Ayın KonuğuAyın Konuğu

Sevinç Erbulak sordu; Aşkın Şenol ve Füruzan Aydın cevapladı.

Altı Kişi Oyununu Buldu

……Böyle birden bire başlayacak onlarla. Çünkü onlar öyle….
Onlar her an böyle, birden bire.
Müstehak kulis röportajları gazetemiz de azıcık dinlenmek istediği için iki aylık bir tatile çıkmadan önce, Aşkın Şenol ve Füruzan Aydın’la pikniğe gidiyorum seve seve…Evet  aklımı seveyim sevgili Müstehak’çılar. Hepinize iyi okumalar…
”Sirkeci’de meşhur bir köfteci var, adı Namlı”. ”Sirkeci’de değil” diyor Füruzan ama Aşkın, ”Sirkeci Namlı Köftecisi işte” diye devam ediyor, evet evet röportajın ilk saniyeleri bunlar. Yaz sıcağının şehre fevkalade bir şekilde geldiği ilk gün bugün, Moda sahilinde çimenlerin üzerinde, piknik örtümüz,peynir zeytin domatesimiz  ve biz ( Füruzan, Aşkın ve ben ) şahaneyiz…
A- Orada çok güzel iki tane abimiz var, Ferruh abi ile Faruk abi diye, köfte yapıyo piyaz yapıyo ama biz onların daha çok sohbetlerinden..senelerce gide gele dost olduk Sevinç…Nasıl olunuyo bilmiyorum 60 yaşında 70 yaşında insanlarla dost ama olunuyo işte…Ben de tabii çok genç sayılmam :))) Ondan sonraaa, onlar bize böyle zeytin getirir, tarlasından domates getirir, işte sana haftaya bilmem ne getireceğim ama sen de burada ol der falan…(Tam bu sırada peynirleri çok yakından verdiğim için Moda’lı kedilerin istilasına uğruyor pikniğimiz ) Sevinç’ciğim eee sen ne yapıyorsun ?
S- Ben ne yapıyorum Aşkın’ım ? işte Ferruh babanız ile başlayacağım röportajımızın birinci dakika beşinci saniyesindeyim şu an…Hava güzel, kediler çılgın…
( O an anlıyorum ki Füru ve Aşkın’la gün çok güzel geçecek, o an içimden diyorum ki ne güzel oldu ya ikisiyle hem yaza merhaba hem de tatil öncesi son röp )
S- Tatlişkolarım ?
A- Evet ?
S- Şimdi soruları ben sormuyorum, yani sorularım var ama numaraları siz söylüyorsunuz’lu :)))
F- Çoktan seçemeli mi ?
S- Yok, 15 sorum var, tabii bu 30 adet cevap demek…Hepten seçmeli.
A- İçinden geçmeli.
F- 3 !
S- Gerçekten mi ? Ay bu soruyu ilk defa soruyorum, ikiniz için de geçerli; Aşkın’dan önceki hayatını 1 dakikada anlatır mısın Füru ? Ve işte sonra da Aşkın’a rastladım diyeceğin hayatın…
F- Savruluyordun Aşkın’dan önceki hayatımda. :))) Evlilikten tamamen vazgeçmiştim. Aşık olacağıma inanmıyordum. Ondan sonra :))), sanatsal olarak çıkmazlardaydım. Bir şey becereceğime olan inancım da kalmamıştı açıkçası, kendime pek güvenmiyordum.
S- Korkunç bir durumdaymış. Sen niye aldın ki bu kadını ?
A- Ben kadından anlarım :))))
F- Ya durun be, annemle bile anlaşmıştım hatta çeyizimi alma konusunda, bu zamana kadara evlenirim ederim diye hep o IMG-20150506-WA0001biriktiriyordu. Artık yeter dedim, benden bir şey olmayacak, ver onları bana ! Çok üzüldü ama kabul etti. Onu bile kabul ettirmiştim yani. Yeni evine çık hemen veriyorum dedi. Sonraaa, Aşkın’la tanıştım mı ? Bir dakika doldu mu ?
S- Var bir on saniye daha:)
F- Aşkın’la tanışmıştık zaten daha önce ama…Çarpıştık.
A- Füruzan’la tanışmadan önceki hayatımda, aslında….
S- Bunu yaparken bize domates kestiğini yazabilir miyim ? 
A-Tabii :)) Füruzan’la tanışmadan öncesi hayatımda domates kesiyordum. Salatalık doğruyordum, hala da keserim zaman zaman. Aynı Füruzan gibiydi benim de hayatım, artık çok fazla ümidim kalmamıştı. Dedim herhalde böyle geçecek bu işler falan filan diye…Hani hep diyorlar ya böyle bir insanlar karşılaşırsınız ve doğru insan olduğunu anlarsınız. Onlar hep insana tırışka geliyor ama tırışka değil gerçek onlar. Ben de savruluyordum evet, tamamen tek kişilik bir hayat kurmuştum. Tamamen tek kişilik ama. Bir sürü arkadaşım olmasına rağmen, çok da kıymetli arkadaşlarım…
F- Kolayı ne yaptık ayol ?
A- ( Yazmıyorum Aşkın’ın ne dediğini ama ölüyoruz burada gülmekten ) Böyle işte bir dakika sürmez anladın mı ? :)))Ondan sonraaa…
F- Hah tamam buldum aşkım.
A- Ondan önceki hayatımı kabullenemiyor, ondan bu yaptıkları :))))Kola nerde, şeyim nerde filan…Yalnız yaşamayı tam kabul ettiğim zamandı, ben dedim ki önce yalnız yaşamayı kabul edicem sonra istediğim kişiyi bulucam; öyle hissettim. Evet. Bir yere gidiyorum burada Moda’da, ismini vermek istemediğim Belfast diye bir bar :), ondan sonra, orada duruyordum ve diyordum ki buraya niye geliyorum ? Millet yanlış anlamasın, sap sap herifler gitmiyor oraya, bir sürü kadın da gidiyor da, böyle müdavimi olan çok kadın yoktu; şimdi biraz daha öğrenciler basmış orayı. Diyordum ki ulan aradığın kadını burada mı bulacaksın ?
S- Orada mı buldun ?
A- Evet ! Bir dakika dedim, sen bir kadın istiyorsun, burada günde yirmi kadın geliyordur. Sen bir tane arıyorsun, bunu unutma ! Orada bulabilirsin dedim ve Füruzan’la tanıştım.
S- Belfast’ta ?
A- Onu sonraki soruda anlatıcaz 🙂
S- O zaman bir numara söyle.
A- 15.
S- Son sorum ya o ! Peki, yaşadığımız ülkede sevmediğin bir şeyi değiştirme görevi sana verildi, yani verilse, sabah kalktın; herkes senden bir açıklama bekliyor. Neyi değiştirmekle başlarsın ?
A- Bunları yazma. Hiçbir şeyi değiştirmem. Bunu söyle. Gerisini yazma. Hiçbir şeyi değiştirmem’i yaz ama.
( Aşkın öyle güzel anlattı ki, gidin ona sorun olur mu burada neler dediğini, canı isterse size de anlatır belki. Sıra Füruzan’a geldiğinde Aşkın ikimizi de yerlere yıkıyor, ben bir ara eve gitmek istiyorum, bir an evvel röportajı çözmek istiyorum diyorum ama Aşkın hiç hız kesmiyor, biz hep gülüyoruz. Ne güzel bir şey ya gülmek; belki Füruzan ile ikimiz o an bunu hatırlıyoruz ne bileyim )
A- Kocanın saçlı olmasını istemez misin mesela ? Bunu değiştirmek istemez misin ?
F- Hayır. Kel seviyorum. Ben kendimle ilgili bir şeyi değiştirirsem değiştiririm. Bakış açımı değiştiririm yani.
A- Süpersin.10 numara cevap verdin.
S- Bence de. Şu an var ya…. Pekiii, Moda sahilinde, yani röporatjı burada yaptığımız için öyle diyorum, soru senin için de geçerli Aşkın.
A- Anladık onu :)))) Evde biri bir şeyleri anlamıyor herhalde… (Gülmeler, durmalar, şu an dinlerken daha da çok gülüyorum )
S- Evet, annem 🙂 
Buradan böyle, sahilden yirmili yaşlarınızdaki haliniz geçiyor, ne yapıyorsunuz ?
IMG-20150506-WA0004F- Hemen üstüne atlamak isterim, yapar mıyım bilmiyorum şu an. Durdururum, derim ki hızlı ol ! Yani durma ! Tembellik etme, çok uyuma. Kendine birazcık daha güven !
S- Uyuma ! diye ben de derim bak.
A- Bunu bugün de yapabilirsin Füruzan.
F- Onu da 40-50 yaşındaki Füruzan gelsin söylesin. Şimdi kendi kendime niye söyliyim ?
A- Ben yirmi yaşındayken Matrix filmi varmış mıydı bilmiyorum ama, ben kendimle karşılaşsaydım şaşırmazdım, o yüzden kendimle gidip konuşurdum ve şöyle derdim, şey derdim; ‘‘ Ya çok da fazla takma, çok da bir şey yok yani ”.
S- Çok takmıyorsan bir numara söyle.
A- 1.
S- En sevdiğin oyun yazarları ?
A- cal of the tea’nin yazarı mesela ?
S- O ne ya ?
A- Bilgisayar oyunu :)))) Şu sıralar fazla okumuyorum ama. Okuduğum zaman Cehov oyunlarını okumaya bayılırım. Ondan sonra tabii ki hazreti Shakespeare’i çok severim. Bazı yerleri çok hoştur, Allahım derim; bir yazarın hani iki sayfasında beş tane gerçek olur mu yani ? O kadar olmaması lazım. Allahın cezası nereden biliyordun bu kadar şeyi ? Türk yazarlardan da Melih Cevdet Anday’ın oyunlarını pek severim.
F- Ben de Melih Cevdet Anday’ı çok severim, hatta bir gün inşallah böyle Mikado filan denk gelir bir yerlerde.
S- Belki bir gün beraber oynarsınız.
A- Olur. Boş musun Füruzan ?
F- Brecht severim. Balkanlar acaip bir de.
A- Balkan yazarları ben de çok seviyorum. Duşan Kovaçeviç. O abi çok güzel. O adamlar bu sorunları nasıl güzel anlatıyorlar. Nasıl oluyor anlamadım ben o işleri. Bir sayı söyle Füruzan.
F- 8.
A- Maalesef puan veremiyorum 🙂 Ben çok mu yedim ?
F- Domates güzel.
S- Bir daha dünyaya geleceksin, sen ne istiyorsan o olacak, kadınım,erkeğim, şuyum buyum, nesin ?
A- Eğer herkese böyle bir imkan sunulsaydı, yani bütün dünyadaki insanlara böyle bir imkan sunulsaydı, burası epey boş bir yer olurdu, ben burada olurdum o zaman.
S- Oyuncu musun peki ?
A- Oyunculuk dışında bir şey yapmak isterdim mesela. Ben kendimde fark ettim ki benim böyle tamirata yeteneğim ve düşkünlüğüm var. Bir çekim vasıtasıyla uçak hangarına girdim, bu da büyük bir şans. Jet motorları filan. Böyle aklımın yarısını orada bıraktım. Burada çalışabilirim dedim. Acaba bir yolunu bulabilir miyim dedim falan. Mühendis falan değil ama tamircisi yani. O motorun tamircisi yani.
S- Anladım anladım, ne deniyorsa yani onlara.
A- Onlara Abdullah, Hasan, Mehmet usta filan deniyor. ( Burada uzun süre ara vermiş öyle gülmüşüz, kahkahalarımızı dinliyorum şu an ) Bir abi var orada anlattı bana, başka bir röportajın konusu bu, zaten gidip onunla konuşmak lazım. Olağanüstü yani.
F- Dans etmek isterim çok. Acaip dans etmek isterdim yani.
A- Acaip derken kafanın üstünde filan mı yani ?
F- Çok etkileyici bir dansçı olmak isterdim yani. Flamenko yapmayı çok istiyordum da ben, izin vermedi evlendiğimiz zaman. Karım dedi, sus anlatıyorum, karımı dedi; göndermem dedi öyle elalemin adamlarıyla dedi. Bu adam oyuncu ha ?
A- Evet ben oyuncuyum ama daha çok uçak mühendisiyim. Flamenko’nun ne olduğunu bilmiyordum, bu da çok üstüne gidince Allah Allah dedim ben yokken hayallerini gerçekleştireydin de, sonra karşılaşınca hayallerimize beraber devam edeydik dedim.Tamam dedim devam et, İspanya’ya giden bir arkadalıma kastanyet getirttim, elini sürmedi.
IMG-20150506-WA0009S- Kız senin de öyle böyle büyük bir isteğin yokmuş galiba…
F- Vardı da…
A- Bir cümleyle hayatını bitirdim bak 🙂
F- Vardı vardı da, daha gençken başlamam gerekiyordu sadece…
S- Her ay sizinle röportaj yapmak istiyorum, yayınlansın yayınlanmasın.
A- Olur, yayın bizim için önemli değil 🙂
S- Tiyatro Adam nereden çıktı, haydi anlat.
A- Biz Fatih’le Serdar abimin (Akar) çektiği ”Geniş Zamanlar” diye bir iş yapıyorduk. Fatih Koyunğlu kardeşimle orada tanıştık. Evren diye bir arkadaşımız daha vardı, biz hep böyle Cevahir’e gidip konuşuyorduk, ya işte tiyatro mu yapsak diye…Ne yapabiliriz falan. Böyle sıkıldık mı falan, Haydi Cevo’ya gidelim, kahve içelim konuşalım filan. Acaba bir tiyatro yapsak olur mu ? Falan. Günün birinde şöyle bir ortam oldu, Serdar abi dedi ki bütün mali şeyinizi ben karşılıycam dedi. Dedik dalga geçiyo. Alay ediyo herhalde. Ertesi gün aradı Serdar abi, oğlum hani teksti getirecektiniz noldu dedi. Gittik abi, o gün gittik işte adımız ne olsun dedik, Adam filmden, Adam Tiyatro olsun dedik; ondan sonra tabii bir sürü başka hikaye var da, biz kendi istediğimizi yapacak şanslı bir grup olduk. Görüyorum ki şu an çok da şanslı grup var, yapan yani, kendi istediklerini.
S- Müstehak ve Tiyatro Hal deyince ?
A- Orada çok güzel bir ”Örümcek Kadının Öpücüğü” izledik biz, çok hoşumuza gitti. Biz ilk gittiğimizde yani tiyatro olarak, sandalyelerin minderi yoktu, dedik ki, buraya biz minder almalıyız, araştırdık ettik, çok pahalıya çıktı. Ne yapalım nerden bulalım derken öyle bir oldu ki birileri minder almış. Gazete davasında da, her davada olduğu gibi, biri bir şeyi kafasına koyunca bu, mutlaka bir yere varıyor işte. Eskiden daha az yerde görüyordum mesela Müstehak‘ı şimdi daha çok yerde görüyorum falan. Okuyoruz, sonra bulduğumuz yere bırakıyoruz. Bu galiba alışkanlıkla alakalı, herkes okusun diye…
S- Matbaamız değişti, hatta onun da romatik bir hikayesi var. Bir twite bir kişi döndü falan.
A- Zaten bir kişiye ihtiyaç vardı değil mi ?
S- Evet aynen. Can bey buldu bizi. Ankara’dan. 
A- Evet işte ya, bak orada öyle bir adam var. Biz de Serdar abiye dedik ki, baba sen deli misin ? Tiyatro… Hani niye böyle bir şey yapasın ? Neden yapıyorsun abi ? Dedi ki bana bırak yani, benim de düşündüğüm bir şey var herhalde dedi. Ben dedi Bolu’da öğrenciyken dedi, Müşfik Kenter bize gelirdi ve ders verirdi dedi. Bizim de herhalde onun öğrencilerine yapacak bir şeyimiz var herhalde dedi. Bir sürü şeyi ondan öğrendim ben, sen ne karışıyorsun dedi 🙂 Öyle bir hikaye işte. Ona orada Müşfik hoca bunu yapmış, o bize, bakalım biz birgün kime napıcaz ? Bilmiyorum ki belki de yapıyoruzdur…
S- En sevmediğin özelliğin, ama sevdiklerini de anlatacaksın sonra merak etme.
A- Çok yakıyorum. :)))))))
S- Sevdiğin özelliklerin ?
A- Kendimi sevmeyi biraz geç öğrendim ben o yüzden pek seviyorum şimdi. Ağzımdakini yutabilirsem acaip şeyler söyliycem de…Ya şimdi genel şeyler söylemek….Konuşmak çok tırt bir duygu tamam mı ? Her şeyi anlatabiliriz sanıyoruz ama aslında bambaşka şeyler anlaşılıyor falan. Bence insanın kendini affetmesi, insanları affetmesi, hataların insanlar için olduğunu, çok klasik olacak ama evet bizi insan yapan malzeme bu. Yoksa biz böyle demir parçası gibiyiz yani, sert, irade, bilmem ne. Zaaflarımız bizi insan yapar. İnsanın bu dünyaya gösterebileceği en büyük duygu merhamet duygusu. Gerisi tıs. Sevgi o merhametin içinde bence. Yapabileceğimiz en büyük numara da bu. Affedebilme duygusu. Bu da bizi daha çok insan, daha çok ne derler ya ? Çok haklı yapmıycak ama daha çok birbirimize yaklaştıracak diye düşünüyorum. Güzel konuşamadım ama…
F- Yani kendinde neyi seviyorsun ?
A- Kendimde sevmediğim özelliklerim dışında hepsini seviyorum. Çok da sevmediğim bir özelliğim yok, çok yakmam dışında 🙂
F- Çok takıyorum, çok yakıyorum. Ben de öyle…
A- O takınca, yakıyor.
F- Çok unutmuyorum ben bir de. Hiç unutmuyorum.
A- O ne biliyor musun ? Bu dünyada ben napıyorum ? Ne arıyorum ben burada diyorsun. Her gün bunu soruyorsun.
F- Ne bileyim işte takıyorum yakıyorum.
A- Yıkıyorum çıkıyorum, bir de o var 🙂
S- Birlikte eğlendkleriniz kimler ?
A- Annem benim. Annem, gerçek bir eğlence. Babam çok esprilidir mesela ama gerçekte komiğin annem olduğunu söylerler. Yani, onun başka bir dünyası var. Şimdi telefonla arasam, ahahaa diye güler, niye gülüyorsun anne, hiçbir şey yok, güldüm der. Anladın mı ? Şebnem Sönmez’e soracaksın, o çok iyi bilir annemi. Onun dışında, Adam tayfası, bizim tiyatroda herkesin kendine has bir durumu var, o çok komiktir, çok gülüyoruz beraber. Gülmeyi seviyorum, gülmeyi seven herkesi de seviyorum. Espri yapmak değil, o espriyi kavramak çok komik geliyor bana. Ulan bunun aklına bu nerden geldi ? Bu komik. Bunu nasıl böyle düşünürsün ? Ben ona gülüyorum en çok.
S- Fatih’e güldün di mi Afife gecesinde ?
A- Kesinlikle. Ona Oscar’ı sunduracaklar seneye. İngilizceye de hiç gerek yok, o bağlantıyı kurar hemen. Gerçek böyle, o bir bağlantı ustası. Çok fena :)))
S- Füru ? Senin eğlendiklerin ?
F- Aha bu adamla çok eğleniyorum. Kendi kendime eğleniyorum. Tiyatroda pek eğlenmiyorum artık. Bakırköy’de. Her şey çok ciddi olmaya başladı. Ben sevmiyorum öyle. Ben bundan sonra yaşama amacım olarak görüyorum bunu ya, yani eğer bu işe devam edeceksem; sadece eğlenebileceğim insanlarla olmak istiyorum. İstemiyorum gergin ortamlarda, gergin insanlarla, bir şeylerle sürekli mücadele ederek çalışmayı. Tiyatro öyle bir şey değil ki. Rahat rahat çalışacaksın, birlikte saçmalıycaksın. Her şey artık o kadar zorla sahip olman gereken bir hale geldi ki, asap bozucu bu benim için. Ben beraber eğlenmenin çok önemli olduğunu düşünüyorum bizim meslekte. Herşeyde öyle, hayatta öyle de tabii bizde daha fazla ve bu, çok azaldı. Belki ben şu an öyle bir ortamdayım o yüzden ve çok eksikliğini çekiyorum. Kendi arkadaşınla çalışamıyor olmandan bahsediyorum, eğlenemiyor olmandan. Bak bugün seninle yaz sezonunu açtık ne güzel. Önceden mesela, bir an önce sezon açılsın, işte yazı nasıl hızlı geçiricem diyordum şimdi öyle değil. Ne kadar acı.
 ( Biz bu röportajı yaptıktan sonra Sosyal Medya üzerinden Nasıl bir Tiyatro kampanyası başlatıldı. Seyircilerin de desteği ile büyüdük. Bakırköy Belediye Tiyatrosunun önünde basın açıklaması yaptı BBT oyuncuları. Yanlarındaydık. Tuhaf bir şekilde ”Tiyatroyu Tiyatrocular yönetir” demek zorunda kaldığımız günlerden geçiyoruz hala. Bitecek bu biliyoruz, ama ne zaman biteceğini hala bilmiyoruz )
IMG-20150506-WA0007Böyle hayat mı geçer ? Böyle tiyatro mu yapılır ? Ne diyordum ben ? Böyle sıkıntı verici şeyler konuşuyorum.
S-Beraber güldüğün insanları anlatıyordun.
F- Bununla gülüyorum ben, çok güldürüyor beni.
A- Sağol 🙂
S- Aşkın ? Yarın kiminle ya da kimlerle provaya başlayacak olsan bu gece uyuyamazsın ?
A- Şimdiiiii, ben buna cevap veremiycem çünkü kimse.
S- Gerçekten mi ?
A- A. Hopkins arasa uyurum yani. Şeyden değil, şöyle bir şey…Bizim tiyatroda mı yapıcaz ? Hopkins’in tiyatrosunda yapacaksak sorun yok, her gece uyumam. Bizim tiyatroda yapacaksak düşünmem gereken çok şey var abi. Niye A. Hopkinsê prodüksiyon yapayım yani ? Gözleriyle eziverecek beş dakkada bizi. Ona niye öyle bir olanak sağlıyım ? Şöyle bir şey, ilham aldığım çok insan var. Müşfik Kenter benim için bu işin kralı mesela ama o bile provaya çağırsa akşam tosur tosur uyurum. Yani herkes be Sevinç, herkesle provaya girmek isterim yani.
S- Hopkins’in tiyatrosunda oynayacaksan uykusuz kalıyorsun ama.
A- Uçakta giderken de içerim yani. Rahatım. Nasıl olsa herşeyi o yapacak.
S- Ne oynuyorsun onunla mesela ?
A- Herşeyi. O oynıycak biz de uşak olucaz yanında. Buyrun efendim, Sir ? falan yani.
S- Niye ? Belki Godot oynarsınız beraber.
A- Benimle Hopkins Godot’da enteresanmış, olur yani. İlginçmiş bak, onu bi arayalımi kontür var mı ?
F- Ben de öyle, yarın bir prova olsa şimdi uça uça giderim burdan. Ama şey daha çok heyecanlandırır mesela, tiyatroyu dönüştürüyor olmak mesela. Onunla alakalı iyi bir haber almak çok heyecanlandırır, o zaman uykusuz kalırım bak. Dönüştürmek, değiştirmek, güzelleştirmekten bahsediyorum. İçinde var olduğum tiyatrodan söz ediyorum. Tiyatro Adam böyle kalsın. Ben kendi tiyatromla ilgili diyorum ki, değişmesi gerekiyor. Şimdi bir haber alsam mesela, iyi gidiyorsunuz, iki tane hakkınızı da geri kazandınız mesela; bilmem buradan herhalde koşa koşa giderim Bakırköy’e.
S- Bu beni de koşturur Füruzan. Ben de duysam, yönetmeliğimiz değişmiş olsa mesela ben de çok mutlu olurum herhalde. Bunlar zaten olması gerekenler aslında. 
S- Siz beraber oynayacak mısınız ?
A- İnşallah. Bu zaten bana Allahın emriymiş gibi geliyor.
S- Olursa Tiyatro Adam’da mı olur ?
A- Hiç bilmiyorum ki, ben Tiyatro Adam’da tek başıma olmadığım için, herhangi bir pozisyonda biz beş kişi oturup konuştuğumuz için, o ancak; herkesin kararıyla oturup konuşulduğunda ve onun da kararıyla tabii, beş artı bir altı kişi var burada.
F- Sahnede nasıl olacağımızı çok merak ediyorum.
S- Komedi mi oynamak isterdin Aşkın’la dram mı ?
A- Aslında bizim Opera’daki Kel diye bir projemiz var da… Çok gündemde şu sıralar…
F- Ben de şarkı söyler dans ederim işte.
S- Bak Flamenko kursuna gitmesine de gerek kalmaz işte 🙂 Sen zaten kelsin. Başlığımı buldum ben ya, Opera’daki Kel.
Pekii tarihi bir karater olsaydın ?
A- Zaten tarihi bir karakterim. A ! Gargamel.
S- Oha ! Acaip benziyorsun.
A- Evet bir tatil şeyinde yanında bir fotoğrafım var. Tek kastım abi Gargamel.
F- Yollarım sana.
A- Bir kaç minik dokunuşla tamam 🙂
S- Sen kimsin Füruzan ?
A- Hafize Sultan.
S- O kim ya ?
A- Ne bileyim ben ?
S- Gargamel gibi yani ?
F- Eskiden Safinaz’a benzerdim ama şimdi biraz kilo aldım.
A- Röportaj çıkınca Safinaz kalacaksın.
S- Peki şu Nasıl Bir Tiyatro’yu biraz konuşmak istiyorum ama önce sen nasıl başladın ?
IMG-20150506-WA0010F- Ben 12 sene önce Müşfik hoca aldı beni tiyatroya, şimdi düşünüyorum da o günleri, çok güzeldi be Sevinç. Beni çağırmışlardı, ilk maaşımı elden aldım ben, 140 lira mı ne ? Bu ne demiştim ? Yani para alacağımı bile bilmiyorudum, öyle saf haller. Ben Bakırköy Belediye Tiyatrosundan başka tiyatro görmedim. Tuhaf yani. Sonra bir gün bir şey oluyor, bir şeyi merak ediyorsun ve bir tane soru soruyorsun. Tek bir soru.  Bir öğreniyorsun ki; doğrusu bu değil. Bilmeden sömürülmüşsünsün. Bilmeden olunca bir şey değil de öğrenince insana çok koyuyor. Yanlışı görüyorsun ve düzelmesini istiyorsun.
S- Bir şeyin neden ters gittiğini merak ettiğimiz bir zaman geliyor, herkes kendi zamanında fark ediyor galiba bunu, keşke aynı anda merak etsek de olmuyor öyle.  Bir soru soruyorsun, onun cevabını alıyorsun ama bu kapı bir sürü başka soruya açılıyor. Sen daha çok sormaya başlıyorsun. Amma kurcaladın be kardeşim diyorlar. 
F- Aynen. O zaman böyle olmamalı şöyle olmalı diyorsun. Haklarını öğreniyorsun, öğrendikçe daha çok öğrenmek istiyorsun. Ama insanlar artık soru sormanın hata olmadığını anlamaya başladı, bu bile güzel bir şey mesela. Bir iki güzel bir şey olunca benden mutlusu olmayacak.
A- Nasıl bir çalışma yasası diye sorulabilir mesela.
S- Çok güzel. Peki çok sevdiğiniz bir repliğiniz desem ?
A- Ben geçenlerde düşündüm bunu oynarken. Oynarken düşünmek için çok vaktim oluyor. Ne kadar çok söyleyecek şeyimiz var dedim ben geçen. Benim en çok sevdiğim replik Arthur Miller‘ın Cadı Kazanı’nda Elizabeth, kocasına der ki ” Ben dünyada bu kadar iyilik olduğunu bilmezdim ” der, o replik çok hoşuma gider benim. En sevdiğim replik odur.
S- Hiçbir zaman söyleyemeyeceğin bir replik bu.
A- Evet ama birileri söylüyor işte dünyada…Cadı Kazanı biliyorsunuz işte harika bir oyundur.
S- Bak şimdi başlığım değişiyor.
A- Neden ? Opera’daki Kel güzelmiş.
S- Hopkins’le Opera’daki Kel. 
S- Geri dönüp de oynamak istediğin bir rolün var mı ?
F- İlk tiyatroya işte Müşfik hoca beni Teneke oyunuyla almıştı. Orada o zaman tiyatronun en genci bendim. Hoca bana 90 yaşında moruk, iki büklüm bir kadın rolü vermişti. İlk rolüm oydu tiyatrodaki. Bir daha nasıl yaparım, o zaman nasıl bir cesaretle oynamışım çok merak ediyorum mesela.
S- Haftaya gene buluşalım mı ? Piknik yapalım.
A- Tabii.
S- Yayınlansın, yayınlanmasın. Çok tatlısınız ya !

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı