GenelKöşe Yazarları

Yeşim Özsoy – Metin, Sahneleme ve Eleştiri Konularında Gelgitli Sorular Cevaplar

‘’Bütün hayatımı kelimeler uğruna harcadım, içi boş kelimeler uğruna. Kelimelerin gerçek anlamlarını bilmeden, onlarla oynadım. Oyunları da kelimelerin içinde tutukladım.’’

(Oğuz Atay)

 
Bir süredir düşündüğüm, kafamda tam da cevaplarını veremediğim bir soru var. Bazı eleştirmenlerimiz oyun eleştirisi yazmadan evvel oyun yazarından metnin orijinal hâlini ister oldu. Bu konu hatta oyunun farklı versiyonlarının da elden ele dolaşmasından dolayı farklı tartışma ortamlarına da sebep oldu.
Temelde kendi oyunlarım söz konusu olduğunda metni vermeyi istemediğimi fark ettim. Çağdaş tiyatroda yazdığımız metinler sahneleme aşamasına geldiğinde daha henüz kağıt üzerinde basılmamış oluyor. Klasik anlamda önce metin basılıyor ve sonra biri alıp onu beğeniyor ve sahneye taşıyor diye bir durum söz konusu olmuyor. Hatta artık oyunların nasıl kağıt üzerine geçeceği konusu da ayrı bir konu. Sahne mizanpajından tutun, reji notları olsun mu, fotoğraflar olsa vs. gibi sorularla geliyor bu durum. Ben şahsen oyunlarımı birer reçete ya da daha doğrusu bir önerme olarak görüyorum. Sahneleme aşamasında çok olmasa da değişebilen bir nota bütünü gibi algılıyorum. Nasıl ki bir bestecinin eseri sahnelemeye geçtiğinde enstrümanlarla, aranjmanı ve uygulamasıyla değişebilir ama özünde aynıdır ben de oyunlarımı böyle görüyorum. İster istemez farklı disiplinlere baktığımda da oyunun eleştirisini yazmadan metni yazardan şahsen isteme olaylarına kritik bakıyorum. Bir heykeli değerlendirirken çizimlerini istiyor muyuz? Ya da bir filmi değerlendirirken senaristinden ilk “draft” ya da son “draft” senaryosunu? Bir besteyi değerlendirirken peki bestecinin notalarını talep ediyor muyuz? Ya da diyelim Picasso’nun Guernica’sı hakkında yazarken Picasso’nun çizimlerine ulaşmak şart mı?
Tabii ki eski metinlerle olan sahnelemeleri seyrettiğimizde, ki bu yurt dışında hatta farklı çevirmenlerin versiyonlarıyla bile değişiklik arz ediyor, o zaman tarihe mâl olmuş bir durum söz konusu ve zaten metinler ulaşılabilir durumda. Misal Shakespeare’in Hamlet’ine herkes ulaşabilir ve hatta farklı çevirmenlerin değişik yorumlarıyla da eleştirilen metin yeniden değerlendirilir. Diyeceksiniz ne zararı var metni önden istemiş eleştirmen araştırma yapmak istemiş ve hatta çalışkan pozisyonunda… Benim ilk çekincem az önce anlatmaya çalıştığım gibi son çıkan ürünün bâki olmasından kaynaklı ve tabii bir de çağdaş tiyatronun geldiği noktadan. Şimdi siz bir Robert Wilson, bir Rimini Protokol, Wooster Group ya da Forced Entertainment prodüksiyonunda klasikler dışında bir metin kullanıldıysa ya da hatta klasikler yeniden yorumlandıysa metni isteme hakkına sahip misiniz eleştirirken? Sahnelenen ürünü olduğu gibi görüp değerlendirmek neden yeterli değildir? Düşünmek lazım.
Anladığım kadarıyla bu ihtiyaçta iki faktör geçerli. Biri tiyatronun canlı, yani kaydedilmemiş, sabitlenmemiş doğasıyla alakalı; diğeri de çağdaş tiyatro dışındaki metinlerin zaten sabitlenmiş, basılmış ve halka mâl olma durumuyla. Lakin demin de örnek verdiğim gibi müzik de canlı bir sanat dalı ve yazarın metne bakış açısı bildiğimiz genel geçer kuralların çok dışında çıktı artık. Örneğin bazı yazarlar hayatları boyunca metinlerini bastırmıyorlar ve sabitlemek istemiyorlar. Bazılarıysa mesela Richard Foreman gibi internette bile dolaşıma açabiliyor ve metin kutsal değildir diyor. Hatta yeni metin söz konusu olduğunda artık internet üzerinde çoklu zekayla bile yazılan oyunlar var ya da sosyal medya üzerinden yazılan. Bence metin kutsal mı? Hayır, bence de metin kutsal değil; özellikle de çağdaş sahnelemede metnin boyunduruğu, otoritesi artık sorgulanır ve yeniden değerlendirilir, orası muhakkak. Ama bunun da kuralı yok. Kimi zaman bir kamçı gibi olabilir, kim zaman da on parmaktan sadece bir tanesi ya da sahnedeki organizmanın kalbi. Ama işte tam da bu sebepten de bir eleştirmenin de sadece metin üzerinden ilerlemesi ve metni okuyarak bir oyunu değerlendirmek istemesi bana göre geçerli bir sebep değil.
Kelimeler bazen boş bazen büyük bir güce sahip değer havzaları gibidir. Sanki harflerin içinde enerji kutucukları vardır. Ve kağıt üzerindeyken, yazarken, okurken, ezberleyip bağırarak ya da sessizce söylerken bambaşka anlamlar içerirler. Etkileri de öyle değişir her aksiyonda. Kelimeler özetle sadece kelime değil. Bu nedenle bir yazar sizden sahnede duymanızı istediyse o kelimeleri, belki yazılı hâlini hiç görmemenizi istediğinden olabilir. Ya da bir şair sadece yırtık bir kağıt üzerinde bırakmak isteyebilir şiirini, belki de hiç bastırmayacaktır. Ölümünden sonra bulurlar bir diş fırçasına sarılı “Aşk Resm-i Geçidi”. E. E. Cummings gibi sayfa üzerinde nasıl gözüktüğüne titizlenir bir başkası belki de. Sanırım özetle her şey sonunda o yazarın metniyle ne yapmak istediğiyle, o esere değer verip eleştirmek isteyen kişi arasında kalmalıdır.

Etiketler
Makale Altı Reklamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı