Ekim 2016Köşe Yazarları

Zeki Göker / Nejat Uygur ve Nihal Anne…

unnamed-2Gürbüz Bora’yı uğurladıktan sonra, Adana Şehir Tiyatrosu dışında, Türk Kültür Derneği’nde “Göç” adlı oyunu oynamaya karar vermiştik. Ancak elimizde kız oyuncu yoktu. Halk Eğitim Merkezi ile yaptığımız ön görüşmelerde, oradan kız oyuncu alabileceğimiz umudu belirdi… Bütün oyuncular topluca, Halk Eğitim Merkezi Müdürü Kadri Ağbalı’nın yanına gittik. Kadri Bey, tiyatro eserini kendisine okumamızı istedi; okuduk. Okumayı bitirince kalkıp, hararetle tebrik etti. Ancak,bu oyuna kız oyuncu veremeyeceğini ifade etti. Çünkü ona göre, oyunda müstehcen bir diyalog vardı. Kapıcı Hüseyin (ben oynuyordum), hizmetçi Ayşe’ye “Ağzını öpeyim” dediği diyaloğu işaret etti. Ellerimiz bomboş Halk Eğitim Merkezi’nden çıktık. Böylece, bir örümcek kafalı herif yüzünden “Göç” oyununu oynayamadık.
Adana Belediyesi Şehir Tiyatrosu, “Göç” oyununu repertuara aldı. Ve oyunun rejisörlüğü, Vali Mukadder Öztekin’in teklifi ve sanatkârların onayı ile Osman Daloğlu’na verildi. Distribüsyon asıldı ve benim de rolüm vardı: “ZİYARETÇİ.” Her zamanki gibi suflörlük ve kondüvitliğini de ben yapacaktım.
Biz oyunu sürdürürken, bu oyunun kadrosuna, Adana’da kendi adına tuluat tiyatrosu kurup senelerce çalışan bir oyuncu alınmıştı: “Nejat Uygur”. Tiyatronun en yaşlı sanatçısı, ‘Nihal Anne’ diye hitap ettiğimiz, Nihal Tuna Özcan’ın 40. sanat yılını kutlamak üzere bir jübile tertiplenmişti. Bu jübilede Nejat Uygur’un yönettiği bir tuluat oyunu oynanacaktı: “Sakallı Gelin”. Nejat Uygur, bu oyunda bana da rol verdi: “DOKTOR”
Tuluatçılık kolay değildi. Nejat Uygur bize oyunu anlatıyor; oyuncular, diyalogları kendisi buluyordu.
11 Mart 963 günü, Nihal Anne’nin jübilesinde oyun oynandı. Ben de “Doktor”u büyük bir rahatlıkla oynadım… Bu tür tiyatro farklıydı… İlk defa bir tuluat oyununda ne çok şey öğrenmiştim Nejat Uygur’dan…
Jübile gecesi Nihal Anne, bir konuşma yapması için sahneye davet edildi. Hayatında belki de yüzlerce kez çıktığı sahneye bu kez konuşmak üzerine geldi. Sahneye çıktı, çok heyecanlıydı. Mikrofona yaklaştı, “Sayın seyircilerim…” Gerisini getiremedi, hüngür hüngür ağlamaya başladı. Seyirci alkışlıyor, o ise ağlıyordu… Ömrümün sonuna kadar unutamayacağım bir sahneydi bu…
Ziya Akelli, Adana Ticaret Lisesi’nde, Reşat Nuri Güntekin’in “Çalıkuşu” adlı oyununu sahneye koyacaktı. 30 Nisan 1963 günü oyun sergilendi ve seyirci ayakta alkışladı. Bu Reşat Nuri Güntekin büyük adamdı. Eser, seyirciyi çok etkilemişti.
Üye olduğum Türk Kültür Derneği, isim değiştirerek Adana Halkevi oldu. Halkevi’nin kuruluşunu “Pusuda”, “Hücre Mahkumu”, “Lüküs Hayat” oyunları ve “Fotoğrafhane” adlı pandomimle kutladık…
Kısacık tiyatro yaşamımda, daha önce hiç tatmadığım duyguları üst üste yaşamış ve bilmediğim ne çok şey öğrenmiştim…
Sanırım bunu bir meslek olarak seçecektim…
Tiyatro, kendimi de keşfetmem için araç olmuştu.
Ne güzel şeydi bu tiyatro…

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı