GenelHaberler

"Üç Kuruşluk Diktatör"' davası devam ediyor. Gül Göker: "Hakareti bir yöntem olarak benimsemedik, buna sığınmadık!

1971 yılında kurulduğundan bu yana Devlet yardımına başvurmadan ve sermaye çevrelerinden destek almadan tiyatro yapan ender profesyonel tiyatrolardan Ankara Birlik Tiyatrosu tarafından oynanan “Üç Kuruşuk Diktatör” adlı oyuna Burhaniye Belediye başkanı, Cumhuriyet Savcılığına giderek suç duyurusunda bulunmuştu.

Oyuna dair açılan soruşturma hâlâ devam ederken dün oyunun yönetmeni Gül Göker  Burhaniye Adliyesi’nde görülen davada savunmasını yaptı. Duruşma Mayıs ayına ertelendi. Davanın sonucunda “Üç Kuruşluk Diktatör” oyunuyla Cumhurbaşkanına hakaret edilip edilmediğine karar verilecek.
Gül Göker’in duruşmada verdiği savunması:
Sayın Yargıç,
Bugün 27 Mart. Dünya tiyatrolar günü.
Türk Tiyatrosunun son yüzyılını incelediğimizde, başta Abdülhamit döneminde ve daha sonraları tiyatro sanatçılarının, yazarlarının, yönetmenlerinin birçok kez yaşadığı bir durum ile karşı karşıyayım.  Abdülhamit döneminde, ‘tehlikeli çağrışımlar’ yaptığı için, bir takım sözcükler bile yasaklanmıştı. ‘Saray, yıldız, hürriyet, vatan, kanun –i esasi, musavat ve burun’ gibi…
Özellikle, ‘burun’ sözcüğü ile ilgili olarak, yönetenlerin hassasiyeti ziyadesiyle artmış, Tepebaşı Tiyatrosu’na, Paris’ten gelen bir Fransız Tiyatrosu Cyrano de Bergerag oyununu oynayacağı gerekçesiyle engellenmiş ve ekip, Fransa’ya geri dönmek zorunda kalmıştı. Çünkü oyun kahramanı Cyrano’nun, abartılı bir burnu olduğu ve burnu üzerine uzun bir söylevi bulunduğu için, sultanın yani Abdülhamit’in iri burnunu çağrıştıracağı endişesi ile engellenmişti. Saray, bu bilgileri, beslediği jurnalciler sayesinde alıyordu.
Yine, Namık Kemal’in “Vatan yahut Silistre” oyunu sergilendiğinde, seyirci çok büyük bir coşkuyla sokağa fırlamış ve tezahürat yapmıştı. Bu yüzden, oyun yasaklandı ve Namık Kemal sürgüne gönderildi.
Sıkı denetim ve baskı altında tiyatro yaşamı üzerine pek çok tuhaf olaya rastlanmaktadır. Bir oyunda, yazar Ahmet Fehim, kadının gözlerinin ‘yıldız’ gibi parladığını söylediği için jurnallenmiş ve oyun derhal durdurulmuştur.
İbnür Refik Ahmet Nuri’nin yazdığı ve oynanan “Anatol’ün İzdivacı” adlı güldürüden dolayı, yazar sorguya çekilmiş, Anatole ile Anadolu’yu kastettiği, Anadolu ile hangi toprak parçasının nikahının kıyılacağı üzerine kafa yorulmuştur.
Gedikpaşa Tiyatrosu’nda, Hz. Musa ve Firavun adlı oyun nedeni ile salon kapatılmış ve bina o gece yıktırılıp, yok edilmiştir.
Osmanlının hakkını yemeyelim. Bütün bunlar olurken, saraya özel methiye düzen tiyatroların da, üç beş altın ile ödüllendirildiğini okuyoruz.
Ardından gelen Cumhuriyet döneminde, “Vatan yahut Silistre” oyununun oynanmasına izin verilmiş ise de, içindeki “Padişahım çok yaşa, yaşasın Osmanlılar” gibi sözcükler çıkarılarak…
Oyunlarda, Laz, Çerkes, Gürcü, Ermeni, Arnavut taklitleri yapmak ise, milli şuur’un gereği olarak yasaklanmıştı.
Tarihimiz, buna benzer sayısız örnek ile dolu. Türk Tiyatrosu, bütün bu engellere karşın, günümüze ulaşmayı başarabilmiştir.
Bu gün, “Üç Kuruşluk Diktatör” yargılanmaktadır. 48 yıldır yaşamını sürdüren, son beş yıldır da yönetmeni olduğum Ankara Birlik Tiyatrosu’nun bu oyunu nedeniyle huzurunuzda bulunuyorum. Bir oyundan ötürü yargılanmak ilk kez olmuyor. Bir tiyatro oyuncusu olarak, bu tiyatronun yöneticisi olarak, geçmiş oyunlardan birçok kez yargılandım. 312’den, 141-142’den…
Özellikle Pir Sultan Abdal oyunu ile yasaklamalar, aklanmalar, yargılanmaların sayısı 100’ün üzerindeydi. 21. yüzyılda, bu yargılanmalardan, Ülkem adına her defasında utanç duydum. Bütün mahkemelerden aklandık ve beraat ettik. İlk kez bir mahkemede ‘hakaretten’ yargılanıyorum. Bunu reddediyorum. 48 yıl boyunca, tiyatro anlayışımız içinde hep halktan yana bir tavır alarak, eşitlikten, özgürlüklerden, haksızlıklardan, adaletsizliklerden söz edip, insanca yaşanacak bir ülke özlemimizi dile getirdik.
Bunu dile getirirken, hakareti bir yöntem olarak benimsemedik, buna sığınmadık.
“Üç Kuruşluk Diktatör” bu ülkenin en değerli yazarlarından Muzaffer İzgü’nün 1993 yılında yazdığı ve bize getirdiği bir oyundur. Ve o günlerde, tiyatromuz tarafından sergilenmiş hatta başka tiyatrolar tarafından da Anadolu’da oynanmış bir güldürüdür. Bu gün için yazılmış değildir. Buna dair dökümanlar mahkemenize sunulacaktır.
Oyunda bir ülke adı yoktur. Hangi ülkede, hangi dönemde geçtiği belirtilmediği gibi, oyun kahramanlarının hiç birinin adı, milliyeti yoktur. Evrensel bir teması vardır. Çünkü diktatörlük, evrensel bir sorundur. Dünyada, sayıları çok olmasa da, birçok ülkeyi yönetenler için, ‘Diktatör’ denmektedir.
Prof. Emre Kongar, Diktatörler için bilimsel tespitlerde bulunmuştur. “Bütün diktatörler hırsızdır; çalar, çırpar, mal ve para biriktirirler.”
Bu oyun 1993 – 94 yıllarında birçok kentte oynanmıştır. Arşivden çıkarılarak, günümüzde yeniden sergilenmiştir. Bu gelenektir. Geçmiş dönemde tutan, sevilen bütün oyunlar, yeniden sahnelenebilir.
2016 – 2017 sezonunda, başta İstanbul, Ankara, İzmir ve birçok Anadolu kentinde oynanmış olup, Burhaniye’ye kadar herhangi bir kovuşturma ve davaya konu olmamıştır. Polis Vazife ve Selahiyetleri yasası gereği bütün oyunlar, güvenlik güçleri tarafından izlenmiş, kaydedilmiş ve suç işlenmiş kanaati oluşmamış iken, Burhaniye Emniyet Müdürlüğünün de böyle bir kanaati yokken, ne olmuştur da bu kentte dava açılmıştır?
Oyunu sergileyebilmek için tek salon vardır. Belediye’nin Tiyatro Salonu. Salon talep edilmiş, Belediye, salonu, oyunun adından huylanarak vermek istememiş, Belediye Encümen üyelerinin talebi üzerine kerhen, tarafımıza tahsis edilmiştir. Ancak oyun bu kente daha gelmeden, körfezde yayın yapan “Körfez” gazetesi ve muhtelif radyolardan, oyunu hedef alan olumsuz, kışkırtıcı yayınlar yapılmıştır. Belediye Başkanı ile arz talep ilişkisinde, hüsran yaşadıkları söylenen bu gazete, oyunu malzeme konusu yapmış ve kışkırtıcı bir yol izlemiştir. Haberin bir örneği Makamınıza sunulacaktır. Bu yayınlar, Belediye Başkanı Necdet Uysal’ın üyesi olduğu AKP’nin liderine ve Cumhurbaşkanına – ki kendileri ‘Reis’ olarak adlandırmaktadır – hakaret edilen bir oyuna salon vermiş olmaktan ötürü, korku duymasına neden olmuştur. Bu korkuyla, hiç izlemediği, tek bir satırını bile bilmediği oyun ile ilgili olarak, hemen ertesi günü Savcılığa başvurmuştur. Böylelikle, oyunda ki Diktatör ile Recep Tayyip Erdoğan’ı özdeşleştiren Körfez gazetesi ve Belediye Başkanı olmuştur.
Son sözüm;
Ben bu ülkenin yuttaşı olarak, Anayasa’nın 64. maddesinin bana verdiği hakkı kullandım. Oyun yazarımız Muzaffer İzgü ve ben, bir Diktatörden söz ettik ancak Recep Tayyip Erdoğan’ı kastetmedik. Kaldı ki, bir sosyolog, siyaset bilimcisi ya da hukukçu değilim. Recep Tayyip Erdoğan’ın incelenmesi onların konusudur.
Aklanmayı talep ediyorum.
Gül Göker

Etiketler
Makale Altı Reklamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı