Köşe Yazarları

Ada Ayşe İmamoğlu / Replik Karalama Defteri No: 4

dsc_8947Beşiktaş Çay Bahçesi
Öğleden sonra bir Pazar günü;

(50 yaşının ortalarında bir adam karşısında ondan daha genç olan bir kadınla konuşmaktadır.)

  • Hayır Asu, aslında benim güvenim sonsuz sana ama bazı şeyleri yoluna koymam gerek. Bak ülke boka sardı iyice, ne iş yapsam bir felaket yüzünden batıyor. Gücüm kalmadı, biliyorum senin de gücün kalmadı ama bir düşün; bu sefer başarırsam, o zaman ondan ayrılabilirim. Oğlan için nafakayı da verebilirim, başım dik koşa koşa gelirim sana. Az sabret be, az sabret.
  • Neden sabredeceğimi şaşırdım artık, zaten yeterince kötü bir yerdeyim anlamıyor musun? Herkes bana yuva yıkan kadın olarak bakıyor. Ama ben bağıramıyorum kimsenin suratına, o da beni seviyor diye. Sen gizli saklısın, kimse sana yüklenmiyor o yüzden başın öne eğilmesin. Ben her bir yükü, suçu taşıyorum ve artık senin gelmeni beklemiyorum.
  • Ayrılıyor musun benden Asu?
  • Senden nasıl ayrılacağımı bilsem çoktan ayrılırdım, sadece kaderime razı oluyorum. Son sözü hep kaderimiz söyler.
  • Asu bak şimdi şöyle yapalım…

Sesler biraz silikleşiyor, sonra daha yakınıma iki üniversite öğrencisi kadın oturuyor, diğerlerinin seslerini bastırıyorlar. Asu ayrıldı mı öğrenemiyorum ama bakıyorum kaçamak, ağlıyor sessiz, kimsesiz ve son sözü kadere söyleten Asu…

  • Kayıt işlemleri ne zor geçti, değil mi? Öğrenci işlerindeki kadının soğukluğu neydi be öyle?
  • Belki canı sıkkındı, nereden bilebiliriz ki?
  • Biz de bu memlekete yeni geldik mesela, ailemizden ayrı düştük; hıncımızı alıyor muyuz başkalarından?
  • Almak ister miydin?
  • Senin neyin var allahaşkına? Geldiğimizden beri durgunsun, bütün gün tek lokma yemedin; ne oldu?
  • Sigara içsem diyorum.
  • O ne demek durduk yere, böyle mi başlayacaksın hayallerine?
  • Hayallerimin bu şehir olduğunu düşünmüyorum, herkes birbirini yiyecek gibi bakıyor burada. Herkes herkesten nefret ediyor. Çok saçma, çok saçma! Bütün şehir birbirlerine nefret duymayı nasıl beceriyor?
  • Bak haklısın canım; yeni şehir, her şey yeni ama az sabret, birkaç aya alışacağız. Sonrası daha kolay olacak, söz veriyorum.
    • Ben kalmak istemiyorum burada, bu kadar karmaşa bana göre değil. Eve dönmek ve odamdan hiç çıkmamak istiyorum.
  • Öyle bir şansımız hiç olmadı biliyorsun, eve dönmenin sonuçlarını da biliyorsun. Odana kapanıp orada öylece durmana kimse izin vermez. Başarılı olmak zorundasın, bunun için ne gerekirse yaparlar.
  • Diyorum ki kaçsak mı?
  • Nereye? (Korkmuş bir ses tonu ile)
  • Bilmem yurtdışına falan, ne dersin?
  • Tamam senin tansiyonun düştü belli, şuradan simit, peynir alıp geliyorum. Sen de çay söyle ve biraz sakin ol lütfen.
  • Sakinliğe ihtiyacım yok, durmaya ihtiyacım var.

Telaşla simit peynir almak için kalkar arkadaşı, diğer genç kadın kafası önde öylece yere bakar. Ben kafamı eğip Asu’yu arıyorum. Onlar kalkmış, görmemişim. Bütün bunlar yaşanırken siren sesleri, ambulanslar ve itfaiye arabaları geçer. Bana çay getiren bitirim garson hafifçe eğilip;
-Yine patlama olmuş bu sefer Kabataş diyorlar, Twitter’da okudum.
Çayı içmiyorum, parasını ödeyip yürümeye başlıyorum. Kulağımda eski bir şarkı, Seyyan Hanım’dan ‘Hasret’; durmadan yürümek istiyorum bir süre ve insanları duymadan.
Çünkü memleket gibi karmakarışık cümleler kuruyor herkes. Umut yok biliyorum ama en azından son sözünü biraz insaflı söylese kader
Asu’nun da dediği gibi….

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu