Gidenlerden KalanlarKöşe YazarlarıYurttan Haberler

Zeki Göker / Tiyatro adamı olma yolunda turne…

Zeki Göker Tiyatro Anıları No: 10

1964 tiyatro sezonu çok yoğun geçti. 11 Ocak’ta “Bir Komiser Geldi” oyununun prömiyeri yapıldı. 11 Şubat günü, yani bir ay sonra da “Gel de Borunu Öttür” oyunu repertuara girdi.
31 Mart’ta ise “Leyleğin Ömrü” başlamıştı. Oyunu Ziya Akelli sahneye koydu. Nejat Uygur, Necla Uygur, Gül Akelli, İnci Aykut, Ziya Akelli, Nihal Tunaözcan, Şükran Türkay ve Gündüz Aykut oynuyordu. Ben ise suflörlük yapıyordum. Oyunun dekor ve kostümlerini Nejat Uygur tasarladı. Bu oyunun yazarı Claude Magnier ve Türkçe’ye çeviren de Melih Vassaf’tı. Melih Bey galaya gelip oyunu seyretti. Özellikle dekorları çok beğendi. Tanıştık, bana kartını verdi ve konservatuara girmem gerektiğini, bu konuda bana yardım edeceğini de söyledi.
Türk Tiyatrosu’nun önemli yazarlarıyla da tanışma onurunu elde etmiştim. Tiyatroya, ustalara saygı duymayı başından beri biliyordum ama Nejat Uygur’a saygıyla karışık hayranlık duyuyordum. Ne güzel bir adamdı. Hem çok iyi bir aktör hem de tiyatronun her şeyini (dekorunu, kostümlerini, tablolarını) yapabilen biriydi. Ona “tiyatro adamı” deniyordu. O gece, bir gün onun gibi olabilmeyi diledim. Sezon sonunda “Leyleğin Ömrü” ve “Gel de Borunu Öttür” ile turneye çıkacağımız haberi geldi…
Turne için bütün hazırlıklar yapıldı. 1964 sezonu Nisan sonunda bitti ve 11 Mayıs 1964 günü turneye çıktık. Uzun soluklu bir turneydi. Mersin, Karataş, Kadirli, Kozan, Osmaniye, Ceyhan, Tarsus turneleri Adana’dan gidip dönülerek tamamlandı ve ertesi günü hiç bilmediğim kentlere doğru turne başladı. Kahramanmaraş, Gaziantep, Kilis, Urfa’da oyunları sergileyerek Mardin’e ulaştık. O gün Mardin’de garip bir olayla karşılaştık. Biz halkevi salonunda dekor kurarken, kabadayılardan biri otelin önünde Nejat Uygur’un kayınbiraderi Ünal’a çatmış, koca bir Suriye bıçağı çekip, tehdit ederek, küfürler savurmuş. İşi daha da büyüterek, tiyatro şoförünü sıkıştırıp haraç istemeye kadar vardırmış. Haber bize ulaşınca, Ziya Ağabey, Gündüz Baba ve Nejat Ağabey Emniyet Müdürlüğü’ne gidip müdürle konuştular. Mardin’de oyun bitinceye kadar hayatımızın garanti altına alınmasını istemişler. Kalacağımız otel mazbut bir yer olmadığı için, o gece “Gel de Borunu Öttür”ü oynadıktan sonra halkevinde yattık. Üç bekçi, iki inzibat kapıda, bir bekçi ve bir polis ise dekor yüklü otobüsün önünde bekliyordu. Sabaha karşı saat 04.00’te yola çıktık. Diyarbakır, Batman, Elazığ, Erzincan’da oyunları sergilerken, bu kentlere devletin yeterince ulaşmadığını ve insanların Adana’da yaşadığımız nimetlerden hiçbir şekilde yararlanamadıklarını düşündüm. Ekibimiz Erzurum’da oynadıktan sonra Trabzon’a ulaştı. Trabzon’da iki gün oyunlarımızı sergiledik. Ekipten izin alarak, Adana’ya lise bitirme imtihanları için hareket ettim. Turneye çıkarken niyetim, imtihanlara girmemekti. Fakat Trabzon’da rastladığım arkadaşım Hikmet Daye, beni mutlaka liseyi bitirmem gerektiği konusunda ikna etti. Gündüz Aykut ve Ziya Akelli bu fikri desteklediler ve 17 Haziran 1964 günü, Samsun’da buluşmak üzere ayrıldık.
Adana’da sınavlarıma girdim ve Samsun’a ulaştım. Ekip henüz gelmemişti, otele yerleştim. Gece saat 02.00’de ekip otele ulaştı. Ertesi gün oyunumuzu sergiledik. Samsun’da çok büyük ilgi gördük. Bafra, Amasya, Turhal, Tokat, Sivas, Malatya, Kayseri, Niğde, Aksaray, Nevşehir, Kırşehir, Kırıkkale sonrasında Çankırı’da turne bitti. İnanılmaz bir deneyimdi. Ankara üzerinden Adana’ya dönecektik. Benim için çok büyük bir kazanımdı. Ülkemin neredeyse yarısını dolaşmış, en az otuz kentini görmüştüm. Ne güzel bir mesleğim vardı…
16 Temmuz günü Adana’ya ulaşmıştık. Annem ve babam kendi gazetelerini basıp dağıtımını yaptıkları için, ekonomik açıdan çoğu zaman zor günler yaşardık. Ayağımdaki tabanı patlamış ayakkabılara pençe yaptırır, pençeler de eskidiğinde tabanı eriyen ayakkabıları ayağımda sürükleyerek provalara giderdim. Diğer oyunculara bunu göstermemek için de büyük çaba harcardım. Altı yırtık ayakkabılarım ve yıpranmış giysilerimle diğer sanatçılardan daha farklı hissederdim kendimi. Gündüz Baba’nın verdiği ayakkabıları seve seve giydim…  
Turne dönüşü cebimde bolca param vardı. Uzun zaman tiyatroda çalışmış ve aylarca para almamıştım. Sonraları 10 TL yevmiye tahakkuk etmişti. Adana’ya iner inmez ayakkabıcıya girdim ve kendime üç çift ayakkabı aldım…

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı