Köşe Yazarları

Ece Saruhan / Su Durmaz, Çiçekler Solmaz!

FAZIL Say‘ın ‘değersiz’ kelimesiyle yan yana getirildiği günün akşamı, içim acıyarak söylenip dururken anaokulu öğretmeni olan kız kardeşim yanıma geldi. “Ece bir öğrencim Fazıl Say’a hayran. ‘İlk Şarkılar’ adlı albümünü yanından ayırmıyor. Piyanoyla albümdeki şarkıların notalarını çıkarmaya çalışıyor. Fazıl Say’dan söz ederken gözleri parlıyor” dedi. 6 yaşındaki bu çocuk beni aldı yıllar öncesine götürdü. İçimdeki tiyatro sevgisini aşka dönüştüren adama…
Şimdilerde çürümeye terk edilen AKM’deyim. Sahnede ışığıyla ruhumu kamaştıran bir adam var. Oyunun finalindeki “İstemem, eksik olsun” tiradıyla, tiyatroyu “Olmasaydı eksik olurdum” dediğim ömürlük dostlarımın arasına katan bir adam… O gün o dünya güzeli adam sayesinde hafızama kazıdığım o tirat, ben yaş aldıkça vicdanıma da kazınıyor. Sonra bir gün, bir oyunun galasında tanışıyoruz. Bedenim titriyor, heyecanla karışık mutluluktan bir gözüm ağlıyor, diğeri gülüyor. İçimdeki çocuk bayram ilan etmiş o anı, çılgınlar gibi dans ediyor. Kültürün, sanatın her seferinde damakta kalan tadına bakmak yerine uzaktan çamur atmayı tercih edenler asla anlayamaz yazıya dökmekte zorlandığım hislerimi. Onlar “Küçük Prens benim arkadaşım”, “Shakespeare’den ala yaşam koçu mu var?” dememi, Cemal Süreya ile rakı içmek istememi, ne zaman umutsuzluğa kapılsam Nazım Hikmet’le dertleşmemi, çoğu zaman bana en yakınlarımdan daha yakın olan replikleri, notaları, sesleri, dizeleri, renkleri, sözleri anlayamazlar. “Sanat benim kalbimi yüreğe dönüştürdü” desem bana deli muamelesi yaparlar. Ama içinde hiç büyümeyen bir çocuk farkındalığı ve duyarlılığı taşıyan herkes tıpkı kardeşimin 6 yaşındaki öğrencisi gibi beni anlar.
ŞAKŞAKLANANLAR GİDER, ALKIŞLANANLAR KALIR!
Neymiş efendim, Fazıl Say değersizmiş… Geçtiğimiz yıl ödenekleri kesilen tiyatrolar da ahlaksızdı. Birileri için değer yargıları değişeli çok uzun zaman oldu bu ülkede. Çalıyorsan, çırpıyorsan, parmak sallıyorsan,hakaret ediyorsan, ahkam kesiyorsan, zorbalık ediyorsan, yalan söylüyorsan, riyakarsan, yıkıp döküyorsan senden değerlisi yok! Bütün bu olup biten karşısında susuyorsan senden büyük sanatçı da yok! Etraf ne yaptığını, bu hayata ne kattığını sorsan kendi bile cevap veremeyecek olan ama sanatçı ilan edilen ya da kendini öyle nitelendiren ünlü kaynıyor. Geçtiğimiz günlerde verdiği bir röportajda, “Sanatçı ait olduğu toprağın çiçeğidir” demiş Fazıl Say. Ülkemizde çiçek koklamak yerine çiçekleri ezmenin, koparmanın, soldurmanın derdine düşülmüş durumda. Kibir almış başını gitmiş ya hani; güzel olan her şey gibi sanatı da hafife alıyorlar. Oysa sanat öyle bir sudur ki; onu durdurmazsınız, o su sürekli akar. Bu topraklardaki çiçekleri de solduramazsanız, suyun kaynağından fışkırıyor çünkü onlar. İnsanların o çiçekleri koklamasına da engel olamazsınız, mesela 6 yaşındaki bir çocuğun gözlerinden Fazıl Say’ın yarattığı ışığı ne kadar uğraşırsanız uğrasın söküp alamazsınız. Kabul etmesi kimilerine çok zor hatta imkansız gelse de hakikat şu ki; bu dünyada herkes ve her şey fani, sanat baki! Ben söylemiyorum, koskoca insanlık tarihi kanıtlıyor; bu hayatta herkesin şakşaklanma ihtimali hele bizim ülkemizde garantisi var. Ama gelip geçici durumlar bunlar. Sanat eserleri ise ölümsüzdür, onlar ve yaratıcıları her çağda yaşar ve alkışlanırlar.
PARMAKLARI CENNET BAHÇESİ…
Tanrı’nın varlığına inanan biriyim. Fazıl Say’ın canlı performanslarını defalarca dinledim, izledim. Piyanosunun başında kendinden geçer Fazıl Say. Sihirli parmaklarıyla sizi de kendinizden geçirir. Kendinizden geçerek kendinizi bulmanın hazzını yaşatır size. Tanrı’nın
cennet bahçelerinden birini bu dünyaya cenneti taşıyabilsin diye onun parmaklarına ektiğini düşünüyorum. Parmakları tuşlara değdiğinde
onunla birlikte benim de Tanrı’yla kucaklaştığımı hissediyorum. Sanatın yarattığı bir mucizenin parçası olmanın doyasıya tadını
çıkarıyorum onu dinlerken. Dünya çapındaki başarılarından, aldığı ödüllerden, aydın kişiliğinden bahsetmeme gerek bile yok. Benim için
hepsinden önemlisi parmaklarının ruhumu sarıp sarmalaması, yüreğimi ısıtması, dünyamı aydınlatması, bana özümü hatırlatması…
Bu yüzden ne eğer kabul eder benim ona verdiğim değer, ne de meğer…
O benim için bu ülkenin parmakla sayılacak kadar az olan gerçek sanatçılarından bir tanesi… Üstelik hiçbir gücün parmağında
oynatamayacağı biri… Daha ne olsun ki… Nokta.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu