Köşe YazarlarıYurttan Haberler

Yeşim Özsoy – Gerçeği Büken Oyunlar

“Gündelik hayat, başkalarının mülkünde sayısız yollarla kendini yeniden keşfeder.”

– Michel de Certeau, Gündelik Hayat Keşfi

Bir süredir oyun yazarlığı atölyelerimizdeki en büyük konumuz gerçek, illüzyon ve sahne ilişkisi. Seneler önce atölyelerimize gelen Lyon’daki ENSATT Oyun Yazarlığı Bölüm Başkanı Enzo Cormann’ın verdiği örneği derslerde hep veriyorum. Sahne gerçekliğinin bire bir hayatla örtüşmemesi gerektiğini anlatırken Medusa örneğini vermişti. Medusa’nın ancak yansımasına bakarak öldürüldüğünü anlatmıştı. Medusa’nın kendisine, gözlerine bakan herkesin taş olduğunu ve tiyatroda da seyircinin bire bir gerçekle yüz yüze gelmesinden çok, gerçeğin yansıması ya da bir nevi başka bir yoldan yönlendirilmesinin daha doğru olduğunu anlatmıştı uzun uzun. “Diğeri seyirciyi taş eder” demişti.
İşimiz hep gerçeklikle tiyatroda. Gerçeği, dünyayı sahneliyoruz her seferinde. Her ne kadar Enzo Cormann ile bire bir aynı fikirde olmasam da söyledikleri beni çok etkilemişti. Performans sanatının gelişimini düşündüğümüzde performans olarak bedenini farklılaştıran, canlı olanla uğraşan sanatçıların yaptıkları performanslar beni her zaman etkilemiştir. Sahnede de performatif olanın çokça kullanıldığı bir dönemdeyiz, dünya tiyatrosunda da bu böyle. Rodrigo Garcia oyunlarında sahnede oyuncuların gerçekten balla kaplanması, kayması, gerçek hayvan kullanılmasından tutun ustamız Şahika Tekand’ın oyuncunun bir nevi sirk gösterisindeymişçesine bedeninin, sesinin sınırlarında seyirciyle aynı zamanı paylaştığı oyunlara; post dramatik tiyatronun her alanında oyun/oyuncu gerçekliğinin sorgulandığı, yeniden tasarlandığı oyunlara kadar asal meselemiz oldu gerçek zaman, performatif olan. Bir de tabii Rimini Protokol gibi grupların yeni belgesel tiyatro olarak tanımlanan gerçeğin sahnelemesi meselesi. Örneğin Radio Müezzin oyununda olduğu gibi gerçek müezzinlerin kendi hayat hikâyelerini sahnede anlattıkları bir denklem ya da Forced Entertainment gibi bir grubun sahnede oyuncuların gerçekliklerinden yola çıkarak oluşturdukları yaratımlar ilk akla gelenler.
Geçtiğimiz senelerde yakın zamanda gerçeğin sahnelenmesi konusu birkaç yapımda birden İstanbul’da da sahne almaya başladı. Benim ilk aklıma gelen “Gerçek Hayattan Alınmıştır” oyunu ciddi bir açılımdır Türkiye sahnesi için. Bir tiyatro sahibinin kendi gerçekliğinden yola çıkarak ve bunu da sahneye uyumladığı itirafının başlığıyla yazdığı, Arif Akkaya’nın yönettiği ve rahmetli usta Tomris İncer ile Yiğit Sertdemir’in oynadığı oyun boyunca sahnelenenin ne kadarının gerçek, ne kadarının “yalan” ya da “illüzyonel” olduğu konusu, seyirciyi kalbinden ve beyninden vuran bir durum oluşturmuştur. Ama burada bildiğimiz anlamda belgesel tiyatrodan çok farklı bir durum söz konusudur. Genco Erkal’ın “Sivas 93” oyununda Sivas katliamını bire bir hikâyeleştirerek sahnede bu acıyı hatırlatan ve anan tavrının yanında Yiğit Sertdemir’in kendi gerçekliğinden ve yakın geçmişinden yola çıkarak yarattığı gerçeklik birbirinden çok farklıdır.

Aynı çizgide kendi oyunlarımızdan da bahsetmek mümkün. “Yüzyılın Aşkı” oyununda Türkiye’nin geçen yüzyıl tarihinden 8 değişik epizottan oluşan yapıdaki sahnelerden birinde Deniz Gezmiş’in mezarından konuştuğu bir denklem vardır. Sevgilisine (ki onun da varlığı şüphelidir) konuştuğu bu sahnede bildiğimiz bir karakter bilmediğimiz ve var olmayan bir gerçeklik içinde sahne illüzyonuyla birleşir ve Deniz Gezmiş ve temsil ettiği gerçekler farklılaşır. Yine aynı şekilde son sahnelediğimiz “Yaşlı Çocuk” oyununda da belgesel tiyatrodan ya da herhangi bir biyografik sahnelemeden farklı olarak seyircinin, son iki senede Ortadoğu ekseninde hayatını kaybetmiş dört çocuğun yaşadığını hayal etmesini sağlarız. Çocuklar ve yaşadıklarımız gerçektir ama sahnede vuku bulan sahne gerçekliği onları başka bir düzleme taşır ve gerçek bir anlamda, Medusa’yı öldüren Perseus’un kalkanındaki yansıma gibi bükülür, farklılaşır. Bu noktada Yiğit Sertdemir’in yine aynı çizgide olduğunu hissettiğim “Yalınayak Müzikhol” oyunundaki rahmetli Tomris İncer’in oyunun içinde sembolik ve hikâyesel varoluşu neredeyse oyunun hazırlık sürecine damgasını vuran ekipten ve hayattan mecburi ayrılığını, oyunun bel kemiğine oturtmasından gerçeğin varlığını dönüştüren bir farklılık yaratılır. Seyirci bunu tam olarak tanımlayamasa da ya da bilmese de önemli değildir. O his oyuna hükmeder ve seyirciye geçer. Bu oyundan ve “Gerçek Hayattan Alınmıştır” oyunundan farklı olarak “Yaşlı Çocuk” oyununda ise malzeme yazarın ve ekibin, mekanın kendisi değil seyircinin ve dönemin gerçekleridir. Yani birinde performatif olarak neredeyse otobiyografik bir noktadan ilerleyen ve oyuncu/ yazar/ yönetmenin kendi hayatını farklılaştıran oyun, “Yaşlı Çocuk” oyununda hayatımızda olan başka figürler üzerinden ilerler. Sertdemir’in her iki oyunu da ‘kişisel olan politiktir’ noktasından ilerlemekte, diğeri ise politik olanı kişiselleştirmektedir.

Aynı çizgiden devam edersek gelecek sene sahneye kazandıracağımız ve bu sene okumalarını yaptığımız Ahmet Sami Özbudak’ın ‘Zakir’ adlı oyunu bu sefer yine politik bir figürü, yani Ali Ilgaz’ın bir devrimci olarak hayatını sahneye taşımakta. Fakat Ali Ilgaz’ın Kobane’de ölümüne kadar ilerleyen hikâye yerli yerinde durur ve anlatılırken aynı zamanda Ali Ilgaz’ın hayatından yazarın hayal ettiği karakterler yani arkadaşları onu anlatır. Bu oyun ise yine politik bir yakın tarih gerçekliğini sahnelerken, yazar/yönetmenin hayal gücüyle ortaya çıkan yarı gerçek yarı hayal ürünü karakterlerle sahneye farklı bir gerçeklik taşımakta. Seyircinin gelecek sezon ne dediğimi daha iyi anlayacağını düşündüğüm oyun, gerçek ve hayalin yan yana at koşturduğu çok özel bir denklem sunmakta.

Her ne kadar bu tür saptama ve izleklerin eleştirmenlere, tiyatro teorisyenlerine düştüğünü düşünsem de bundan sonra bu tür karşılaştırmalı tespitlerde bulunmak istiyorum. Hem kendimizi anlamlandırmak, yaptıklarımızın altını çizmek, belki mümkünse örnek olmak, tartışma açmak, hem de boşluktaki çaresizliğimizi yaşamamak için. Dönem, aktif eylem dönemidir çünkü. Sürç-i lisan ettiysek affola sevgili tiyatro yaratanları, tanrı ve tanrıçaları…

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı