Köşe Yazarları

Ufuk Tan Altunkaya / On Sekiz Yıl Öncesinden

28 Ekim 1998 tarihinde, Devlet Tiyatrosu tarafından “Cumhuriyetin 75. Yılında Türk Tiyatrosu” konulu paneller kapsamında “Tiyatroda Alternatif Arayışlar” paneli düzenlenmişti. Nesrin Kazankaya moderatörlüğünde Ayşın Candan, Kerem Kurdoğlu, Şahika Tekand, Mustafa Avkıran, Müge Gürman ve Nihal Koldaş’ın konuşmacı olarak yer aldığı panelde tiyatronun “alternatif”i tartışılmıştı. Bu ay on sekiz yıl öncesinin panelinden bölümlere yer vereceğim. Bu çerçevede geçen on sekiz yıl içinde “Hâlâ aynı noktada mı duruyoruz? Aynı meseleleri mi tartışıyoruz? Geçmişimiz ve bugün arasında duruş farklılığı var mı?” gibi soruları tartma şansına erişeceğiz. Aslında konuşmalardan aynı cümlelerin neredeyse bugün için de kurulabileceğini görmüş olacağız.
aysincandanAyşın Candan: “ (…) Öncü tiyatromuzun 1980’li yıllardan sonra yeşerdiği bir gerçek. Alternatif arayışların Türkiye’deki konumu çok da hoşnut olunacak bir durumda değil. Öncü tiyatro temsilcilerini eleştirecek değilim. Onları çok seviyorum ve çok da kahramanca buluyorum. Ancak bizim kültürümüzde öncülük biraz güçlüklerle karşılaşan bir kavram; geleneklerimize çok bağlı, eski değer veren, denenmiş, tanınanı, bilineni en doğru, en iyi sayan yani bir parça tutucu bir toplumuz. Onun için böyle bir toplumda yeni işlerle, öncü işlerle ortaya çıkmak yürek istiyor, cüretkarlık istiyor, parasal olanaklar istiyor. En önemlisi de kendini destekleyen seyirci istiyor. (…)”
kurdoglu keremKerem Kurdoğlu: “(…) Her şeyden önce alternatif alternatif arayışlar tanımı üzerinde durmak istiyorum. İKSV’nin çok iyi niyetlerle oluşturduğu “öteki tiyatro kulvarı”, ilk başta hareketin içinde sayabileceğim 7-8 tiyatro tarafından çok olumlu karşılanırken, sonra çok rahatsız edici bir etiket haline dönüştü. Sanırım bu hareketin içinde de bu etiketi en çok seven de ben oldum. Rahatsız ediciliği bundan kaynaklanıyordu: Bu etiket, “sanki bir yerde esas tiyatro var, başka bir yerde de birileri telaffuz edilir hale geldi. (…) Bütün bu topluluklar, hem kendilerini hem de seyircilerini, daha dinamik ve daha heyecan verici bir tiyatroyu yaratmak üzere dişleriyle tırnaklarıyla, alternatif olanaklar yarattılar. Çalışmaya başladılar ve çalışmaktalar. İlk anda geleneksel tiyatro ortamı, eleştirmenleriyle, gazetecileriyle pek bir heyecanlandılar. Sonra bu heyecan yitti. (…) görmezden gelinmeye başlandılar. (…)

Şahika Tekand: (…) Bir kere alternatif olan şeyi hep kendimiz için sorduk. Biz niye başka bir şey yapmaya çalışıyoruz? Bunda hem bazı genel geçer ilkeler vardı, hem de gerçekten sadece insan olarak, sanatçı olarak dünya üstündeki duruşumuzda, bu dünyaya karşı hissettiğimiz şeyler vardı. Yani şöyle tespit edilmiyor bu pratikler; işte kitaplar açılıp, okunup, örnekler seyredilip, oralarda neler oluyormuş, dünya ne yönde değişiyor acaba ve ben buna nasıl uydurabilirim kendimi şeklinde değil. Ben dünyada, neden rahatsızım, bu işi neden yapıyorum sorularıyla şekillenen şeyler. (…) Bir kere alternatif arayışı öncelikle sadece sanatsal anlamda değil, yaşamsal anlamda yaşanan durumdan da bir memnuniyetsizlik, var olan durumla bir çelişki olması durumunda ortaya çıkar. Haydi alternatif olalım kararıyla olmaz. (…)”
mustafa-avkiran-nereliMustafa Avkıran: “(…) Öncelikli olarak Şahika Tekand’ın bir sözünü okumak isterim: “Yenilik, bir gereklilik, maddi ya da düşünsel bir zorunluluksa eskiye alternatif olabilir. Aksi halde yenilik tam da sistemin arzuladığı, var olanı çeşitlendiren, var olanı kabul edilebilir ve çekici hâle getiren, var olana karşı çıkmak yerine onunla uzlaşan bir şey hâline gelir. Böyle olunca da var olan durumu ilerletmez, değiştirmez, sadece yetkinleştirir.” (…) Alternatif tiyatrolar bir isilik gibi çıkan ve sönen şeyler olmamalı. (…) Artık Türkiye’de bir şey harekete geçmiştir. Bu tiyatro artık emekleme halini aşmış, bugün var olma hâlini almıştır.”

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı