden; başka işin mi yok senin bizden gayri; sen mamanı yesene, mırrlayıp gerinsene; biz çözemedik de sana mı kaldı ‘insanlık’ derdi, şekli-şemali?’’ Gibi gibi ve benzeri soruları düşünerek benim bu halime üzülmeyiniz ve ateş gözlü, dili döndüğünce hoş sözlü, üstelik okuduğunu anlamlandırabilen ve kompiter sayesinde de düşüncelerini anlatabilen, esnek ve gevşek olduğu kadar hafızası gelişen ve oyuncu olmak isteyen bir kediyi asla
küçümsemeyiniz lütfen..! Rica ediyorum…belki size göre sadece bir hayvanım insanlık aleminde… Ama ben de bir canlıyım yaşayan, ‘evren’ ismini verdiğiniz bu en büyük kara madde üzerinde. Birkaç insani ve pekçok hayvansal özelliklerimle oyuncu olmam çok zor belki sizce imkansız gibi görünüyor ama ‘’Her canlı organizma gelişme yeteneğine sahiptir; onların da büyüme, gelişme, olgunlaşma ve
üretmelerine engel olunmamak gerekir.’’ Robin Attfield gibi çevreci filozoflardan edindiğim dünya görüşü ve sonsuz azimle gece-gündüz çalışıyorum yılmadan, bütün tüylerim dökülse de çalışmaya devam edeceğim yıkılmadan.
O kadar çok şey anlatmak istiyorum ki (aslında en çok istediğim şey sadece oynamak) bu köşeye yetiremiyorum maalesef. Acaba bu oyunculuk maceramı Stanislavski gibi kitaplaştırsam, güngün, kalemkalem tiyatro için yaptıklarımı yazsam, adına da ‘’Bir Kedinin Oyunculuk Sergüzeşti’’ desem…hangi yayınevi alır ki beni? Yahut çağdaş yazarlarımızdan şu ana kadar çıkmadı ama artık
bir de kedicik ‘yani bendeniz Gobocuk’ için bir minik rol istesem..? 2 saniyecik de olsa sahneye antre yapsam? Selama çıkmasam da olur..! Neyse canım olacağım varsa olur, bu kadar hayalin sonunda biraz umudum kırılıyor, dertler deryasına dalıyorum, sonra da şarap kadehinde yüzüyorum ama bir türlü sarhoş da olamıyorum ki… anca çenem düşüyor, kafanızı şişiriyorum. Hayvanlık yaptıysam özür
dilerim ama asla kötü niyetli bir canlı değilim, n’olur beni sevin.
Not: Bana gönderdiğiniz maillerde, kırmızı rengimin bazı hayvansever dostları gerçekten çok korkuttuğunu gördüm. Beni doğal rengime döndürmek istediklerini yazanlar da var, kaçırıp kurtarmak isteyenler de. Merak edebilirsiniz ama bu kadar korku da yersiz. Ben rengimden, yerimden, özetle kendimden ve koşullarımdan çok mutlu bir Gobo kediciğiyim. Kedi sözü veriyorum ki: sonraki yazımın hemen ilk paragrafından başlayacağım anlatmaya merak ve korkularınızı gidermek için. En iyisi mi şimdilik siz beni bırakın, kendinize iyi bakın, hoşçakalıııın…miuuuu…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu