GenelKöşe Yazarları

Yeşim Özsoy / Sezon Başlarken Aksak, Barselona ve Korkularımız…

Yine geldik bir tiyatro sezonunun açılışına. Herkeste ayrı heyecan. Yoğun prova dönemlerinden çıkıyor herkes. Geçtiğimiz sene sanırım hepimizi sersemletti her anlamda. Bu sezon ise o sersemlemenin ertesindeki patlama gibi duruyor şimdiden. 
Kendi adıma iki seçenek gördüm. Ya her şeyi bırakmak ya da her şeye sonsuz tutunmakla ilgili bir yol ayrımı sanki; hiç bir şey gri değil artık. Ama bir yandan da grimsi. Çünkü korku sinmiş sahne tahtalarının altına. Sesler tiz ve yüksek gibi görünüyor ama bir yandan da neredeyse duyulmayacak desibellerde dolanıyor. Genel politik duruşlarımızdan, güncel aktivizmden bahsetmiyorum. Bu sene çıkan ve çıkmakta olan oyun ve projelerin genel dilinde var sinsi bir korku sanki.
Bu sıralar yurt dışına her gittiğimde aynı soruyla karşılaşıyorum. Risk altındaki bir ülkede sanatla, tiyatroyla uğraşmak nasıl bir şey? Faşizm tehlikesiyle nasıl baş ediyorsunuz? Korkuyor musunuz? Sizce umut var mı?
En son ‘Aksak İstanbul Hikayeleri’ adlı oyunum Barselona’nın 41. GREC Festivali’nde sahnelendi. Katalan bir ekip oyunu aldı, çevirdi, çalıştı ve mükemmel bir şekilde sahneye ve İspanya’nın en önemli festivalinin seyircisine ulaştırdı. Oyunu 2006 senesinde yazmıştım. Önüme düşen ilk soru “11 sene önce yazdığınız bu oyunu şu an sahnelerken metni değiştirmeniz gereken yerler var mıdır?” sorusuydu. Hiç düşünmemiştim. Balat’ta bir kafede otururken bir anda kendime ve dünyamıza, karşımda oturan gözleri fal taşı gibi açılmış dramaturg, yönetmen ve ekibin gözleriyle bakma fırsatım oldu. Korkunç bir yola girmiş bir ülkeydik biz onlar için. Tabii ki metinde bir sürü şey yer değiştirmişti. Son kertede insan bir felaketin içinde yaşarken o felaketi tam olarak algılayamayabiliyor. Devam edebilmek için bu gerekli. Yoksa bir anda kendinize yabancılaşırsınız, kitlenirsiniz muhakkak. Ben de baktım kendime, metnime tekrar. “Evet” dedim, “değişen çok şey var.” Birkaç dokunuşla halledilemeyecek bir şey değil.
Sonra yolculuk. Oyunun prömiyeri Temmuz’da gerçekleşti. Oyunun genel provasına iki tiyatrocu arkadaşımla gittik. Haydar Köyel ve Lesli Karavil. Heyecan büyüktü. Oyunu seyrettikten sonra aramızda konuştuğumuz ilk şey “Seninle gurur duyuyoruz” gibi güzel sözlerin yanı sıra belirli sahnelerin ve sözlerin problem olacağı üzerineydi. Oyuna gelmesi muhtemel olan Türk Başkonsolosu söz konusu olunca acaba duruma nasıl bakacaktı? Bu güzel heyecanın içinde bile karın ağrılarıyla cebelleşmek ne büyük ironi! Ekip de yine gözlerini fal taşı gibi açmış aynı şekilde belirli sahnelerin problem olacağından korktuklarını söylüyordu. Sonunda Başkonsolos mucizevi bir şekilde gelmekten vazgeçti -ki üzülsem mi sevinsem mi bilemedim. Oyun hep dolu oynadı, ayakta alkışlandı, çok güzel eleştiriler yazıldı üzerine. 41 senedir ilk kez bir Türkiyeli yazarın metni sahnede Katalanca duyuldu. Güzeldi ve yine aklımda kalan prömiyer sonrası gerçekleşen söyleşideki bir seyircinin sorusu: “Oyun karamsar gözüküyor.” (ki öyle yazmamıştım ama mekan ve zaman değişince komik olan şeyler artık kimseye komik gelmiyor) “Sizce umut var mı ülkenizde?”
Aylar geçti bu sorunun ardından. Ben dedim ki “Her sabah kalkmak için her zaman umut var. Yoksa hiçbir şey yapamazsınız.” Ve aylar geçti bunları dememin üzerinden, bir gün uyandım ve Barselona şehri sanki bir savaş alanıydı. Orada da Katalanların bağımsızlık istekleri üzerine polisin ve devletin müthiş derecede yüksek önlemler alması, bir yandan da hep Avrupa ülkesinde böyle şey olur mu vurgusuyla eleştirildi. Hatta “Burası Türkiye değil İspanya” diye pankartlar asıldı. İşte tüm bunları görürken aklımda o seyircinin sorusu vardı. Ve tabii ki artık belki de farklı ve tüm dünyaya yayılan bir baskı dalgasının içinde olduğumuz hissi.
Ben tüm tiyatroculara, tiyatroseverlere bu sezon için bol şans dilerim. Son kertede hepimiz için her sabah kalkıp işimizi layıkıyla yapma güdüsü var. Bu böyle oldukça umut var.

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı