Köşe Yazarları

Ada Ayşe İmamoğlu / Replik Karalama Defteri No:2

13 Mart 2016

Yaşlı Kadın: Evladım bakar mısın?
Ben : (sessizlik)
Yaşlı Kadın: Evladım!
Ben: (Bu sefer yanımdaki yaşlı yolcuyu kaçırmamak için) Buyurun,
Yaşlı Kadın: Neyin var evladım?
Ben: (Çok da umursamadan) Aslında pek bir şeyim yok teyzeciğim, birkaç bıkkınlığım var ve iki kedim.
Yaşlı Kadın: Öyle olmaz ama evladım, biraz düşün neyin var?
Ben: Aklıma gelmiyor olanlar, siz de ne var ne yok?
Yaşlı Kadın: Ben uzun zamandır buralardayım. Bazen düşünüyorum insan yeterince kaldığında bir ülkede, bir şehirde ve hatta insanda; aslında yokluğa değil varlığa alışıyor.
Ben: Yeterince kalabiliyor musunuz yani?
Yaşlı Kadın: Bilmem, yeterliliğin bir ölçüsü mü var?
Ben: Yani elli yıl aynı evde oturduğunuzda değişen ne oluyor?
Yaşlı Kadın: Değirmenler evladım.
Ben: İstanbul’da değirmen mi var?
Yaşlı Kadın: Don Kişotlar olduğuna göre?
Ben: Pek kalmadı Don Kişotlar teyzeciğim, hatta kala kala biz kaldık üç adımlık şehirde, bir de karanlık yüzlü insanlar.
Yaşlı Kadın: Hep karanlık olacak değil ya, elbet bir aydınlık bulunur evladım bugünlerde de. Hem bak ben bu akşam Ankara’ya doğru yola çıkıyorum. Yarın Kızılay’da güvercinleri besleyeceğiz torunumla.
Ben: Kızılay’da güvercinler kaldı mı teyzeciğim?don kisot mustehak
Yaşlı Kadın: İlahi evlat, güvercinler yok olur mu?

Ben:
Olmaz mı? Benim tanıdığım en güzel güvercini öldürmüştü devlet kılıklı adamlar ondokuzocakikibinyedi’de
Yaşlı Kadın: Bir güvercinin kaç bin güvercin yavrusu olduğunu anlatan o hikayeyi unuttun mu peki?
Ben: Sonra binleri de öldürüyor devlet kılıklı adamlar teyzeciğim.
Yaşlı Kadın: Gel seni de götüreyim Ankara’ya belki bizimle güvercinleri beslemek istersin? Sonra olmaz deme öyle her şeye, hiç ummadığın bir şey olur mesela güneş açar aydınlanırsın aniden evladım.
Ben: Zaten başımıza gelen bütün bu şeyler aydınlansın diye kirli yüzler, durmadan ağlamamız yüzünden teyzeciğim.
Yaşlı Kadın: Bak sana ne diyeceğim; arkadaşlarına sarıl biraz sonra aşık ol, güzel bir müzik dinle, salyangozlar yağmuru pek sever onlarla yürü yağmurda ama dikkat et ezme, hiç tanımadığın birine selam ver, sen gülümsediğinde karşındakinin yüzünün aydınlanmasını izle, sesin çirkin bile olsa bir şarkıyı baştan sona ezberle, şiirler mühimdir şifa niyetine ezberinde olsun, ağaçlara iyi bak, çocuklara sarıl, yaşın daha müsait sarhoş ol mesela, kadehini o en kalbi kırıklara kaldır, sarıl çok sarıl çünkü hayat şefkat ister unutma, bir de her şeye rağmen umudun olsun sol iç cebinde taşıdığın.

Ben:
Bu durakta ineceğim teyzeciğim, size iyi yolculuklar.
Yaşlı Kadın: Kim bilir yine karşılaşırız evladım, belki meydanların birinde, dünya küçük.
Ben: Belki, hem bak güzel teyzem dünyanın işi hep garip. Bakarsın gidenler döner ve bu sefer Ankara’da Kızılay Meydanı’nda buluşuruz, çaylar bizden olur sohbet sizden…
Bütün karşılaşma ihtimallerimizi alıyorlar elimizden koyu elbiseli, karanlık yüzlü adamlar. ‘Bir Vali’nin hırsına kurban edilen köyler’ gibi yalnız ve karanlık zamanlardayız. Daha tanımadan, sarılmadan, sohbetine doyamadan yöremizden, canımızdan, kıyımızdan alınan o güzel insanlar için yazıyorum Vali Bey; Zeval bulasın! Zeval Bulasın! Zeval bulasın!

14 Mart Ankara Kızılay Meydanında yitirdiğimiz o güzel canlara hasretle…
 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu