Gidenlerden Kalanlar

Gidenlerden Kalanlar "Zeki Göker" No:2

Gidenlerden Kalanlar “Zeki Göker” No:2
“Leylek Sultan” provaları başladı…
Oyunda dans sahneleri de vardı.
Bizi çalıştırmak için, Devlet Tiyatrosu sanatçılarından Macit Flordun getirilmişti.
Dans provalarında, yerin dibine geçercesine utanıyordum…
“Leylek Sultan” provaları devam ederken, Büyük Tiyatro’da sahneye konacak “Köşebaşı” adlı oyuna iki genç oyuncu adayı alınacaktı. Bütün çocuk tiyatrosu kadrosu, “sanatkarlar” odasında toplandı. Bu iki oyuncu, aramızdan seçilecekti. Ahmet Evintan, elindeki tekste baktı: “Öğrenci çocuk…” diye mırıldandı. Herkes parmağını kaldırdı. Ahmet Bey, herkese ayrı ayrı baktı ve Tuncay’a “Sen geç bakalım şu tarafa” dedi. Tekrar tekste baktı: “Hırsız çocuk…” Hepimiz parmaklarımızı havaya kaldırdık. Ahmet Evintan, hepimizi tek tek inceledi. Sonra dönüp bana baktı, göz göze geldik. Utandım ve parmağımı indirdim. O anda, ondan bir şey dileniyormuşum hissine kaptırmıştım kendimi. Ahmet Bey gülümsedi ve bana: “Siz de geçin bu tarafa” dedi. Sevincimden sarılıp, öpebilirdim onu, o anda… Ahmet Bey diğerlerine teşekkür etti, sonra asistanı Ertekin Atakan’a: “Sen çocuklara rollerini yazdır” dedi. Ertekin, bizi sahneye götürdü. Benim diyaloğum yoktu. Birinci perdede, bakkal dükkânından şeker çalıp kaçacak, üçüncü perdede de polis, beni kovalayacaktı.
“Köşebaşı” provalarına başladıktan bir hafta sonra, Ahmet Bey beni çağırdı; Ankara’dan bir aktörün geldiğini ve benim rolümü mecburen bana vereceklerini söyledi. Üstelik o aktör, oyunda başka bir rol daha oynuyordu. Yıkılmıştım…
Arkadaşlarıma durumu anlattım. Fakat onlar, tiyatronun mali durumunun bozuk olduğunu ve iki rolü oynayabilecek birisi varken, başka birine para vermemek için bunu yaptıklarını söylediler. Bu duruma göre, bana para vermemek için, rolümü almış oluyorlardı.
Tiyatro müdürü Vedii Cezayirli’nin odasına gidip, durumumu anlattım: “Eğer para mevzuu bahisse, ben para almadan da çalışabilirim” dedim. Fakat o, “Tiyatronun mali durumunda hiçbir bozukluk yok, senin rolün de Ankara Devlet Tiyatrosu’ndan gelen birine verildi. Olur böyle şeyler” dedi.
Ağlaya ağlaya eve geldim. Ne olduğunu soran anneme durumu anlattım. O da, “Sen hiç üzülme, ben bu meseleyi hallederim” dedi ve Ahmet Bey’i görmeye gitti. Annem, vaziyetimi anlatınca, Ahmet Evintan “Hemen gelsin. Zaten bize de böyle hevesli gençler lazım” demiş. Ertesi gün provaya gittim. Ahmet Bey, beni gülerek karşıladı. Benimle samimi bir şekilde konuşmaya başladı. Biz konuşurken, benim rolümü verdikleri Erdinç geldi. İki role çıkmanın, kendisi için çok yorucu olacağını söyledi. Ahmet Bey, bana döndü: “Hadi bakalım” dedi, “Sen yine kendi rolünü oyna”
3 Kasım 1959 Salı günü, “Köşebaşı”nın prömiyeri idi. İçimde çok tatlı bir heyecan ve neşeyle, sahneye girdim. İlk defa seyirci önüne çıkıyordum. Çok rahattım… Oyun bitti; perde kapanır kapanmaz herkes birbirleriyle kucaklaşıp, öpüşüyor “Geçmiş olsun” diyordu. Biz de Tuncay ile kucaklaştık.
Mutluydum…
Artık ben de bir aktördüm.
Evet, henüz on üç yaşındaydım ama nasılsa büyüyecektim!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu