Köşe Yazarları

Yeşim Özsoy / Tiyatro Sadece Bir Oyun Alanı Değildir, Ciddi bir İştir

Tiyatro Sadece Bir Oyun Alanı Değildir, Ciddi bir İştir
Bu ülkede yaşadıkça, bir kelam etmeden önceleri bir-iki yutkunurken artık 10-15 defa yutkunduktan sonra bir şeyler söyler hâle geldik ve bu durumun vebali bizim değildir. Eller utansın. Bizi bu hâle getirenler utansın.
Seneler önce tiyatro yapmaya başladığımda, yaklaşık 10 küsur sene önce pek az bir beklentimiz olurdu. Bir şeyi iyi yapmaktan ve takdir edilmekten başka kriterimiz yoktu pek. Seyirci zaten az, tiyatro yer altına çekilmiş, biz de sığındık apartmanlara, küçücük mekanlara ama kimi zaman da senede şöyle bir on (!) temsil yapabildiğimiz büyük salonlarda bile oynamak için canımız çıkardı desem yalan olmaz. Muammer Karaca’nın merdivenlerinde oturup ağladığımı hatırlarım, bütün bir gün oradan buradan ışıklar getirip kendimi aşan bir ışık ve sahne rejisinin üstünden kalkmak için debelendiğimi ve akşam hiç rezervasyon olmadan bunu yaptığımı. Stüdyo Oyuncuları’nda aşağıda 15 kişi ısınıp, çalışıp ezber tutup çalıştıktan sonra Şahika Hoca’nın gelip “Arkadaşlar 4 kişi var, oynayalım mı?” diye sorduğu anları hatırlarım. Bu soru vardı. Geçerliydi. Ne olursa olsun ayakta kalmak, tiyatro yapmak; seyirciye, yokluğa, imkansızlığa, teknik aksaklıklara, her şeye rağmen… Ve ustamız ancak 30 sene sonra belki bu sene geldiği noktalara geldi. Onca emek, seneler, seneler ve yutkunma anlarından sonra.
Seneler sonra inadına orada burada sokakta, apartman köşelerinde bir ışıkla, ev dekorlarıyla, evden gelen koltuklarla, eve dönemeyen bütçelerle devam ederken benimle beraber yürüyen arkadaşlara gönül borcum sonsuzdur. Yine seneler sonra ilk yazdığım oyunlardan ‘Aksak İstanbul Hikâyeleri’ için Cevat Fehmi Başkut Yılın Yazarı Ödülü’nü aldığımda da ilk tepkim “Ama ben oyun gibi oyun yazmıyorum ki” olmuştur; şaşkınlıktır, hak ettim aldım gibi bir şey beynimin en sol köşesinden bile geçmemiştir. Dünyayı kurtaramadıktan, yeni bir söylem mükemmel bir yapı oluşturamadıktan sonra bu tür şeyler bizim için detaydır, laftadır sadece gibi bir dünya vardı. Belki naif, fazla romantik ama öyleydi ve öyle işte.
Sonra yine Galata’da bir apartman katında, bundan tam 10 yıl önce, açık penceresinden kuşların içeri girip yuva yaptığı, bebeklerin muhtemelen önceki kiracılar pencereleri kapatınca beslenemeyip öldüğü ve biz mekana girdikten sonra senelerce yuvanın içindeki kıvrılmış hallerini kıyamadığımızdan, atamadığımızdan dolaplarda sakladığım bir tiyatro mekanını, kuruluşundan bugüne yaşatmak için sarf ettiğim yüzlerce fikir, belki bir o kadar da yenilgi, sevinç ve üzüntüyü hatırlarım.
Nedendir bu kadar çaba? Hiç düşündünüz mü peki? Deli miyiz biz? Aralıklarla her tiyatrocunun aklına düşen sorulardır. Ben bu mesleği seçtim ve böyle bir lüksüm vardı bu mesleği seçmek gibi, bu güzelim mesleği; çünkü özgürlüktü benim dileğim. Gerçekten kendimi ifade edebildiğim, başkası, başkaları gibi olmadığım bir yer aradım hep. Ben bu mesleği seçtim çünkü sahnede en yapay rolü oynarken bile aslında gerçek hayattaki tüm sevimsiz maskelerden daha gerçek bir alan yaratabilmekti derdim. “Rol yapıyorum, bu gerçek, hayattan bile daha gerçek” demek içindi.
Ve açıkçası o sahnede yaratmak istediğimi yaratabilmek dışında her şey anlamsızdı benim için. Hâlâ da öyle. Ne ödül, ne para, ne seyirci, ne eleştirmen, ne ahlak, ne görgü, ne dostlarım, ne ailem, ne de bir başkası o sahnede görmek istediklerimden daha önemli değildir benim için. Doğrudur; ilgi isteriz, alkışlara ayılıp bayılırız ama son kertede sahneyle karşı karşıya kaldığımızda o en yalan dünyada yalan söylemek istemeyiz. Bu temel bir ilkedir en azından benim için.
Ödün vermek, nabza göre şerbet vermek, bir şeylerin ardına saklanmak, bir şeyler elde etmek için reji yapmak, çalmak, çırpmak, kopyalamak, seyirci sevsin diye kıçımızı yırtmak bunların hepsi bizim alanımızda ayıptır, ihanettir, yapılmaması gereken şeylerdir ve mümkün mertebe işler bu kadar ilerlediğinde etrafımızda “Bunu yaparsan zarardasın” diyenlere inat yine de girişiriz işlere; belki bunca sene sonra dışarıdan birilerine izin veririz kendimizi bırakırız paketlenmeye… Ama yine de kendi işimiz içinde, işte o sahneyle karşı karşıya kalma anında; asla. Yoksa ne farkımız kalır ki başka mesleklerden? Tiyatro sadece bir oyun alanı değildir; ciddi bir iştir. Oyun kelimesinin bin bir türlüsüyle karşılaşsak da tiyatro dünyadaki en ciddi işlerden birisidir.
Durum böyleyken dünyaya ve yaşadığımız bu ülkeye olan sorumluluğumuzdur da aynı zamanda. En önemli direnç noktamız ister istemez sanatımızdır, işimizdir, tiyatromuzdur. Bunun dışında her şey anlamsızdır. Ayakta kalmak, ama kendince ve kendi yolunu koruyarak ayakta kalmak en temel hedeftir.
Şimdi, şimdiyse… “Boğazımda düğümler” lafının anlamını keşfediyorum yeniden… 2000’lerin başından beri onlarca tiyatro yer altından yer üstüne çıkmayı başardı. Her yer tiyatro oldu. Kimisi kolonla anlattı derdini, kimileri 2. katlara çıktı, bazısı sıyrıldı büyük sahnelere girişti; her gün yeni bir tiyatro kuruluyor, belki heyecanlar çok anlık ve kimi zaman geçici ama yine de bu enerjinin varlığı yadsınamaz. Durum böyleyken geldiğimiz nokta nedir peki?
Sırtımızda bir soluk var sürekli. Bir nefes, üfleyip duruyor devamlı. Her sene ödenekler dağıtılırken de o nefes beliriyor sırtımızda, bir ürpertiyle uyanıyoruz her geçen gün. Halkın parasının emanet edildiği ve adaletli bir şekilde dağıtılmasını beklediğimiz bir kurum senelerdir bin bir güçlükle özel tiyatrolarda deli işi deyip deyip yine de tüm gücünü, servetini, etini, kanını, kazancını, malını, mülkünü, ailesiyle, eşi dostuyla geçireceği zamanını, akıl sağlığını feda ederek tiyatro yapan bu kesime verilen yardım, ki açıkça söyleyeyim dünya standartlarında bu yardım bir tiyatronun istihdamını sağlamaktan çok uzaktır, tiyatroların ve kişilerin politik görüş ve duruşlarıyla ilişkilendirilme noktasına geldi artık.
Köşeye sıkışmışlık aldı yürüdü. Senelerdir oluşturduğumuz yurt dışı bağlantılarımızla girdiğimiz “partner” olduğumuz Avrupa Birliği “Creative Europe” fonlarından da çekildi devletimiz. Hadi yurt dışına ağırlık veririz derken bu sefer dışarıda ve içeride de sıkıştık. Aralıklarla yurt dışından dostlardan acınası “İyi misiniz?” mesajları almaktan gına geldi.
Genel olarak bir eğilim ortaya çıktı. Devletten yardım alamazsanız, yurt dışından bulma imkanınızın da önü kesilmişse, kendi rezervleriniz de sizi bir yere kadar götürür ve sonuç ticari bir alandır ki giderek daha da fazla piyasanın dinamiklerine hitap eden oyunlar, atölyeler, projeler ortaya çıkmaya başladı. Bunları başka bir formül bulamazsak daha da fazla göreceğiz ileride. Ya da belki bunları da kendi üslubumuza dönüştürmenin yollarını bulacağız.
Tüm bu denklemler arasında bir arada örgütlenme konusunda çalışmadığım alan kalmadı diyebilirim. Seneler evvel Disiplinler Arası Genç Sanatçılar olsun, Çağdaş Gösteri Sanatları Girişimi, OYÇED ve son olarak da Bağımsız Tiyatrolar Birliği kurma girişimimiz. Bunların hepsi maalesef bir araya gelip ayakta durabilmenin kodlarını düzgün yaratamadığımız için başarısız oldu ya da kısa soluklu oldu.
Halbuki sırtımızda bunca nefes varken, duvarlar etrafımızı sarmışken, dayanışmanın, bir birimizin işine saygı göstererek bir arada durmanın kitabını yazmamız gerekirdi. Oysa kendi sektörümüzde, ne kendinden evvelki ustaları tanıyan, ne yan yana durduğu tiyatroların işlerine saygı duyan, ne de bu acil durum şartları altında bir araya gelebilen bir kitle var. Herkes kendi köşesinde kendi bacağından asılmakla iştigal. Belki tüm bunlar arasında bana en çok umut veren ve saygı duyduğum oluşum Kadıköy’deki tiyatroların bir araya gelişidir ama genel anlamda bu dayanışmayı bütüne neden taşıyamadığımız acı bir sorudur benim için.
Sonuçta tüm bu sıkışmaların arasında hâlâ vazgeçmiş değilim, değiliz. Sanırım son kertede elimizde kalan en önemli durum budur. Herkes kendi alanında Don Kişot’luğa devam ediyor etmesine de ileriye yönelik benim temennim hâlâ ciddi bir örgütlenmenin başarılmasıdır. Yoksa daha çok sıkışacağımız duvarlar olacak.


Bize Destek Olmak İster Misiniz?

Kültür sanat alanında olan bitenleri sizlere sansürsüz olarak ulaştırmak için 6 yıl önce yola çıktık! 6 yıla 37 dergi ve binlerce haber sığdırdık!

Siz de çorbada tuzum olsun diyenlerdenseniz Patreon üzerinden bize destek olabilirsiniz.

https://www.patreon.com/GazeteMustehak


İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı