Köşe Yazarları

Zeki Göker / Gidenlerden Kalanlar No: 8

dilleriolsaydi011 1 Mayıs 1963’te tiyatro sezonu kapandı. Nejat Uygur ve Ziya Akelli, turneye çıkmak için hazırlanıyorlardı. Bana da turneye katılmamı teklif ettiler, kabul ettim. “Gönül Avcısı” oyunu ile gidilecekti; ancak oyunun adı “Üç Sevgili” olarak değiştiriliyordu.
İbrahim Kökten, Adana’ya gelmişti. Ziya Ağabey’e söyledim; onu da turneye götürmeyi kabul etti. Haziran ayında Silifke’de, Kadirli’de, Ceyhan’da ve Dörtyol’da oynadık. 28 Haziran’da Ceyhan’a geri döndük; ikinci bir oyun daha sergileyecektik. Robert Thomas’ın “Tuzak” adlı oyunu idi bu. Oyundaki ‘Rahip’ rolünü Adana’da Gündüz Ağabey oynamıştı, turneye gelmediği için bu rolü ben oynadım. Ve turne devam etti. İskenderun, Tarsus, Osmaniye, Gaziantep, Kilis, Maraş ve sayısız kentler sonrasında Ereğli’de turnenin birinci etabı bitti. Elimizde hiç afiş kalmamıştı. Ziya Ağabey beni Ankara’ya afiş bastırmaya gönderdi. Onlar da Adana’ya geri dönüyordu.
3 Ağustos 1963 günü Konya’da buluşacaktık. Ankara’ya gidip afişleri bastırdım. Ve afişleri alıp Beyşehir’e gittim. Turne organizatörümüz Muammer Tümen’e afişleri teslim ettim. Ve 3 Ağustos günü Konya’ya ulaştım. Tiyatro ulaşmıştı ama İbrahim Kökten yoktu aralarında. Turnede ücret artırımı istemiş, bu nedenle işine son verilmişti. Konya’da iki gün üst üste oyun oynandı; ardından Beyşehir, Şarki Karaağaç ve Alanya’da oynadık. Alanya’da ikinci gün, “Köşekapmaca” oyununu oynadık. Ben ‘Mahmut Ağa’yı oynuyordum. Antalya, Manavgat, Korkuteli, Elmalı, Burdur, Eğridir’de oyunları oynayarak 22 Ağustos günü saat 20.30’da Adana’ya dönebildik…
“Adana Belediyesi Şehir Tiyatrosu Sanatkârları Yaz Turnesi” başlığı ile düzenlenen bu turnede, gelecekte Türk Tiyatrosu’nun saygın oyuncularıyla birlikte gerçekleştirdiğim bu turne, benim için çok öğreticiydi. Gül Akelli, Necla Uygur, Nejat Uygur ve Şükran Türkay’ın yer aldığı ekip, yine zamanın en iyi organizatörü Muammer Tümen tarafından organize edilmişti. Ve ülkemin hiç bilmediğim birçok kentini dolaşmış, tiyatro seyircisini daha iyi tanımış ve üstelik para kazanmıştım. Turne yapmak çok keyifliydi.
1963 yılının sonbaharına yaklaşmıştık, Adana Şehir Tiyatrosu’nun bu yıl açılıp açılmayacağı belli değildi; kritik bir durum söz konusuydu. Bu sezon Belediye, Devlet Tiyatrosu’ndan rejisör veya oyuncu getirmek istemiyordu. Var olan sanatçılarla perde açılacaktı. Rejiyi, bu sanatçıların içinden Osman Daloğlu, Nejat Uygur ve Güneri Kocatepe yapacaktı.
Üç oyunun ilki, Osman Daloğlu’nun sahneye koyacağı, Turgut Özakman’ın “Ocak” adlı oyunuydu. Provaya başlamadan çok önce, bana, ‘Özcan’ rolünü ezberlememi söyledi. Ben hemen o gün çalışmaya başladım. Çok mutluydum; rolü çok sevmiştim. Ve kendimi çok iyi hazırlamıştım. Osman Bey rol dağılımını astı. Biliyordum, ‘Özcan’ı ben oynuyordum; yine de duvarda asılmış ismimi görmek için ilan tahtasına yaklaştım.
Dünya başıma yıkılmıştı sanki… Gözlerime inanamıyordum : ÖZCAN : …………. NİHAT ZİYALAN.
Osman Beyin, bu işte, aklını kimin çeldiğini anlamak için, kâhin olmaya gerek yoktu. Anlamıştım; tiyatro, küçük sevinçler ve mutluluklar kadar, düş kırıklıklarını da içinde taşıyordu. Yine de, kondüvit ve suflörlük yapacaktım.
7 Eylül 1963 günü “Ocak” oyununun sahne provaları başladı. Sabahleyin saat 10.00’dan, 13.00’e kadar Şehir Tiyatrosu’nda provada, saat 17.00’den sonra da Halkevi’nde sahneye koyduğum “İp” oyununda koşuşturmaya başlamıştım. Ancak “İp” oyununda oynayan Halkevi oyuncularının provalara disiplinsiz gelmelerinden ötürü, eseri sahneye koymaktan vazgeçtim…
zeki-goker 3 Ekim 1963 saat 20.30’da Turgut Özakman’ın “Ocak” oyununun prömiyeri yapılacaktı. Sevincimi anlatamam.
Oyunun ilk gecesine Turgut Bey geldi. Suflör ve kondüvit olduğum halde, oyun esnasında oynayanlardan daha çok heyecanlıydım. Oyun bitti, alkışlar, alkışlar… Turgut Bey sahneye çıktı, bir demet çiçek verip onu tebrik ettim.
“Ocak” bütün yaşamım boyunca, beni çok etkileyen ve ağlatan bir eserdi. Turgut Özakman elimi sıktığında, sevinç ve heyecandan az daha düşüp bayılacaktım. Ona kitaplığımdan getirdiğim “Güneşte On Kişi” adlı eserini imzalaması için uzattığımda ellerim titriyordu. O, gülümseyerek yüzüme baktı, heyecanımı anlamış mıydı acaba?

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı