Haberler

Akbank Sanat’ın iptal ettiği barış sergisinin küratörü: Karar, korkunun göstergesidir

 “Uzaktan yürütülen savaşlar ve korku halleri “Barış Sonrası”nın göstergeleri olarak karşımıza çıkıyor”

Kültürservisi’nden Aslı Uluşahin‘e konuşan Katia Krupennikova’nın açıklamaları şöyle:
İlk olarak serginin içeriği hakkında ayrıntı bilgi rica edebilir miyim? Nasıl bir küratöryel seçim yaptınız? Sergi, barış kavramını nasıl ele alıyor?
“Barış Sonrası” (Post Peace) barış kavramı adı altında savaşın nasıl gizlendiğini anlatıyor. Ne gariptir ki savaş sonrası dönemden “barış sonrası” döneme bir geçiş yaptığımızı söylemek mümkün. Kesin olan bir şey varsa o da muğlak ve kafamızı allak bullak eden bir zamandan geçtiğimizdir. Çatışmaların örtbas edildiği ve haberlerin yanlı bir bakış açısıyla değiştirilerek aktarıldığı günümüz dünyasıyla ciddi bir şekilde ilgilenilmesinin önemli olduğunu düşünüyorum. İlan edilmemiş savaşlar, gerçeğin birçok farklı biçimde bize sunulması, komplo teorileri, uzaktan yürütülen savaşlar ve korku halleri “Barış Sonrası”nın göstergeleri olarak karşımıza çıkıyor.
Sergide imzası olan sanatçılar bu sorunu farklı yollarla açımlamaları amacıyla davet edildiler. Dikkat ettiğim en önemli şeylerden biri ise sergide şiddete dair hiçbir unsurun bulunmaması ve aksine medyanın kanıksamamızı istediği savaş bölgelerinin ve acı çeken savaş mağdurlarının fotoğraflarından uzak durmaktı. Serginin insanlarda neredeyse her gün hissettiğimiz korkuyu ve tehlikeyi hiçbir kan veya ölüm imgesi olmadan canlandırmasını amaçladım.
“Barış Sonrası” belirli bir yer ve zaman odaklı bir sergi değil. Türkiye için tasarlanmadı. Ben ve diğer birçok sanatçı Amsterdam çıkışlı olduğumuz için sergiyi orada açmayı planlıyorduk. Katılımcılar serginin konusuna yönelik ilgi ve çalışmaları baz alınarak seçildi. “Barış Sonrası” gibi birden fazla sanatçının imzası olan sergilerde genellikle çok çeşitli arka planları olan ve farklı çalışmaları olan sanatçılarla çalışmayı tercih ediyorum. Bu sergide imzası olan her sanatçının kendine özgü bir bakış açısı ve sergiye azımsanamayacak derecede çok katkısı var. Birçok eserin sergiye özel olarak tasarlandığını da söylemekte yarar var. Birkaç örnek verecek olursak: Anna Dasovic, görgü tanığı politikası ve sorumluluğunu Holokost ve günümüzün politik söylemindeki kullanımı açısından inceleyen çalışmalarda bulundu. Adsız Vatansız Göçmenler topluluğu (Anonymous Stateless Immigrants) göçmenlere karşı olan önyargıyı değiştirmeyi amaçladı ve göçmen statüsündeki insanlarla çeşitli performanslar sergiledikleri ve etkinlikler düzenledikleri bir sahne yarattı. Ella de Burca İrlandalı olduğu için “başkaldırı” kavramını kendi ülkesinin tarihinden ilham alarak eserine yansıttı. Adrian Melis “Dünyayı Şekillendiren Anlar” (Moments that Shaped the World) adlı eserinde, Küba’dan Çin’e uzanan geniş bir yelpazede gerçekleşen olayları ve fotoğrafları yan yana dizerek, yakın tarihin çelişkilerine bir ışık tuttu.
Yarışmaya başvurduğumda her çalışmayı ayrı ayrı anlatan bir sergi teklifim vardı. Böyle yarışmalarda genellikle şansınız 100’de 1’dir fakat yarışmayı kazanmam benim için çok güzel bir sürpriz oldu. Jüride Paul O’Neill, Bassam El Baroni, Hand D. Christ ve Iris Dressler gibi birçok başarılı isim yer alıyordu. Serginin Türkiye’ye taşınmasının sebebi yarışmayı kazanmasıydı.
Serginin iptal edildiği size ne zaman bildirildi? Bu gerekçeyi haklı buluyor musunuz? 
Serginin açılışı 1 Mart’ta gerçekleşecekti ve serginin iptal edildiği bana 25 Şubat günü bildirildi. Kararın son dakikada alındığını söyleyebiliriz çünkü mekân hazırlanıyordu ve sanatçılar İstanbul’a gelmek için yola çıkmışlardı.
Akbank Sanat’ın bu türden siyasi bir serginin bir parçası olmak istememesini anlıyorum. Akbank Sanat’ın yapısını göz önüne aldığımızda, “çevre” ile ilgili bir etkinliğe imza atmaları onlar için daha güvenilir olurdu. Sonuçta tartışmaya açık olmaksızın iptal etme yönünde bir karar aldılar ve nedenlerini açık bir şekilde belirtmediler. Bu şekilde bir davranışın profesyonel etiğe uymadığını düşünüyorum.
Barışla ilgili bir serginin, çatışmaların sürdüğü Türkiye’de yas nedeniyle iptal edilmesi size neler düşündürüyor?
Ben ve sergide yer alan diğer sanatçılar için Akbank Sanat’ın öne sürdüğü neden oldukça belirsiz görünüyor. Açıklamanın daha net bir şekilde yapılmış olmasını tercih ederdik. “Barış Sonrası” ölçülü ve bir o kadar da reflektif bir sergi. Dahası Akbank Sanat, içerisinde bir film festivalinin de bulunduğu diğer etkinliklerin hiçbirini iptal etmedi. Bunu bir sansür olarak addetmek istemeseler de aslında herkes, hatta jüri de buna dahil, serginin iptal edilmesinin altında neyin yattığını biliyor.
Sergi Türkiye’de açılmış olsaydı, sizce ülkedeki atmosfere nasıl bir zarar verirdi? Sanata daha çok böyle zamanlarda ihtiyacımız yok mu?
Aslına bakarsanız serginin asıl amacı Türkiye’nin sosyal ve siyasi gündemini yansıtmak değil; dünyanın ve dünya çapındaki birçok farklı bölgenin sesi olmak. Serginin Türkiye’nin siyasi durumuna zarar verebileceğine inanmıyorum. Bana göre bu serginin iptal edilmesi Türkiye’nin durumunun ne kadar kötü olduğunun ve günümüzde Türk toplumunda korkunun ne oranda yerleştiğinin bir göstergesidir. Açıkça belirtilmeyen bu sansür aslında serginin çerçevesini oluşturan en önemli unsurlardan biri. Görsel kültür aynı zamanda güçlü bir dildir ve dünyadaki sorunları sorgularken bu dili kullanmamız büyük bir önem taşır.
Sergide Türkiye’den sanatçıların/yazarların da olduğunu biliyoruz. Onların nasıl bir katkısı vardı? Türkiye’yle ilgili nasıl çalışmalar yer aldı?
Sergide tek bir Türk sanatçı vardı: Belit Sağ. İkimiz de Amsterdam’dan geliyorduk ve Belit Sağ en başından beri sergi sürecinin içinde yer alıyordu. Serginin İstanbul’da düzenleneceği belli olduğunda, bir Türk sanatçının olması beni oldukça sevindirmişti. İlk teklifi Ayhan Çarkın ile ilgiliydi. Başta kabul edilmiş olmasına rağmen, Akbank Sanat Çarkın’ın çok hassas bir durum teşkil edeceğini ve eseri sergilemeyeceklerini belirtti. Bu durumun ardından Belit Sağ doğrudan Akbank Sanat’a bir tepki olarak temsil ve sansür politikalarını konu alan bir eser ortaya çıkardı.
Ben de sergiye ek olarak Türk yazarları, sanatçıları ve akademisyenleri bir araya getiren “Endişelenmeyi Nasıl Öğrendim: Barış Sonrası Belirtileri” (How I Learned to Start Worrying: Symptoms of Post-Peace) adlı bir kamu programı tasarladım. Bunların gerçekleşememesi gerçekten utanç verici. Köken Ergün, Güney Koreli sanatçı Jaha Koo ile kültür ve dil politikaları üzerine bir söyleşi gerçekleştirdi. Yaşar Adnan Adanalı, Türkiye’nin kentsel dönüşüm süreci ve bu sürecin savaş ile ilgisi hakkında bir konuşma yapmayı planlıyordu. Pınar Öğrenci, Meksika’da gerçekleşen şiddet olaylarını hatırlamak ve unutmakla ilgili, kendi deneyimlerini anlatacağı bir konuşma gerçekleştirecekti. Ece Temelkuran “Barış Sonrası”nın kataloğu için Antigone’un Anne Carson versiyonunda (Antigonick) yer alan bir nükte üzerine kurulmuş çok güzel bir yazı kaleme almıştı.
Serginin Türkiye’de başka bir mekânda açılmasıyla ilgili bir çalışma söz konusu mu?
Şimdilik serginin Türkiye’de ya da yurtdışında başka bir mekânda düzenlenebilmesi için çeşitli yollar arıyoruz. Umarım bunu gerçekleştirebiliriz.


Bu söyleşi Kültürservisi.com’da yayınlanmıştır

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı